Prof. Dr. Talat Kırış’tan yeni kitap: Başucumda Deniz
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Prof. Dr. Talat Kırış’tan yeni kitap: Başucumda Deniz

Türkiye’nin dünyada da tanınan beyin cerrahlarından Prof. Dr. Kırış’ın, anıları ve öykülerinden sonra üçüncü kitabı olan ‘Başucumda Deniz’, altı bölümden oluşuyor. Kırış, kitabına başlarken, “Denizle ilişkim yıllar içinde bir kaptan olarak da gelişti. Mesleğim hekimlik, hekimliğin de en zor branşı, beyin cerrahisi… Deniz beni tedavi eden, sakinleştiren bir şifa oldu hayatımda… Kısmet oldu, dünyanın en zor denizlerinde bulundum… Güçlü rüzgârlarla, büyük dalgalarla baş edip bir şehre denizden girmenin tadına vardım. Denizde yaşadıklarımı yazmak, paylaşmak istedim” diyor…

Prof. Dr. Talat Kırış, köpeği Dagu ile seyirde…
Prof. Dr. Talat Kırış, köpeği Dagu ile seyirde…

T24 Haber Merkezi

T24 Kültür Sanat

Dünyanın önde gelen beyin cerrahları arasında bulunan ve dünya denizlerinde dolaşan bir yelkenci olan Prof. Dr. Talat Kırış, bazıları öykülerden oluşan deniz yazılarını“Başucumda Deniz” adlı kitapta bir araya getirdi. Literatür Yayınları’ndan çıkan Başucumda Deniz; “Beyne Giden Yol / Bir Beyin Cerrahının Anıları” ve öykülerinden oluşan “Uzak Deniz Küçük Yağmur”dan sonra Kırış’ın üçüncü kitabı.

Literatür Yayınları’nın Hayat serisinden “Deniz Yazıları” alt başlığıyla çıkan Başucumda Deniz, Prof. Dr. Talat Kırış’ın 2012-2024 yılları arasında Yacht Türkiye ve T24’te kaleme aldığı metinlerden yapılan seçkiye eklenen öykü ve sunumla oluşturuldu. Literatür Yayınları’ndan yapılan açıklamada, altı bölümden oluşan kitap hakkında şu bilgiler verildi:

Güncelleştirilerek altı bölümde toplanan yazılarda, bir beyin cerrahının denizciliğe duyduğu merakın, zaman içinde seyyahlığa varan bir maceraya dönüşmesini izliyoruz.

İlk bölüm ‘Seyahatler’ ile açılıyor. Grönland’ın uçsuz bucaksız beyazından Girit’in sıcak güneşine, farklı denizlerde yol alıyoruz.

İkinci bölüm ‘Kâşifler, Denizciler’ ise bize ilham verecek, belki ilk defa tanışacağımız isimlerin yaşam öykülerini anlatıyor.

Üçüncü bölüm ‘Tekneler’, özellikle denizcilik alanında ilerlemek isteyenlere önemli bilgiler, bilginin yanında ilginç anekdotlar veriyor.

Dördüncü bölüm ‘Yarışlar’, dünyanın en prestijli denizcilik organizasyonu olan Vendèe Globe hakkındaki yazılarından oluşuyor.

Beşinci bölüm ‘Edebiyat ve Deniz’. İçinden deniz geçen kitaplar hakkında incelikli yazılar…

Son bölüm ‘Doğa ve İnsan’ ise sömürgecilik, demokrasi gibi güncel kavramlara farklı bağlamlarda değinen, doğa karşısında sorumluluklarımızı hatırlatan bir bölüm.

Başucumda Deniz, denizciliğe, deniz sporlarına, bilinmeyen yerleri keşfetmeye ama aynı zamanda edebiyata, büyük tarihin küçük hayatlarımıza yansıma biçimlerine, kadim sorulardan güncele değinen, okurla diyalog kurar gibi hazırlanmış bir kitap.

Kitaptan tadımlık | Talat Kırış: Denize Sevdalanmak

BAŞLARKEN...

Denizle, gezegenimizin yaklaşık dörtte üçünü kaplayan o tuzlu suyla tanışmam, 3-4 yaşlarında Ataköy Plajı’nda oldu. O zaman­lar, yani 1960’larda Ataköy, şehir plancılarının iftihar edeceği bir sahil kasabası olarak tasarlanmış ve hayata geçirilmişti. Geniş ye­şil alanların, çocuk parklarının, bakkalların, banka gibi iş yerleri­nin toplu hâlde bulunduğu çarşı, mimarisi bile özenle planlanmış bir ilkokul ve harika bir plaj. Biz Ataköylülerin plaja girmek için aylık abonman kartları olurdu. Annem çantalarımızı hazırlar, bizi plaja götürürdü. Plajda modern soyunma kabinleri, pırıl pırıl bir kumsal ve kumların bittiği yerde başlayan büyülü tuzlu su vardı. Denizle tanıştığınız zaman yalnız o tuzlu suyla tanışmış olmuyor­sunuz. Balıklar, deniz minareleri, küçük yengeçler, yosunlar, çakıl taşları, kumdan kaleler... Koca bir evrenle tanışmış oluyorsunuz. Denizle çocukluğumda yapılan beşik kertmesi, ileriki yaşlarımda bir sevdaya dönüştü ve yaşamım boyunca devam etti, ediyor.

Yüzmeyi de daha o yaşlarda öğrendim. Hayatım boyunca da denizden korkmadım. Oysa deniz korkutucudur da. Büyük Fran­sız tarihçi Jules Michelet, La Mer (Deniz) isimli kitabına şöyle başlar: “Hayatı denizin üstünde geçen keskin ve soğukkanlı bir göz­lemci olan efendiden bir Hollandalı denizci, denizden edinilen ilk izlenimin korku olduğunu açıkça söylüyor. Su, karada yaşayan her varlık için soluk alınamayan bir element, bir boğulma ortamıdır. İki dünyayı çaresiz olarak ayıran ölümcül, sonsuz bir settir. Deniz adını verdiğimiz bilinmez ve dipsiz derinliği içindeki dev su kitlesinin, in­san imgelemine her zaman tehlikeli görünmüş olmasına şaşmamak gerek.”

Deniz korkulması değil ama saygı duyulması gereken bir dün­yadır. Üzerinde yürüdüğümüz, düştüğümüz zaman ayağa kalktığı­mız, etrafa baktığımızda irili ufaklı pek çok şey gördüğümüz ka­radan farklıdır. Sonsuz gibi görünen muazzam bir maviliktir. Kara gibi yerinde çakılı durmaz, bir canlı gibi sürekli devinim içindedir. İçine girdiğinizde hareketsiz durursanız batarsınız. Ses çıkarır. Ba­zen fısıldar, bazen kükrer. Değişkendir. Bir tabiatı vardır. Sakin za­manlarında, bir gün doğumu ya da gün batımının renklerini değ­me ressam tuvale dökemez. Kızdığında başka bir dünyaya gelmiş gibi olursunuz. Yükselen dalgaların üzerindeki köpüklerin beyaz­lığı arttıkça, suyun üstünde bir deniz aracının içinde bulunan in­sanın da tedirginliği artar. Muazzam su kütlelerinin hareketi, âdeta saatler içinde birkaç Mısır piramidi inşa edecek gibidir.

Yüzeyden gördüğünüz denizin içine doğru, bir deniz gözlü­ğüyle süzüldüğünüzde Alice’in Harikalar Diyarı’na girmiş gibi olursunuz. Işığın azalıp kaybolduğu derinliklere gelene kadar bir renk cümbüşü ordusu sizi karşılar. Balıklar, mercanlar, kabuklu­lar. Hepsi her an bir biçimde hareket eden yıldızlardan oluşmuş bir galaksi âdeta. Yüzeyi başka, derinleri bambaşkadır denizlerin.

Dünya var olduğundan beri insanların denizle ilişkisi olmuş­tur. Büyük denizci milletler olarak Polinezyalıları, Fenikelileri bi­liriz misal. Uygarlık, dünya karadan ibaret olsaydı, bugün geldiği seviyeye belki de binlerce yıl sonra ulaşırdı. Bugün bile insanlar arasında dolaşımda olan mal ve ürünlerin çoğu deniz yoluyla nakledilir. Denizle karşılaşan ilk insanlar, denizde seyir yapmayı öğrenmiştir. Önce basit deniz araçları, yıldızlardan kerteriz alına­rak yapılan navigasyon, giderek bir kayığa takılan bez parçasıyla yelkenin keşfi, daha büyük ve güçlü teknelerin yapılması derken günümüzde deniz üzerinde ve altında giden her türlü seyir, navi­gasyon ve iletişim imkânlarına sahip deniz araçları insanın deniz­lerle olan ilişkisini farklı bir boyuta taşımıştır.

Peki uygarlığın, teknolojinin gelişip ilerlemesi denizler için iyi mi olmuştur? Maalesef bu soruya “evet” demek mümkün de­ğil. Denizlerin kirliliği ve kirlenme hızı artmış, mikroplastikler en uzak okyanus sularında bile saptanır olmuş, deniz canlılarının sayıları sistematik olarak azalmış, kimi türler yok olma düzeyine gelmiş, küresel ısınma da üzerine tuz biber ekmiştir.

Artan hızlarda, bu sorunları günlük hayatımızda, yaşadığımız coğrafyada da her gün gözler hâle geldik. Bir zamanlar balık kay­nayan sularımız çölleşti. On yıl, yirmi yıl önce su altında gördü­ğümüz zengin su altı yaşamı tükenme noktasında. Denizlerimizi çöp dökme yeri olarak gören zihniyet yakın zamanda Marmara Denizi’nde gözlediğimiz korkunç müsilaj faciasına yol açtı ve ma­alesef bu daha öldürdüğümüz denizlerimizde olup biteceklerin başlangıç sahneleri.

Karadeniz, Ege, Akdeniz de farklı değil. Ülkemizi uzun yıllar­dır yöneten sağ iktidarlar ne karada ne de denizde çevreci oldular. Kâr, rant, inşaat şiar-ı millileri oldu. Sahil şeridinde yanan (yakı­lan) ormanları en kısa zamanda yeniden canlandıracağız diyenler çok geçmeden oralara oteller dikilmesinin, maden ocakları yapıl­masının yolunu açtı. Büyük denizcimiz Sadun Boro’nun bize ko­runmasını vasiyet ettiği elde kalan cennet koylarımız betonlaşma tehdidi altında.

Evet, karamsarlık diz boyu. Ama umut olmadan, mücadele etmeden yaşanmaz, teslim olmak denizcinin defterinde yazmaz. Nitekim deniz deyince tüm bu olumsuzlukların yanında çağlar boyunca, haritaları olmayan, iklimi bilinmeyen diyarlara, deniz­lere deryalara açılan denizciler gelir aklıma. O duyguyu anlama­ya çalışırım. Sıcak evinden, yuvasından ayrılıp bilinmeyen, sonu görünmeyen, tedarik bittiğinde içme suyu bile bulamayacağınız bir dünyaya adım atan cesur insanlar. Çocukluğumdan beri kâ­şiflerin hikâyelerini okurum. Başucumda duran kitaplar arasında illaki bir deniz kâşifinin öyküsünü anlatan kitap bulunur. Gururla söyleyebilirim ki kütüphanemde bulunan Kutup kâşifleri külliya­tı muhtemelen ülkenin en zengin arşivlerinden biridir.

Denizle çocukluktan sonraki ikinci tanışmam yelkenli bir tek­neyle denizlere açıldığımda oldu. Sahilden suya girip yüzüp çık­maktan bambaşka bir duygu denizin üzerinde doğanın bahşettiği kuvvetle, rüzgârla ilerlemek. Benim gibi bir şehir insanı yelkenli­ye adım attığında dünyası değişir birden. Doğayı hissetmeye baş­lar. Güneşin doğuşu, batışı, kuzeyi, güneyi anlam kazanır. Havayı koklamaya başlar insan. Rüzgârı yüzünde hisseder. Yönünü, gü­cünü takip eder. Denizin üstünde tüm bunlar hayatidir.

Denizle ilişkim yıllar içinde bir kaptan olarak da gelişti. Mes­leğim hekimlik, hekimliğin de en zor branşı, beyin cerrahisi. Her gün stres diz boyu, her gün bir insan hayatı ellerimde. Deniz beni tedavi eden, sakinleştiren bir şifa oldu hayatımda. Yavaş yavaş daha uzaklara gitmek isteği kıpraşmaya başladı içimde. Kısmet oldu, dünyanın en zor denizlerinde bulundum. Drake Pasajı’nı, Biskay Körfezi’ni iki kez yelkenli teknelerle geçtim. Güçlü rüz­gârlarla, büyük dalgalarla baş edip bir şehre denizden girmenin tadına vardım.

Denizde yaşadıklarımı yazmak, paylaşmak istedim. İlk deniz yazılarım Yacht Türkiye dergisinde yayınlandı, hâlâ yazdığım der­ginin bir yazarı olmaktan kıvanç duyuyorum. Sonuçta ben amatör bir denizciyim, yazılarımda hep “ben yapabiliyorsam herkes ya­pabilir” diye denizciliği teşvik etmek istedim. Hatalarımı, eksik­liklerimi ve elbette maceralarımı paylaştım. Yaşamımda beni en çok heyecanlandıran anlar bir maceranın içinde olduğum anlardır. O maceraya hazırlanmak, onu planlamak, adım adım gerçekleş­tirmek ve sağ salim eve dönmek. Benim için maceranın küçüğü büyüğü yoktur. İstanbul’dan bir tekneyle çıkıp Marmara Adası’na gitmek de bir maceradır, Grönland’da kanoyla Kuzey Kutup Dai­resi’ni geçmek de. Patras Körfezi’nde, dar Mesalongi Kanalı’nda seyrederken hemen yanda bir metrelik sudaki flamingoları izle­mek de, Ushuaia’dan Antarktika’ya çift camadan yelkenlerle süzü­lürken albatrosları, Cape petrelleri2 izlemek de aynı heyecanı verir.

Hayat bana güzel hediyeler verdi. Gezegenimizin en ücra köşe­lerini denizden dolaşma şansım oldu. Güney Okyanusu’nun orta­sında hemen yanı başımıza gelip bizimle oynayan kambur balina­lar, Antarktika’da penguenlerle geçirilen üç hafta, Hawaii’de dev deniz kaplumbağaları ve köpek balıklarıyla dalış, Grönland’da kanonun yanından geçen balinalar...

Bütün bunları yazılarımda paylaştım. Yacht Türkiye dergisi ya­zarlığım devam ederken Trump’ın Grönland’ı satın almaya kalk­ması üzerine yazdığım yazıyla başlayan T24’teki köşe yazarlığı serüvenim deniz yazılarıma farklı bir boyut kattı. Eskiden beri bir gazetede deniz üzerine yazmak isterdim. T24 bana bu fırsatı verdi. Yacht Türkiye dergisinde “Macera” başlığı altında gezileri­mi paylaşırken T24’te denize dair her şeyi yazmaya çalıştım, ça­lışıyorum. Her şey, tabii ki çok iddialı bir kelime. Ama çeşitliliği anlatabilmek için her şey dedim. Yazılarımda yolculuklarım var, maceralarım var, denizciler var, kâşifler var, deniz biyologları var, denize gömülmek isteyenler, derine dalanlar, yelken yarışları, ter­saneler, tekneler, masallar, efsaneler, şarkılar, Kutuplar, kitaplar, deniz kitapçıları, orkalar, narvallar3...

Deniz yazılarını bir kitapta toplama fikri aklımın bir köşesinde öteden beri vardı. Ne zaman ki Literatür Hayat Yayınları’ndan edi­törüm Senem Kaleli bu fikirle ortaya çıktı, tıpkı yeni bir maceraya atılır gibi heyecanla işe giriştim. Bu kitapta bulacağınız yazılar on beş yılı aşkın bir zamana yayılıyor. Başlıca Yacht Türkiye ve T24’te yayınlanmış yazılarımdan oluşuyor. “Kıyıdan Uzaklaşmanın Psi­kolojisi – Odysseus ve Sinbad”, Psikomitoloji Öyküleri 34 isimli ki­tapta bir bölüm olarak yayınlandı, “Jules Michelet, La Mer (Deniz) ve Ela Güntekin” isimli yazı da Yeni Deniz Mecmuası’nda. “Moby Dick ve Ben” daha önce bir mecrada yayınlanmadı. Kitabımda daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış bir yazı da olsun istedim ve bu elbette Moby Dick’le ilgili olmalıydı.

Yazıları belli bir kronoloji ve konu bütünlüğü takip etmeden sıralamıştım. Sonuçta bu bir roman değil. Ancak editörümün önerisiyle benzer konuları birleştirmenin daha iyi olacağına karar verdik ve altı bölüm ortaya çıktı. “Seyahatler”, “Kâşifler ve De­nizciler”, “Tekneler”, “Yarışlar”, “Edebiyat ve Deniz”, “Doğa ve İnsan” bölümleri. Yine de isterim ki denize meraklı okuyucu bu kitabı bir seyahatte yanına alsın ya da başucunda bulundursun, is­terse başından sonuna, isterse rastgele açıp içinden bölüm bölüm okusun. Yazılar denizle ilgili olmakla birlikte, yazıları yazdığım döneme dair gözlemlerim, güncelle ilgili yorumlarım, siyasete dair eleştirilerim ve hayata bakışım da var içlerinde. Farklı za­manlarda yazılmış yazılar olduklarından bazı tekrarlar kaçınılmaz olarak okuyucunun karşısına çıkacak, akış içinde rahatsızlık ya­ratmayacağını umuyorum.”


ARKA KAPAK

“Görmediğim, bilmediğim ülkeleri gezme fikri aklıma geldi. Çünkü şairin şu dizelerini hatırlamıştım: Güçlükler kazanılan zaferleri daha da güzelleştirir...”    

Sinbad 

“Talat Kırış için macera Batı’da Odysseus, Doğu’da Sinbad’la başlar. Kırış’a göre “denizin tuzunu dalgaların tepesinde tadan, rüzgârın şarkısıyla hayalleri çoğalan tüm denizcilerin ruhunda biraz Odysseus biraz da Sinbad vardır. Sıcak evinizin korunaklı atmosferinden çıkıp da o sonsuz maviliğin içinde bir ceviz kabuğu kadar kalmış teknenizle bu gezegenin denizlerinde bir kez seyir yaptığınızda, artık hastalık ruhunuza bulaşmış demektir, iflah olmazsınız. Deniz bir tutkudur. 

Başucumda Deniz ile cerrah, denizci, seyyah, akademisyen ve yazar Talat Kırış, okurlarını denizciler, kâşifler, deniz biyologları, denize gömülmek isteyenler, derine dalanlar, yarışanlar, tersaneler, tekneler, masallar, efsaneler, şarkılar, Kutuplar, kitaplar, balinalar ve narvallarla dolu bir yolculuğa çıkarıyor.”


KÜNYE

 

Kitap: Başucumda Deniz

Yazar: Talat Kırış

Editör: Senem Kaleli

Tür: Deneme

Sayfa sayısı: 316

Yayınevi: Literatür


Talat Kırış kimdir?

Türkiye’nin dünyada da tanınan beyin cerrahlarından Prof. Dr. Talat Kırış, çok sayıda ülkede beyin cerrahisinin çeşitli alanlarında eğitimler ve konferanslar vermekte, yurt içi ve yurt dışında eğitim amacıyla cerrahların izlediği canlı ameliyatlar yapmaktadır.

Aynı zamanda kıdemli bir seyyah ve denizcidir. Güney Amerika’dan Antarktika’ya yelkenliyle yolculuk, kanoyla Kuzey Kutup Dairesi geçişleri, kaptanlığını yaptığı teknelerle Biscay Körfezi ve boydan boya Akdeniz geçişi, New England bölgesi, Tiren Denizi, İyon Denizi, Adriyatik, Ege ve Marmara’da deniz yolculukları yapmıştır.

TEDx ve farklı sosyal platformlarda konuşmacı da olan Kırış’ın ilk yazarlık deneyimi, ortak bir çalışma olan Yer Gök Dört Duvar (Türkan Saylan ve Öğrencileri, Cumhuriyet Kitapları) 2009’da yayımlandı. Argos sanat dergisinde öykü ve denemeleri, Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinde yazıları yayımlandı. Doğan Kitap tarafından Beyne Giden Yol / Bir Beyin Cerrahının Anıları, (2021) daha sonra da Uzak Deniz Küçük Yağmur (2023) -öyküler- yayımlandı. 2012’den beri Yacht Türkiye dergisinde yazan Talat Kırış, Ağustos 2019’dan itibaren de bağımsız internet gazetesi T24’te düzenli olarak yazıyor.

TIKLAYIN | Talat Kırış’ın T24 yazıları

TIKLAYIN | Yacht Türkiye yazıları:

TIKLAYIN | Hayatınızın Kararı: TEDx konuşmaları

TIKLAYIN | Talat Hoca’nın Vapuru

TIKLAYIN | Beyne Giden Yol / Bir Beyin Cerrahının Anıları

TIKLAYIN | Talat Kırış’tan 33 yıla yayılan 33 öykü: Uzak Deniz Küçük Yağmur

İçindekiler

Başlarken... Denize Sevdalanmak

1. Bölüm: Seyahatler

“Canção do Mar,” Denizin Şarkısı

Antarktika - Beyaz Kıta - Gondvana’nın En Soğuk, En Güzel Kızı

Hudson Nehri’nde Yelken Macerası

Atlas Okyanusu’yla Tanışma - New England Sularında

Pasifik Okyanusu’nda Deniz Kaplumbağaları ve Köpek

Balıklarıyla Dalış

Yelkenliyle Kongre veya Doktorların Fırtınayla İmtihanı

Gökova’dan Urla’ya

Emborios Koyu

Atina’ya Doğru

Girit’e Doğru

Adriyatik Sularında

Tiren Denizi’nde - Sardinya, Korsika

Grönland - Vahşi Yaşama Dönüş

2. Bölüm: Kâşifler, Denizciler

Amiral Nelson’un Son Sözleri

Biz Karada Atatürk’ün, Denizde Sadun Boro’nun İzinden Gideriz

Bathynaut’ların Tarihi

Çağımızın İlham Veren Denizcilerinden Pete Goss’un Hikâyesi

Vazgeçmemenin Hikâyesi

Bill Amca

Karantinanın Kutuplardaki Hâli

Roald Amundsen ve Umberto Nobile

Doktor, Kâşif, Denizci, Dağcı, Botanik Bilimcisi: J. D. Hooker

Majestelerinin Gemisi Beagle’ın İki Kaptanı da Neden

İntihar Etti?

Kışı Bir Tavukla Baş Başa Kuzey Kutbu’nda Geçirmek

Reis Hatalıysa Sözünü Dinlemeyeceksin  

3. Bölüm: Tekneler 

Süperyat Bayesian Nasıl Battı?

Hallberg - Rassy Efsanesi

Kâşif Ruhlu Yelkenli - Garcia Explorer 45

En İyi Uzun Yol Teknesi Boreal 47.2

4. Bölüm: Yarışlar 225

Minik Yelkenlilerle Okyanusu Aşanlar

Dünyanın En Zor Spor Müsabakası Vendèe Globe

Vendèe Globe 2020 Yarışını Takiben

Vendèe Globe 2024 Bugün Başlıyor, Selametle...  

5. Bölüm: Edebiyat ve Deniz

Kıyıdan Uzaklaşmanın Psikolojisi - Odysseus ve Sinbad

Jules Michelet, La Mer (Deniz) ve Ela Güntekin

Soluk Mavi Nokta  

Spetses Adası’ndaki Büyücü

Moby Dick ve Ben 

Kitapçılar...

6. Bölüm: Doğa ve İnsan

Orkalar Yelkenlilere Neden Saldırıyor? 

Müsilajın Peşinde Marmara’dan Ege’ye, Bir Kırmızı 

Pazartesi Kâbusu

Grönland’daki Pislik ve Donald Trump

Lodosçular

Narval ve Kraliçeler

Zong Katliamı: İnsanlığın En Aşağılık Hâli

Denize Gömülmek

İlgili İçerikler