T24 Haber Merkezi
T24 Kültür Sanat
Dünyanın önde gelen beyin cerrahları arasında bulunan ve dünya denizlerinde dolaşan bir yelkenci olan Prof. Dr. Talat Kırış, bazıları öykülerden oluşan deniz yazılarını“Başucumda Deniz” adlı kitapta bir araya getirdi. Literatür Yayınları’ndan çıkan Başucumda Deniz; “Beyne Giden Yol / Bir Beyin Cerrahının Anıları” ve öykülerinden oluşan “Uzak Deniz Küçük Yağmur”dan sonra Kırış’ın üçüncü kitabı.
Literatür Yayınları’nın Hayat serisinden “Deniz Yazıları” alt başlığıyla çıkan Başucumda Deniz, Prof. Dr. Talat Kırış’ın 2012-2024 yılları arasında Yacht Türkiye ve T24’te kaleme aldığı metinlerden yapılan seçkiye eklenen öykü ve sunumla oluşturuldu. Literatür Yayınları’ndan yapılan açıklamada, altı bölümden oluşan kitap hakkında şu bilgiler verildi:
“Güncelleştirilerek altı bölümde toplanan yazılarda, bir beyin cerrahının denizciliğe duyduğu merakın, zaman içinde seyyahlığa varan bir maceraya dönüşmesini izliyoruz.
İlk bölüm ‘Seyahatler’ ile açılıyor. Grönland’ın uçsuz bucaksız beyazından Girit’in sıcak güneşine, farklı denizlerde yol alıyoruz.
İkinci bölüm ‘Kâşifler, Denizciler’ ise bize ilham verecek, belki ilk defa tanışacağımız isimlerin yaşam öykülerini anlatıyor.
Üçüncü bölüm ‘Tekneler’, özellikle denizcilik alanında ilerlemek isteyenlere önemli bilgiler, bilginin yanında ilginç anekdotlar veriyor.
Dördüncü bölüm ‘Yarışlar’, dünyanın en prestijli denizcilik organizasyonu olan Vendèe Globe hakkındaki yazılarından oluşuyor.
Beşinci bölüm ‘Edebiyat ve Deniz’. İçinden deniz geçen kitaplar hakkında incelikli yazılar…
Son bölüm ‘Doğa ve İnsan’ ise sömürgecilik, demokrasi gibi güncel kavramlara farklı bağlamlarda değinen, doğa karşısında sorumluluklarımızı hatırlatan bir bölüm.
Başucumda Deniz, denizciliğe, deniz sporlarına, bilinmeyen yerleri keşfetmeye ama aynı zamanda edebiyata, büyük tarihin küçük hayatlarımıza yansıma biçimlerine, kadim sorulardan güncele değinen, okurla diyalog kurar gibi hazırlanmış bir kitap.”
|
Kitaptan tadımlık | Talat Kırış: Denize Sevdalanmak BAŞLARKEN... Denizle, gezegenimizin yaklaşık dörtte üçünü kaplayan o tuzlu suyla tanışmam, 3-4 yaşlarında Ataköy Plajı’nda oldu. O zamanlar, yani 1960’larda Ataköy, şehir plancılarının iftihar edeceği bir sahil kasabası olarak tasarlanmış ve hayata geçirilmişti. Geniş yeşil alanların, çocuk parklarının, bakkalların, banka gibi iş yerlerinin toplu hâlde bulunduğu çarşı, mimarisi bile özenle planlanmış bir ilkokul ve harika bir plaj. Biz Ataköylülerin plaja girmek için aylık abonman kartları olurdu. Annem çantalarımızı hazırlar, bizi plaja götürürdü. Plajda modern soyunma kabinleri, pırıl pırıl bir kumsal ve kumların bittiği yerde başlayan büyülü tuzlu su vardı. Denizle tanıştığınız zaman yalnız o tuzlu suyla tanışmış olmuyorsunuz. Balıklar, deniz minareleri, küçük yengeçler, yosunlar, çakıl taşları, kumdan kaleler... Koca bir evrenle tanışmış oluyorsunuz. Denizle çocukluğumda yapılan beşik kertmesi, ileriki yaşlarımda bir sevdaya dönüştü ve yaşamım boyunca devam etti, ediyor. Yüzmeyi de daha o yaşlarda öğrendim. Hayatım boyunca da denizden korkmadım. Oysa deniz korkutucudur da. Büyük Fransız tarihçi Jules Michelet, La Mer (Deniz) isimli kitabına şöyle başlar: “Hayatı denizin üstünde geçen keskin ve soğukkanlı bir gözlemci olan efendiden bir Hollandalı denizci, denizden edinilen ilk izlenimin korku olduğunu açıkça söylüyor. Su, karada yaşayan her varlık için soluk alınamayan bir element, bir boğulma ortamıdır. İki dünyayı çaresiz olarak ayıran ölümcül, sonsuz bir settir. Deniz adını verdiğimiz bilinmez ve dipsiz derinliği içindeki dev su kitlesinin, insan imgelemine her zaman tehlikeli görünmüş olmasına şaşmamak gerek.” Deniz korkulması değil ama saygı duyulması gereken bir dünyadır. Üzerinde yürüdüğümüz, düştüğümüz zaman ayağa kalktığımız, etrafa baktığımızda irili ufaklı pek çok şey gördüğümüz karadan farklıdır. Sonsuz gibi görünen muazzam bir maviliktir. Kara gibi yerinde çakılı durmaz, bir canlı gibi sürekli devinim içindedir. İçine girdiğinizde hareketsiz durursanız batarsınız. Ses çıkarır. Bazen fısıldar, bazen kükrer. Değişkendir. Bir tabiatı vardır. Sakin zamanlarında, bir gün doğumu ya da gün batımının renklerini değme ressam tuvale dökemez. Kızdığında başka bir dünyaya gelmiş gibi olursunuz. Yükselen dalgaların üzerindeki köpüklerin beyazlığı arttıkça, suyun üstünde bir deniz aracının içinde bulunan insanın da tedirginliği artar. Muazzam su kütlelerinin hareketi, âdeta saatler içinde birkaç Mısır piramidi inşa edecek gibidir. Yüzeyden gördüğünüz denizin içine doğru, bir deniz gözlüğüyle süzüldüğünüzde Alice’in Harikalar Diyarı’na girmiş gibi olursunuz. Işığın azalıp kaybolduğu derinliklere gelene kadar bir renk cümbüşü ordusu sizi karşılar. Balıklar, mercanlar, kabuklular. Hepsi her an bir biçimde hareket eden yıldızlardan oluşmuş bir galaksi âdeta. Yüzeyi başka, derinleri bambaşkadır denizlerin. Dünya var olduğundan beri insanların denizle ilişkisi olmuştur. Büyük denizci milletler olarak Polinezyalıları, Fenikelileri biliriz misal. Uygarlık, dünya karadan ibaret olsaydı, bugün geldiği seviyeye belki de binlerce yıl sonra ulaşırdı. Bugün bile insanlar arasında dolaşımda olan mal ve ürünlerin çoğu deniz yoluyla nakledilir. Denizle karşılaşan ilk insanlar, denizde seyir yapmayı öğrenmiştir. Önce basit deniz araçları, yıldızlardan kerteriz alınarak yapılan navigasyon, giderek bir kayığa takılan bez parçasıyla yelkenin keşfi, daha büyük ve güçlü teknelerin yapılması derken günümüzde deniz üzerinde ve altında giden her türlü seyir, navigasyon ve iletişim imkânlarına sahip deniz araçları insanın denizlerle olan ilişkisini farklı bir boyuta taşımıştır. Peki uygarlığın, teknolojinin gelişip ilerlemesi denizler için iyi mi olmuştur? Maalesef bu soruya “evet” demek mümkün değil. Denizlerin kirliliği ve kirlenme hızı artmış, mikroplastikler en uzak okyanus sularında bile saptanır olmuş, deniz canlılarının sayıları sistematik olarak azalmış, kimi türler yok olma düzeyine gelmiş, küresel ısınma da üzerine tuz biber ekmiştir. Artan hızlarda, bu sorunları günlük hayatımızda, yaşadığımız coğrafyada da her gün gözler hâle geldik. Bir zamanlar balık kaynayan sularımız çölleşti. On yıl, yirmi yıl önce su altında gördüğümüz zengin su altı yaşamı tükenme noktasında. Denizlerimizi çöp dökme yeri olarak gören zihniyet yakın zamanda Marmara Denizi’nde gözlediğimiz korkunç müsilaj faciasına yol açtı ve maalesef bu daha öldürdüğümüz denizlerimizde olup biteceklerin başlangıç sahneleri. Karadeniz, Ege, Akdeniz de farklı değil. Ülkemizi uzun yıllardır yöneten sağ iktidarlar ne karada ne de denizde çevreci oldular. Kâr, rant, inşaat şiar-ı millileri oldu. Sahil şeridinde yanan (yakılan) ormanları en kısa zamanda yeniden canlandıracağız diyenler çok geçmeden oralara oteller dikilmesinin, maden ocakları yapılmasının yolunu açtı. Büyük denizcimiz Sadun Boro’nun bize korunmasını vasiyet ettiği elde kalan cennet koylarımız betonlaşma tehdidi altında. Evet, karamsarlık diz boyu. Ama umut olmadan, mücadele etmeden yaşanmaz, teslim olmak denizcinin defterinde yazmaz. Nitekim deniz deyince tüm bu olumsuzlukların yanında çağlar boyunca, haritaları olmayan, iklimi bilinmeyen diyarlara, denizlere deryalara açılan denizciler gelir aklıma. O duyguyu anlamaya çalışırım. Sıcak evinden, yuvasından ayrılıp bilinmeyen, sonu görünmeyen, tedarik bittiğinde içme suyu bile bulamayacağınız bir dünyaya adım atan cesur insanlar. Çocukluğumdan beri kâşiflerin hikâyelerini okurum. Başucumda duran kitaplar arasında illaki bir deniz kâşifinin öyküsünü anlatan kitap bulunur. Gururla söyleyebilirim ki kütüphanemde bulunan Kutup kâşifleri külliyatı muhtemelen ülkenin en zengin arşivlerinden biridir. Denizle çocukluktan sonraki ikinci tanışmam yelkenli bir tekneyle denizlere açıldığımda oldu. Sahilden suya girip yüzüp çıkmaktan bambaşka bir duygu denizin üzerinde doğanın bahşettiği kuvvetle, rüzgârla ilerlemek. Benim gibi bir şehir insanı yelkenliye adım attığında dünyası değişir birden. Doğayı hissetmeye başlar. Güneşin doğuşu, batışı, kuzeyi, güneyi anlam kazanır. Havayı koklamaya başlar insan. Rüzgârı yüzünde hisseder. Yönünü, gücünü takip eder. Denizin üstünde tüm bunlar hayatidir. Denizle ilişkim yıllar içinde bir kaptan olarak da gelişti. Mesleğim hekimlik, hekimliğin de en zor branşı, beyin cerrahisi. Her gün stres diz boyu, her gün bir insan hayatı ellerimde. Deniz beni tedavi eden, sakinleştiren bir şifa oldu hayatımda. Yavaş yavaş daha uzaklara gitmek isteği kıpraşmaya başladı içimde. Kısmet oldu, dünyanın en zor denizlerinde bulundum. Drake Pasajı’nı, Biskay Körfezi’ni iki kez yelkenli teknelerle geçtim. Güçlü rüzgârlarla, büyük dalgalarla baş edip bir şehre denizden girmenin tadına vardım. Denizde yaşadıklarımı yazmak, paylaşmak istedim. İlk deniz yazılarım Yacht Türkiye dergisinde yayınlandı, hâlâ yazdığım derginin bir yazarı olmaktan kıvanç duyuyorum. Sonuçta ben amatör bir denizciyim, yazılarımda hep “ben yapabiliyorsam herkes yapabilir” diye denizciliği teşvik etmek istedim. Hatalarımı, eksikliklerimi ve elbette maceralarımı paylaştım. Yaşamımda beni en çok heyecanlandıran anlar bir maceranın içinde olduğum anlardır. O maceraya hazırlanmak, onu planlamak, adım adım gerçekleştirmek ve sağ salim eve dönmek. Benim için maceranın küçüğü büyüğü yoktur. İstanbul’dan bir tekneyle çıkıp Marmara Adası’na gitmek de bir maceradır, Grönland’da kanoyla Kuzey Kutup Dairesi’ni geçmek de. Patras Körfezi’nde, dar Mesalongi Kanalı’nda seyrederken hemen yanda bir metrelik sudaki flamingoları izlemek de, Ushuaia’dan Antarktika’ya çift camadan yelkenlerle süzülürken albatrosları, Cape petrelleri2 izlemek de aynı heyecanı verir. Hayat bana güzel hediyeler verdi. Gezegenimizin en ücra köşelerini denizden dolaşma şansım oldu. Güney Okyanusu’nun ortasında hemen yanı başımıza gelip bizimle oynayan kambur balinalar, Antarktika’da penguenlerle geçirilen üç hafta, Hawaii’de dev deniz kaplumbağaları ve köpek balıklarıyla dalış, Grönland’da kanonun yanından geçen balinalar... Bütün bunları yazılarımda paylaştım. Yacht Türkiye dergisi yazarlığım devam ederken Trump’ın Grönland’ı satın almaya kalkması üzerine yazdığım yazıyla başlayan T24’teki köşe yazarlığı serüvenim deniz yazılarıma farklı bir boyut kattı. Eskiden beri bir gazetede deniz üzerine yazmak isterdim. T24 bana bu fırsatı verdi. Yacht Türkiye dergisinde “Macera” başlığı altında gezilerimi paylaşırken T24’te denize dair her şeyi yazmaya çalıştım, çalışıyorum. Her şey, tabii ki çok iddialı bir kelime. Ama çeşitliliği anlatabilmek için her şey dedim. Yazılarımda yolculuklarım var, maceralarım var, denizciler var, kâşifler var, deniz biyologları var, denize gömülmek isteyenler, derine dalanlar, yelken yarışları, tersaneler, tekneler, masallar, efsaneler, şarkılar, Kutuplar, kitaplar, deniz kitapçıları, orkalar, narvallar3... Deniz yazılarını bir kitapta toplama fikri aklımın bir köşesinde öteden beri vardı. Ne zaman ki Literatür Hayat Yayınları’ndan editörüm Senem Kaleli bu fikirle ortaya çıktı, tıpkı yeni bir maceraya atılır gibi heyecanla işe giriştim. Bu kitapta bulacağınız yazılar on beş yılı aşkın bir zamana yayılıyor. Başlıca Yacht Türkiye ve T24’te yayınlanmış yazılarımdan oluşuyor. “Kıyıdan Uzaklaşmanın Psikolojisi – Odysseus ve Sinbad”, Psikomitoloji Öyküleri 34 isimli kitapta bir bölüm olarak yayınlandı, “Jules Michelet, La Mer (Deniz) ve Ela Güntekin” isimli yazı da Yeni Deniz Mecmuası’nda. “Moby Dick ve Ben” daha önce bir mecrada yayınlanmadı. Kitabımda daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış bir yazı da olsun istedim ve bu elbette Moby Dick’le ilgili olmalıydı. Yazıları belli bir kronoloji ve konu bütünlüğü takip etmeden sıralamıştım. Sonuçta bu bir roman değil. Ancak editörümün önerisiyle benzer konuları birleştirmenin daha iyi olacağına karar verdik ve altı bölüm ortaya çıktı. “Seyahatler”, “Kâşifler ve Denizciler”, “Tekneler”, “Yarışlar”, “Edebiyat ve Deniz”, “Doğa ve İnsan” bölümleri. Yine de isterim ki denize meraklı okuyucu bu kitabı bir seyahatte yanına alsın ya da başucunda bulundursun, isterse başından sonuna, isterse rastgele açıp içinden bölüm bölüm okusun. Yazılar denizle ilgili olmakla birlikte, yazıları yazdığım döneme dair gözlemlerim, güncelle ilgili yorumlarım, siyasete dair eleştirilerim ve hayata bakışım da var içlerinde. Farklı zamanlarda yazılmış yazılar olduklarından bazı tekrarlar kaçınılmaz olarak okuyucunun karşısına çıkacak, akış içinde rahatsızlık yaratmayacağını umuyorum.” |
|
ARKA KAPAK “Görmediğim, bilmediğim ülkeleri gezme fikri aklıma geldi. Çünkü şairin şu dizelerini hatırlamıştım: Güçlükler kazanılan zaferleri daha da güzelleştirir...” Sinbad “Talat Kırış için macera Batı’da Odysseus, Doğu’da Sinbad’la başlar. Kırış’a göre “denizin tuzunu dalgaların tepesinde tadan, rüzgârın şarkısıyla hayalleri çoğalan tüm denizcilerin ruhunda biraz Odysseus biraz da Sinbad vardır. Sıcak evinizin korunaklı atmosferinden çıkıp da o sonsuz maviliğin içinde bir ceviz kabuğu kadar kalmış teknenizle bu gezegenin denizlerinde bir kez seyir yaptığınızda, artık hastalık ruhunuza bulaşmış demektir, iflah olmazsınız. Deniz bir tutkudur. Başucumda Deniz ile cerrah, denizci, seyyah, akademisyen ve yazar Talat Kırış, okurlarını denizciler, kâşifler, deniz biyologları, denize gömülmek isteyenler, derine dalanlar, yarışanlar, tersaneler, tekneler, masallar, efsaneler, şarkılar, Kutuplar, kitaplar, balinalar ve narvallarla dolu bir yolculuğa çıkarıyor.” |
|
KÜNYE
Kitap: Başucumda Deniz Yazar: Talat Kırış Editör: Senem Kaleli Tür: Deneme Sayfa sayısı: 316 Yayınevi: Literatür |
|
Talat Kırış kimdir? Türkiye’nin dünyada da tanınan beyin cerrahlarından Prof. Dr. Talat Kırış, çok sayıda ülkede beyin cerrahisinin çeşitli alanlarında eğitimler ve konferanslar vermekte, yurt içi ve yurt dışında eğitim amacıyla cerrahların izlediği canlı ameliyatlar yapmaktadır. Aynı zamanda kıdemli bir seyyah ve denizcidir. Güney Amerika’dan Antarktika’ya yelkenliyle yolculuk, kanoyla Kuzey Kutup Dairesi geçişleri, kaptanlığını yaptığı teknelerle Biscay Körfezi ve boydan boya Akdeniz geçişi, New England bölgesi, Tiren Denizi, İyon Denizi, Adriyatik, Ege ve Marmara’da deniz yolculukları yapmıştır. TEDx ve farklı sosyal platformlarda konuşmacı da olan Kırış’ın ilk yazarlık deneyimi, ortak bir çalışma olan Yer Gök Dört Duvar (Türkan Saylan ve Öğrencileri, Cumhuriyet Kitapları) 2009’da yayımlandı. Argos sanat dergisinde öykü ve denemeleri, Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinde yazıları yayımlandı. Doğan Kitap tarafından Beyne Giden Yol / Bir Beyin Cerrahının Anıları, (2021) daha sonra da Uzak Deniz Küçük Yağmur (2023) -öyküler- yayımlandı. 2012’den beri Yacht Türkiye dergisinde yazan Talat Kırış, Ağustos 2019’dan itibaren de bağımsız internet gazetesi T24’te düzenli olarak yazıyor. |
TIKLAYIN | Talat Kırış’ın T24 yazıları
TIKLAYIN | Yacht Türkiye yazıları:
TIKLAYIN | Hayatınızın Kararı: TEDx konuşmaları
TIKLAYIN | Talat Hoca’nın Vapuru
TIKLAYIN | Beyne Giden Yol / Bir Beyin Cerrahının Anıları
TIKLAYIN | Talat Kırış’tan 33 yıla yayılan 33 öykü: Uzak Deniz Küçük Yağmur
İçindekilerBaşlarken... Denize Sevdalanmak 1. Bölüm: Seyahatler
“Canção do Mar,” Denizin Şarkısı Antarktika - Beyaz Kıta - Gondvana’nın En Soğuk, En Güzel Kızı Hudson Nehri’nde Yelken Macerası Atlas Okyanusu’yla Tanışma - New England Sularında Pasifik Okyanusu’nda Deniz Kaplumbağaları ve Köpek Balıklarıyla Dalış Yelkenliyle Kongre veya Doktorların Fırtınayla İmtihanı Gökova’dan Urla’ya Emborios Koyu Atina’ya Doğru Girit’e Doğru Adriyatik Sularında Tiren Denizi’nde - Sardinya, Korsika Grönland - Vahşi Yaşama Dönüş 2. Bölüm: Kâşifler, Denizciler
Amiral Nelson’un Son Sözleri Biz Karada Atatürk’ün, Denizde Sadun Boro’nun İzinden Gideriz Bathynaut’ların Tarihi Çağımızın İlham Veren Denizcilerinden Pete Goss’un Hikâyesi Vazgeçmemenin Hikâyesi Bill Amca Karantinanın Kutuplardaki Hâli Roald Amundsen ve Umberto Nobile Doktor, Kâşif, Denizci, Dağcı, Botanik Bilimcisi: J. D. Hooker Majestelerinin Gemisi Beagle’ın İki Kaptanı da Neden İntihar Etti? Kışı Bir Tavukla Baş Başa Kuzey Kutbu’nda Geçirmek Reis Hatalıysa Sözünü Dinlemeyeceksin 3. Bölüm: Tekneler
Süperyat Bayesian Nasıl Battı? Hallberg - Rassy Efsanesi Kâşif Ruhlu Yelkenli - Garcia Explorer 45 En İyi Uzun Yol Teknesi Boreal 47.2 4. Bölüm: Yarışlar 225 Minik Yelkenlilerle Okyanusu Aşanlar Dünyanın En Zor Spor Müsabakası Vendèe Globe Vendèe Globe 2020 Yarışını Takiben Vendèe Globe 2024 Bugün Başlıyor, Selametle... 5. Bölüm: Edebiyat ve Deniz Kıyıdan Uzaklaşmanın Psikolojisi - Odysseus ve Sinbad Jules Michelet, La Mer (Deniz) ve Ela Güntekin Soluk Mavi Nokta Spetses Adası’ndaki Büyücü Moby Dick ve Ben Kitapçılar... 6. Bölüm: Doğa ve İnsan Orkalar Yelkenlilere Neden Saldırıyor? Müsilajın Peşinde Marmara’dan Ege’ye, Bir Kırmızı Pazartesi Kâbusu Grönland’daki Pislik ve Donald Trump Lodosçular Narval ve Kraliçeler Zong Katliamı: İnsanlığın En Aşağılık Hâli Denize Gömülmek |






