Yapay zekâ yoğunlukla tartışılan, anlamaya çalıştığımız ve çoğumuzun kaygı ile değerlendirdiği bir konu. Kaygının nedeni, adeta bir yerde bir becerikli bilgisayar tüm yaşamımızı, kişisel tercihlerimizin oluşumunu, devletlerin yönetimini, neleri tüketeceğimizi, hangi işlerde çalışacağımızı belirleyecek, yönetecek. Hepimiz birer robota dönüşeceğiz.
Buna yol açacak olan ise artık insanların öğrenen, düşünen, bizzat bizim gibi ve daha ötesi insan beyninin sınırlamalarına tabii olmadığı için hem bilgiyi hem de malzemeyi daha yüksek bir beceriyle işleyecek olan bilgisayarların bir büyük robotu yönetecek olması.
Henry Kissinger’in, Google ve Microsoft deneyimli Craig Mundie ve Eric Schmidt’le birlikte yazdığı son kitabında yapay zekâ, ümit ve insan ruhu konuları “doğuş-genesis” başlığı altında inceleniyor. Sonuç bölümünde evrenin satranç oyunundan mülhem olduğu, birkaç oyunu izlemenin ardından izleyenlerin de oynamaya başlayabileceği, pasif gözlemcilikten aktif katılıma geçmenin mantık değil, inanç hamlesi olduğu belirtiliyor.
Kissinger ve diğer yazarlar Albert Einstein’a dinle arasının nasıl olduğu sorulduğunda, şu yanıtı verdiğini not etmişler:
“Devasa ve duvarları tavana kadar çeşitli dillerde yazılmış kitaplarla kaplı bir kütüphaneye girmiş bir çocuk gibiyiz. Çocuk bu kitapları birisinin yazmış olması gerektiğini biliyor, ama bunun kim olduğunu bilmiyor, yazı dilini de anlamıyor.
Kitapların özel, anlamadığı, gizemli bir plana göre düzenlendiğini gözlüyor, anlamıyor ama bunda bir sır olduğunu hissediyor.
Bana kalırsa en kültürlü, akıllı insan Tanrı’yı böyle algılıyor.
Mükemmel bir şekilde düzenlenmiş, belirli yasalara göre davranan, ama bu yasaları ancak biraz anlayan bir evrende yaşıyoruz. Kısıtlı zihinlerimiz, insanlığın içinde evrildiği bu gizemli evreni kavramaktan aciz.”
Yapay zekâ, hız, çeşitlilik ve bugüne kadar kurguladığı zekâ hiyerarşisini yeniden düzenlemekte insan beyninden daha başarılı olabilecek mi? Yani yapay zekânın yeni algoritmalarla yarattığı yazılımlar, robotlar, o yazılımları hazırlayanlardan daha başarılı olabilir mi?
Yapay zekâ, adaların karaların uzantısı olması gibi, insanın sahip olduğu gücün bir uzantısı değil mi?
Yapay zekâ ile insan arasında nasıl bir ilişki veya rekabet düşünebiliriz? Yazılımların mülkiyeti onları hazırlayanlara ait olduğuna göre bu soru nasıl yanıtlanabilir?
“Şiddet, karamsarlık, irrasyonel yaşam tarzı ve açgözlülük”, makinelerin bu vasıfları taşıyan bir insanla karşılaştığını düşünelim, kendi beklentilerini nasıl yeniden düzenleyecek, ayarlayacaktır? Bir ihtimal, bunu istisna, a tipik bir örnek olarak görmesidir, diğer olasılık ise bunu moda deyimle “yeni insan” örneği olarak görmesi ve kendisini buna göre yeniden kurgulamasıdır.[1]
Socrates’ten, Plato’dan beri muktedir, iktidar, demokrasi konuları, bunlar arasındaki zıtlaşmalar incelenmekte. Yapay zekânın hız, çeşitlilik, konularında insan beynini aşacağına şüphe yok. Böylece toplumda zekâ hiyerarşisi yeniden düzenlenecek. Bunun toplumu, ülkeleri yöneten hiyerarşiler üzerindeki etkisini düşünebiliyor muyuz?
Bu konuda tercih hakkımız kalacak mı? Üstelik insan beyninin, nöronlar arası etkileşmenin geometrisini, fiziğini yeni yeni öğrenirken, kuantum fiziğinin sağlayacağı ölçme ve yeni paradigmaları kurgulama imkânı bizi evrende yepyeni ufuklara götürmeyecek mi? Burada A. Einstein’ın tanrı tasvirini tekrarlamak yerinde olur.
O zaman neden kaygılanıyoruz? Yapmamız gereken bu yeni evreni daha iyi tanımak, insanlığı daha az yanlış yapacağı bir ilişkiler dünyasına götürmek gerekmez mi?
İnsanoğlu olan bizler kendimiz için tanımladığımız o yukarılardaki kategoriye layık olmazsak, makineleri nasıl ikna edebiliriz? Yapay zekânın gelişmesiyle, yeni ölçme imkanlarıyla, yüzyıllardır biriken bilgiyi, verileri kullanarak distopi yerine gelecek nesiller için olumlu koşullar yaratamaz mıyız?
Yapay zekânın felaket getireceği kaygısıyla yaşayan düşünürler, kendilerini bu distopik dünyaya kaptırmışlardır. Soru, bunların dışında kalmayı başarmanın yolu nedir, yanlış yapay zekâda mı, yoksa insanoğlunun “ilk günah”tan beri içinden çıkamadığı miyop “kısır döngüde” ısrar etmesinde mi? Kissinger ve yazı ekibi yapay zekânın biriken “bilgiyi” kullanarak “düşünen” makine olduğunu, sonuçları uygulamanın bireylere kaldığını söylüyor.
Fransız felsefeci Alain Badiou şöyle demiş: Teknelerin biçimini belirleyen, hangisinin yol alıp karaya varacağını, hangisinin batacağını belirleyen, denizdir. O zaman sağ kalmak için daha iyi tekneler inşa etmek gerekir.[2]
Bitirirken, hiçbir insan veya insanlar grubu yapay zekâ sistemlerinin yaratacağı milyarlarca ilişki evrenini değerlendirme ve sonuca götürme gücüne sahip olamaz. Hamlet bir insan değildir, onun resmidir, yapay zekâ da bunun kod dizilerinden ve iri silikon parçalarından oluşan bir benzeridir.
Başlarken ne değişti demiştim; değişen, yüzyıllardır biriken ve son zamanlarda çokluğundan yakındığımız verileri, insan zihninden ve mevcut ölçme sistemlerinden çok daha hızlı bir şekilde değerlendirme imkanını veren yapay zekâ modelleridir.
[1] Kissinger,H.A., Craig Mundie, Eric Schmidt; Genesis, John Murray, Great Britain, s.68
[2] Badiou, A. Edward lee, “Coevolution of human and artificial intelligence” Berkeley Blogs, September 18, 2017


