12 Eylül travması
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

12 Eylül travması

Bu, tarihin akışına vurulan bir darbedir. "12 Eylül" tam manasıyla "bir darbedir". Askeri bir darbe değil sadece, aynı zamanda zihinsel bir darbedir. Entelektüel kesime vurulan bir darbedir. Memurun alçak gönüllü ve "vatan ve milletini seven" zihniyetinden "işini bilen" bir memur tipine doğru evirildiği bir dönemin bugüne kadar değişmeden yaşamaya devam eden travmasıdır

Dün 12 Eylül'dü. Daha dün gibi sanki bizim neslimiz için. 1980 senesinin analizleri çok yapıldı üniversitedeki araştırmacı hocalar tarafından, ki onların birçoğu "1402'likler" adıyla anılan hocalar, "olayda" yer alan insanlardı. 12 Eylül bir "olaydı". Travmatik bir "olaydı". Türkiye; bir başka döneme, başka bir politik ekonomiye, başka bir ideolojiye, başka olaylara gebe kalacak yeni döneme hazırlanmaktaydı. Türkiye toplumsal olarak başka bir zihniyete hazırlanıyordu; başka bir eğitim sistemine, başka bir tarih yazımına doğru sürüklenmeye doğru itiliyordu. Travma hazırdı. "12 Eylül" sadece ideolojik olarak yükselmekte olan sosyal demokrasiyle işleyen bir solu değil, aynı zamanda artık bir daha kafasını kaldırmaya bile yeltenemeyecek bir kopuşa doğru yollanmaktaydı. Yeni kavramlar ortaya çıkacaktı. "İhracat ve teşvik" dışa açılımla birlikte "turizm cenneti" olarak görülen vatandaki "yurdum insanının" kafasını çelecekti. "Yurdum insanı" lafı da o dönemlerden sonra kullanılan bir tabir olmadı mı?

"Olay var! Olay" bir reklam kampanyasının adı da olabilirdi ve zaten Fransa'da aynı yıllarda Lafayette Mağazasının reklamında "her an Galerie Lafayette'de bir olay olmaktadır" cıngılı o sıradaki "indirimleri" haber vermekteydi. Olay olmakta olan bir travmaya çağırmaktaydı herkesi. "Orta sınıf" ise yok olmaya yüz tuttuğunda yeni bir tabaka ortaya atıldı: "Orta direk". Bu sefer maaşlı devlet memurlarının veya esnafın orta sınıfı değil, devletten bağımsızlaşmış bir tabakanın kendi para ekonomisiyle kendi "bacağından asılan" ve "kendini kurtaran" sınıflara verilen bir tabir olarak işlemeye başlamıştı. Evler satılmaktaydı; iyi mahallerde yaşayan memurların evlerini satıp da daha ucuz mahallelere taşınarak, parayı bankaya faize veya özel bankerlere faize vererek, paraya para kattıkları, yüksek faizlerle geçinen bir özel orta sınıfın ortaya çıkmaya başladığı yıllardı. Özelleşmeler ve devlete ait malların satışa çıkarıldığı ekonominin işlerlik kazandığı neo-liberalliğe doğru giden bir dönem "12 Eylül"ün "işletme modelini" oluşturmaktaydı.

Travma bir kere yaşanınca geçmek bilmiyor ya! Tarihin akışında bir şey değişmeye ve bir olayın etkisi ortaya konulmaya başlandığında, üzücü olan bazı şeyler ortaya konulmuş demektir. Kimisi için "sevindirici" olsa bile herkes için bir o kadar sevindirici olmayan olay "12 Eylül" ile kavramsallaşmıştı o tarihte. Tarihi değiştiren, suyun akışına müdahale eden bu olay bir kavram olarak işlemeye başlıyorsa, travma da zaten beraberinde oluşmaktadır. 

Bu, tarihin akışına vurulan bir darbedir. "12 Eylül" tam manasıyla "bir darbedir". Askeri bir darbe değil sadece, aynı zamanda zihinsel bir darbedir. Entelektüel kesime vurulan bir darbedir. Memurun alçak gönüllü ve "vatan ve milletini seven" zihniyetinden "işini bilen" bir memur tipine doğru evirildiği bir dönemin bugüne kadar değişmeden yaşamaya devam eden travmasıdır.

Bugüne kadar gelmektedir; çünkü travmaya ait olarak geçmişi bugüne ve hatta geleceğe bile bağlayabilecek olandır. Olayın kuvvetine ait olarak bir işlevi vardır. Tekrarların süregitmesiyle birliktedir. Tekrarlar ise, daha önce yeniden üretilmiş olanı yeniden üretmeye yarayan mekanizmanın işlerlik kazanmasıdır.

Biraz daha karmaşıklaştırmaya kalkarsak, tarihsel zamansallaştırmaya başka şeyleri eklemek gerekebilir. Aralık 1979'da Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ın işgali ve İran devrimi (Şubat 1978-Ocak 1979) olarak iki olaydır. Amerika'ya vurulan bu iki darbenin cevabının, Orta Doğu dış politikalarında nasıl şekillenmeye başladığını hatırlamak gerekecektir, belki de? "12 Eylül" böylece bir olay olarak, sadece Türkiye'nin iç meselelerinin parçası değil, uluslararası alanda büyük güçlerin kuvvetler dengesinin içinde yerini alacak olan neo-liberal politik ekonomilerin şekillenmeye başlamasıyla ilişkili olarak bir travmanın parçasıdır.

O haliyle "12 Eylül" kavramı bir "Büyük Olaydır". Açtığı yaralar da o kadar büyük ve derin olarak kalmıştır. Derinliğin içinden geçen zihniyet bugüne doğru gelmekte olan toplumsal zihniyetin büyük bir kısmını belirlemeye doğru yönelmiştir. Olay trajiktir her boyutuyla. Büyük Olay'ın trajedisi; hapishaneler, idamlar gibi büyük ideolojik ve aile travmaları değil sadece, bir toplumun duygusal şiddetini de belirlemeye başlayacak bir güce sahip olduğunu bize göstermektedir. Geçen senelerin yaşandığı bir tarihten kopmanın başlangıcıdır.

1980 sonrasında tarihçilerin bu kadar Osmanlı ve Cumhuriyet tarihine dönerek hatırlatmaya çalışması da bu şekilde belki de açıklanabilecek midir? En azından tarihi çalışmaların arttığını gözlemleyebiliriz. 1980'li yıllar eskiyi arşivlerde aramaya başlayan bir nesli ortaya koymuştur, kanımca. Bu değişimin ön belirleyicileri "12 Eylül" olayının arkasında yatmakta değil midir?

Bu travma sadece geçmişin unutulmayan hatırası değil, bilinçdışında saklı kalan toplumsal hafızanın da sakladığı bir kavram olarak "12 Eylül"dür. Geçmişi bugüne, şimdiki zamana taşımasının arkasından ayrıca sunulma imkanını içermeyen geleceği de belirleme gücüne, etkisine sahiptir. Bir bıçağın bıraktığı yara izi gibi toplumsal yara bir kere açılıp da bilinçdışına yerleştiğinde yas tutmanın ötesinde travmanın kalıcı olduğunu bize hatırlatmaktadır. Söz konusu yara o kadar korkunçtur ki, sanki geçmişten gelen değil de gelecekten şimdiki zamana ve geçmişe gelmiş bir yara izi gibidir. Birinci Dünya Savaşında yaralanan ve felçli kalan, "yaramı yaşamak için dünyaya geldim" diyen Fransız sürrealist şair Joe Bousquet'nin (1867-1950) yazısında hatırlatıldığı gibi baştan yazılan bir yara olarak anlaşılmaktadır. Bu gelecek o kadar radikal bir gelecek olarak durmaktadır ki, önceden belirli olan geleceğin izi, orada, baştan yerini almış olur.

Travmadan çıkarak yas tutmak ne kadar zorsa bugün, bu "Büyük Olayı" hatırlamadan geçmek de belki imkânsız demektir. Belki de o nedenden dolayı, güncelin travmalarını sadece şimdiki zamanda sakladığımızda asıl geçmiş travmanın geldiği yeri, olayı ıskalayabiliyoruz.

Ali Akay kimdir?

Ali Akay Paris’te, 1976-1990 yılları arasında Paris VIII Üniversitesi’nde Sosyoloji, Felsefe ve Siyaset Bilim okudu. 1990 yılından beri İstanbul’da, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesidir. Aynı Üniversitenin Resim Bölümü’nde 1992 yılından beri doktora derslerini sürdürmektedir.

Yurt dışında Paris, New York ve Berlin'de dersler vermiştir. Türkiye’de ve yurt dışında birçok kurumsal ve kurum dışı sergilerin küratörlüğünü yapmıştır. 

1992 yılında Toplumbilim dergisini kurmuş ve 2011 yılına kadar bu dergiyi sürdürmüştür. 2011 yılında, Toplumbilim dergisinin yeni ismiyle şu anda devam etmekte olan Teorik Bakış dergisini kurmuştur.

Yurt içinde ve yurt dışında yazıları  yayınlanmıştır ve sanat, sosyoloji ve felsefe üzerine birçok  kitabı vardır. 

 

İlgili İçerikler