Hastalık
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Hastalık

Birçok düşünür dünyada demokrasinin aşındığını, sağın güçlendiğini görüyor. Bunun nedenlerini sorguluyor. Toplumların yönetiminde rejimlerin sağlığının, hangisinin daha makbul olduğunun nasıl belirleneceği sorgulanmıyor. Bugün geldiğimiz noktada bu daha kritik hal alıyor

Hastalık

Sağlık nasıl bir şey?

Hastalık konusuyla kişisel veya bir yakınımızın sağlığı gündeme gelince ilgileniyoruz. Hastalığın göstergelerini tanıyor, onlarda değişiklik olduğunda, tıbba, yaşam bilimlerine başvuruyoruz. Yaşam bilimlerinin tedavi aletleri yüzlerce yıldır gelişiyor. İlaç endüstrisi milyar dolarlara varan araştırma bütçeleriyle yeni moleküller geliştirmeye çalışıyor. Bu harcamaların geri dönmesini sağlamak için geliştirilen “patent” müessesesi, toplum sağlığı argümanlarıyla haklı tartışmalara konu oluyor.

Vücudumuzun DNA özelliklerinde beklenmedik gelişmeler gözlendiğinde, hasta hücrenin sağlıklı hücreyle değiştirilmesine kadar giden gelişmeleri görüyoruz. CRSPR teknolojisi denilen buluş geçen yıl NOBEL tıp ödülünü kazandı. Uğur Şahin-Özlem Türeci bu buluştan yola çıkarak COVİD aşısını geliştirdi.

Bunlar insan sağlığı ile ilgili sorunlar. İnsanlar toplumlar olarak yaşıyor ve burada ekonomi kavramıyla karşılaşıyoruz. Ekonomide hastalığın ne olduğunu biliyoruz. Enflasyon, işsizlik, bütçe-dış ticaret açığı (çifte açık), deflasyon gibi durumlar, vücudumuzdaki hastalıkların gibi teşhis ve tedavi ediliyor. Ama bu kez işin içine toplumlar ve ülkeler, farklı ülke yönetimini ifade eden “devletler” giriyor.

Sağlıklı-sağlıksız, iyi-kötü rejim

Devlet yönetimi siyasi tercihlerin sonucudur. Devleti yüceltenler, ona üstün güç, yetki atfedenler bu tanımı benimsemeyebilir, ama devletin oluşumu siyasetle çok yakından ilişkilidir. Bu süreçte ekonomik rahatsızlıkların tedavisinden farklı olarak, toplumların yönetimi söz konusudur. Siyasette doğru sağlıklı yönetim nasıl tanımlanabilir? Siyasette hastalıkların tanımlanmasından ne anlamalıyız? Örneğin, faşizm, komünizm, hastalık mıdır? Demokrasi sağlık göstergesi midir?

Çin’de komünist partinin ve onun genel sekreterinin 1.4 milyar Çin’linin hayatını, Çin ekonomisini yönetmesi nasıl değerlendirilmelidir? Özeleştiri, hesap verebilirlik, sorumluluk ilkesi üzerine kurulmuş, saydamlık ilkesini genel sekreterin ayrıcalığı olarak tanımlamış bir yönetim nasıl değerlendirilmelidir?

Dünyanın en büyük demokrasisi olarak bilinen Hindistan, Başbakan Narendra Modi’nin Müslümanlara karşı Hinduları kayıran politikası ile nasıl değerlendirilmelidir?

ABD’nin ve onun önderliğinde “batı dünyasının” yıllardır temel sorunu, 1917’den beri komünizm olmuştur. Aynı şekilde eski Sovyetler Birliği ve Rusya’nın Çin’in temel sorunu kapitalizm olmuştur. Bu bir yandan, farklı iki ekonomi yönetim tarzının rekabeti iki emperyal gücün çekişmesi öte yandan, Kore’de, Vietnam’da yaşandığı gibi “çatışması” ve milyonların ölmesine yol açmıştır. Bunun son örneği de NATO’nun genişlemesi ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla gelişen savaştır.

İnsanlar neden barış içinde yaşayamıyor? Demokraside bildirilen tercihler elbet savaş istemez. O zaman yönetenleri savaşa yönelten, demokrasiyi sakatlayan nedir?

Sağlıksız yönetimin maliyeti

Nasıl ticaret üretime ve kazanca neden oluyorsa, savaş da savunma-saldırı endüstrilerinin çalışmasına ve kazanç elde etmesine neden oluyor. Burada bir alternatif maliyet hesabı neden yapılmıyor? Atılan her füze, uçan her dron, savaş uçağı, üreticisine kazanç sağlıyor; bu kazancın alternatif maliyeti, ölenlerle sakatlananlar oluyor, neden bunlar hesaplanmaz? Rusya kendi askeri kalmayınca, ki zaten nüfusu azalıyor, Kuzey Kore’den dünyayı bilmeyen, tanımayan insanları paralı asker olarak getirdi ve Ukrayna’ya karşı ölüme sürdü. Aynı şeyi yıllarca ABD de yaptı, vekalet savaşlarıyla yapmaya devam ediyor.

Bunlar yanıtını bilmediğimiz sorular, korkarım artık sormak dahi aklımıza gelmiyor. D.Trump iktidara gelmek için MAGA, Amerika’yı yeniden büyük yapalım kampanyasını ileri sürdü, şimdi de kendisine oy verenleri, iktidara gelmesi için seçim kampanyasında para verenleri mutlu ederek Cumhuriyetçi Parti’nin desteğini arttırmak için ithalatı kısacak gümrük vergileri getiriyor. Dürüst iktisatçılar bu vergilerin hiçbir işe yaramayacağını, sadece ABD vatandaşının giderlerini, ABD’de enflasyonu arttıracağını, ABD ekonomisinin temel sorunlarının giderilmesini sağlamayacağını söylüyor.

Toplum nerede, nasıl bakıyor olanlara?

Financial Times gazetesinde G.Rachman, ABD’de Brookings enstitüsü araştırmacılarını anarak “ama kazananlar bunlar değildir diyor, sağda konuşlanmış iktisatçılar, kamu oyu geliştiriciler için önemli olan, toplumun hoşuna giden “dans, gezme, eğlence, kitap tartışma kulüpleri, meditasyon” gibi tercihleri öne çıkarıyorlar, ama bunların hiçbiri demokrasi için savaşmaktan daha anlamlı değil” diyor.[1]

Birçok düşünür dünyada demokrasinin aşındığını, sağın güçlendiğini görüyor. Bunun nedenlerini sorguluyor. Toplumların yönetiminde rejimlerin sağlığının, hangisinin daha makbul olduğunun nasıl belirleneceği sorgulanmıyor. Bugün geldiğimiz noktada bu daha kritik hal alıyor. Çünkü hukukun hala işlediği ülkelerde siyasi liderlerin hiç düşünülmedik durumlara düştüğünü görüyoruz. Son örnek, Fransa’da sağın lideri Marine Le Pen’in suistimalden suçlu bulunması ve siyaset sahnesinden dışlanması. Bu Fransa’da ilk kez olmuyor. Önceki Başbakanlardan Sarkozy, Giscard d’Estaing, Alain Juppe ve çeşitli bakanlar yargıç karşısına çıktı ve hüküm giydi. Ülkemizde hukuk kalmadığı için yorum yapmıyorum, olmayan tartışılmaz.

D.Trump’ın özellikle Avrupa karşısındaki tavrı dünyanın en önemli ekonomik kitlesini düşündürmeye başladı. Sağa kayışın önemli örneklerinden birisini yaşan Almanya muhtemelen Friedrich Merz’le son şansını yaşıyor. Fransa’da E.Macron ince bir ipin üstünde başkanlık dönemini sürdürmeye çalışıyor. Le Pen’in mahkumiyeti ona bir yaşam öpücüğü olabilir mi? Yoksa Fransa merkez bankası önceki başkanı Jacques de Larosiére’nin sorduğu gibi dönüşü olmayan bir çöküş sürecinde mi? Öyleyse, kurtuluş nasıl bir otokrasi veya De Gaulle’ün kurduğu V.Cumhuriyet’ten sonra altıncıya mı geçecek?[2]

Bu durumda tuhaf bir tablo ile, aşınan demokrasinin karşısında otoriter rejim alternatifiyle karşılaşıyoruz. Hintli düşünür akademik Pratap Bhanu Mehta, demokrasinin aşınması korku yaratmaktadır. İnsanlar yaşamlarını nasıl sürdüreceklerini, iş bulup bulamayacaklarını sorgulamaktadır. Bunlar otoriter yönetimlerin arayıpda bulamadığı ortamlardır. Otoriter yönetimin sağı solu yoktur.

Biliyorum “sen neden söz ediyorsun, kendi ülkenin durumuna bak” diyeceksiniz. Bilmem bu yazdıklarımdan sonra ayrıca Türkiye’den söz etmeye gerek var mıdır? Yoksa sizler gereken yerlere “Türkiye” yazarak sorunun yanıtını veremez misiniz?


[1] Rachman, Gideon, FT 01.04.2025; Aslı Aydıntaşbaş Brookings Institute

[2] De Larosiére, Jacques, France’s Decline: Is İt Reversible? Odile Jacob, Paris, 2024

İlgili İçerikler