Dün akşam on binlerce yurttaş meydanlarda, sıfır derecede, ümitlerini bağladığı siyasi oluşuma olan desteğini haykırarak tekrarlıyordu.
İnançları yönünde siyaset yapmanın bedelini, 30 yıl önceki diplomasının hesabını vererek, 10-12 metrekarelik emniyete ait bir odada sabahı bekleyerek geçiren bir siyasetçi ödüyordu.
Her üretimin, eylemin bir sonucu vardır. Fizik böyle söyler. Olaylar güç yaratır ve o güç bir yerde kullanılır. Bu yalnız fiziki olaylarda değil, toplumsal olaylarda da geçerlidir. Sonuç vermeyen düşünce, laf olmaz. Bazen benzer düşünen insanlar, bunu bir araya getirerek ifade eder, eyleme dönüştürür, bundan siyaset doğar.
Hafızalarımızdan silinmeyen 128 milyar dolar olayının ardından da izlenen düşük faize dayalı para politikası, nas diyerek geçiştirilmemeli, kime yaradığı sorusu sorulmalıydı.
Nedense suçu değil suçluyu arıyoruz, özle değil, dedikoduyla mutlu oluyoruz.
1992 yılının galiba eylül ayıydı. İngiltere ekonomisi iyi gitmiyordu. George Soros bu koşullarda hükümetin poundun değerini koruyamayacağını düşünerek, külliyetli miktarda pound üzerinden borçlandı. Akıllı bir kumarbazdı. O günün akşamına, Soros borçlanmasının da etkisiyle pound piyasada değer yitirdi.
George Soros
Hükümet dayanamadı, poundun değerini düşürdü. Soros da sabah satın borçlandığı değerin altında poundu bu yeni değerinden geri ödedi ve milyarder oldu.
128 milyar doların buharlaşmasını TL’nin değer yitirmesi izledi. Ama piyasada olanlar elbette onunla kalmadı.
Nereden çıktığı bilinmeyen bir kişi görevlendirildi, o da kkm diye bir mucizevi “ekonomik intihar” yöntemi (assisted euthenasia) getirdi. Sabırlı Türk toplumunun bazı üyeleri bu yoldan para kazandığını zannederken, aslında yara derinleşti.
Oysa benzer iki kere iki beş eder mucizelerini yaşayalı daha kaç yıl olmuştu.
Son 40-45 yılın tarihini yazanlar, bu kadar çok yanlışın nasıl yapıldığını, bunu ancak işini bilen memurların (bu söz 45 yılı başlatan siyasiye aittir) yapabileceğini göreceklerdir.
19 Mart’ta olanları bazılarımız şaşkınlıkla, endişeyle izlerken, bu işleri iyi bilenler ve piyasayı tanıyanlar oyuna girdiler.
Onlar sadece TL satıp dolar, euro veya başka paralar cinsinden borçlanmakla kalmadılar. Borsa şirketlere sermaye sağlamak yanında, böyle günler için var. Oyuncular tanıdıkları hisseleri sabahki değerinden sattılar, değer düşüşü bir oranı geçince sistem durdu, sonra yeniden açılınca oyun devam etti.
Böylece akıllılar, her kimse, iki yoldan para kazandı.
Bunlar olurken Türkiye’nin hastalıklı demokrasisi bir darbe daha yiyordu.
Ama siyaset devam ediyordu, saflar yeniden oluşuyordu. Yani siyaset ve şaşırarak da olsa vatandaş öğrenmeye devam ediyordu.
Kapitalizmin kurumları, borsa, döviz piyasası, görevlerini yerine getirirken, onarılması güç hasarı gören, hukuk, adalet ve onların mekanizması olan yargıydı.
Bir diğer hasar ülkede zaten yerlerde sürünen “güven” oldu.
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth son büyük ekonomik krizden sonra iktisat ulemasına “siz neredeydiniz” diye sormuştu, şimdi de vatandaşın iktisatçılara, bütün bunlar olurken nerede olduklarını sormak hakkıdır.