1891 yılında Fransız tenisçiler için açılan, 1925 yılında uluslararası turnuvalar için kabuk değiştiren Paris’in ünlü Roland Garros stadyumu benim Paris hikâyemde de önemli bir yer tutuyor.
1980’li yıllarda Paris’teki profesyonel moda tasarımcılığı kariyerimin başlangıcında iken oluşturduğum arkadaş grubunda bulunan ve daha sonraları dünyaca ünlü bir tenisçiye dönüşen Yannick Noah ile Rolland Garros stadını komşu kapısı haline getirmiştik. Büyükada’daki Değirmen Plajı’nın tenis kortunda aldığım birkaç ders dışında pek bilmediğim bu spor dalının turnuvaları, o günlerden sonra katılmaktan ve izlemekten çok büyük keyif aldığım bir hobiye dönüştü.
Roland Garros stadyumu
İlk bakışta ünlü bir tenisçinin adı gibi algılanan ancak I. Dünya Savaşı esnasında hayatını kaybeden bir askeri pilot olan Rolland Garros’un ismi spor kompleksinin sponsoru ragbi oyuncusu Emile Leslieur’un yakın arkadaşının adını yaşatmak arzusu ile şart koşması sonucunda verilmişti.
1920-1930’lu yıllarda tenise hâkim olan ve “Dört Silahşorlar” olarak adlandırılan Fransız tenisçilerin Coupe Davis’ikazanmaları üzerine Paris’te bir büyük tenis stadyumu inşa etme zorunluluğu doğmuş ve Lesliur devreye girmişti. Dört silahşorlardan biri olan “Timsah” lakaplı Réne Lacoste daha sonraları bugünlere kadar gelecek olan kendi markasını yaratacaktı.
Tenis tarihinde kadın oyuncuların moda ikonuna dönüşerek star statüsü alması eskilere dayanıyor.
Altı kez Wimbledon Tenis Turnuvası şampiyonu olan Fransa’nın ilk kadın tenisçisi Suzanne Lenglen, aynı zamanda spor-moda ilişkisine yön veren ilk kadın sporcu olarak da kabul edilir. Lenglen, dönemin önemli modacılarından Jean Patou imzalı beyaz plise etek ve siyah renk tül saç bandı ile döneminin tenis kort imajını yaratmıştı.
Suzanne Lenglen
1980-90’lı yıllarda tenis turnuvalarını kasıp kavuran Arjantinli oyuncu Gabriela Sabatini lüks markaların yüzü olma geleneğini başlatmış, daha sonra gelen Serena Williams, Venus Williams, Maria Sharapova, Anna Kounikova gibi tenisçilerin spor markaları ile iş birliğine gitmelerinin yolunu açmıştı.
Spor dünyası ve moda iş birliği, zamanla tenis dışında başta futbol olmak üzere birçok dalda “spor-performans-stil” estetiğine dönüştü.
Son dönemlerin gözde tenis oyuncusu Naomi Osaka, “Teklerde ilk Asyalı oyuncu” olma ünvanını taşıyor. Japon asıllı olan Osaka, aktivizm, genç kültür ve moda gibi terimleri benliğinde taşıyan genç nesil ikonların başını çekiyor.
“Çok konuşmam, giysilerim benim yerime konuşuyor” sözleri ile tanınan tenisçi, Japonlara özgü ananelere ve sembollere saygı duyma çerçevesinde Paris’te gerçekleşmekte olan 125. Roland-Garros Turnuvası’nın açılış töreninde artistik mesajlar verdi.
Naomi Osaka
Osaka, İsviçreli tasarımcı Kevin Germanier tarafından Eyfel Kulesi’nin ışıklandırma kurgusundan esinlenerek tasarlanan işlemeli kostümü ile “Moda’nın Başkenti” ünvanlı Paris’e sembolik bir teşekkür mesajı vermiş oldu.
Germanier, geri dönüşüm ve upcycle (ileri dönüşüm) gibi değerlere olan hassasiyeti ile kurduğu markası ile tanınıyor. Londra’nın prestijli moda okulu Saint Martin’s School of Art mezunu olan tasarımcı, lüks, sürdüelebilirlik ve geri dönüşüm olgularını bir araya getirerek yeni bir lüks marka yaratma anlayışına öncülük ediyor.
Fütürist ve renkli tarzı ile moda üstü bir yere oturtulan Germanier’nin tasarımları, Lozan’daki çağdaş sanat müze kompleksi Mudac’ta sık sık sergileniyor.
Osaka’nın aynı tasarımcının imzasını taşıyan kort üniforması ise Nike’ın kullanım dışı kalmış kumaşları kullanılarak tasarlanmış.

Açık açılış maçında katılarak rakibi Jessica Maneiro’yu ezici bir skorla yenen bir diğer star tenisçi olan Belaruslu Aryna Sabalenka ise maç boyunca boynunda taşıdığı pırlanta ve garnet taşlarından tasarlanmış kolyesi ile gündeme oturdu.
Aryna Sabalenka
Mutlu bayramlar dileklerimle…


