
Art Nouveau (Yeni Sanat) olarak bilinen ve kısa süreliğine de olsa başta mimari olmak üzere resim, heykel, grafik ve dekoratif sanatlarla moda anlayışını da etkileyen akım, herhangi bir sanatçı veya sanatçılar grubunun öncülüğünde oluşmadığı için anti-akademik bir nitelik taşıyor.
Endüstri devrimine tepki olarak 19. yüzyıl sonunda Brüksel'de doğan akım kısa sürede tüm Avrupa'yı etkilemişti. Her ülke kendi mimar ve sanatçılarının yorumlaması ile değişik eserlere imza atmış olsa da, doğa ve kadın figürleri akımın ana hatlarını oluşturuyordu.
Bitki motifleri, çiçeklerle süslenmiş kadın başı figürleri, kıvrımlı zarif dekoratif süslemeler, Art Nouveau tarzının kodlarını oluşturuyordu.
Fransa'nın Nancy kenti, Emile Gallé'nin cam işçiliğine uyguladığı yaratıcılığı ile bu akımın önemli merkezlerinden biri haline gelmesine neden olmuştu.
Gallé, seramik ve kristal cam üfleme sanatlarına kazandırdığı yeni teknik buluşlarla devrim yaratmış, Art Nouveau akımının en önemli sanatçılarından biri olarak kabul edilmiştir.

Avrupa'nın birçok şehri, bu akımın mimari yansımalarımdan doğan eserlerle süslenmiştir. Paris, Hector Guimard ve Jules Lavriotte gibi mimarların öncülüğünde, şehrin değişik bölgelerinde inşa edilen birbirinden görkemli binalarla döneme imza atan şehirlerden biri olmuştur.
Birinci Dünya Savaşı'nda son bulan Yeni Sanat'ın devamında bu kez "Art Deco'' akımı doğmuştur.
Art Nouveau akımının Türkiye'ye etkisi ise Padişah Abdülhamid devrinde, Fransız mimar Alexander Vallaury ile İtalyan Raimondo d'Aranco'nun İstanbul'a gelmiş olmaları ile gerçekleşmiştir.
Aranco'nun İstanbul'a kazandırmış olduğu mimari eserler arasında önemli bir yer tutan Beyoğlu'ndaki Botter binası, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından restore edilerek Sanat ve Tasarım Merkezi adı altında 15 Nisan'da kapılarını halka açtı.
Önünden her geçişimde ,''Bu bina Paris'te olsa bu halde bırakılmazdı" diye şikâyet ettiğim Botter, şimdi yenilenmiş olarak tekrar yaşama geri döndü.
"Casa Botter" galeriye dönüştürülen zemin katında, Melike Bayık küratörlüğündeki "Düşler, Hakikatler" sergisi ile ziyaretçileri karşılıyor.

Binanın beni ilgilendiren kısmı ise, tarihte "Türkiye'nin ilk modaevi "unvanına sahip olmuş olması.
Birkaç yıl önce Paris'in ünlü moda müzesi Galliera'da gerçekleştirmek istediğim ancak proje olarak kalan "Fransa ve Osmanlı İmparatorluğu arasındaki moda etkileşimi'' sergisi için İstanbul ve Paris'te arşiv çalışmaları yapmıştım.
Osmanlı zamanında İstanbul'da yasamış olan Fransız terzilerle ilgili yaptığım araştırmalarda Botter ismine rastlamıştım.
Hollanda asıllı olan Johannes Theodorus Botter ( 1845-1917) Abdülhamid'in özel terzisi olarak biliniyor. Padişah'la kurduğu yakın dostluk sonucunda, Mimar d'Aronco ile bizzat birlikte çalışarak kendisine tahsis edilen arsada bu binayı inşa ettirmiş olduğunu öğreniyoruz.
Casa Botter'in bir diğer özelliği ise, alt katında bugünkü anlamda "show room''u olan, üst katlarda ise atölyelerle modacının kendi yaşam alanının bulunduğu ilk moda evi unvanını taşıyor olması.
Mutlu bayramlar.

|
Alex Akimoğlu kimdir? Alex Akimoğlu, 1976 yılında Fransa'ya giderek Sorbonne Üniversitesi Fransızca ve Joffrin Byrs Akademisi moda tasarımcılığı bölümlerini bitirdi. Aynı zamanda École Supérieure de Journalisme'de (Gazetecllik Yüksek Okulu) öğrenim gördü. Pierre Cardin, Jean Louis Scherrer ve Japon markası Hanae Mori'de tasarımcı olarak Paris ve Tokyo'da kariyerini sürdürdü. Radikal gazetesinde başladığı moda yazarlığına (1997-2007), Referans gazetesinde “Moda Ekonomi” köşesinde (2009 - 2010), İstanbul Life m.o.d.a İstanbul köşesinde (2010 - 2019), ELLE Türkiye dergisinde ELLE Son Bakış köşesi ile devam etti. 2020 yılından beri T24'te yazıyor. |


