T24 Haber Merkezi
Yargılandığı Gezi Parkı davası sebebiyle 2017’den beri tutuklu olan, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan ve AİHM’in ‘derhal serbest bırakılmalı’ kararına rağmen tahliye edilmeyen iş insanı Osman Kavala’nın avukatları Philip Leach ve Başak Çalı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire duruşmasındaki savunmalarında, davanın yalnızca önceki AİHM kararlarının uygulanmamasıyla sınırlı olmadığı, 2019’daki ilk AİHM kararından sonra da yeni ve devam eden hak ihlallerinin sürdüğü vurgulandı. Avukatlar, son sekiz yılda Kavala’ya yöneltilen temel iddiaların ve sözde delillerin esasen aynı kaldığını, farklı suçlamalarla tutukluluğun sürdürülmesinin hukukun dolanılması anlamına geldiğini söyledi. AİHM Büyük Dairesi’nin de 2022 kararında bu durumu, aynı olguların yeniden sınıflandırılması olarak değerlendirdiğini aktardı. Başak Çalı da iç hukuk mahkemelerinin AİHM’in önceki iki kararını yok saydığını söyledi. Kavala’nın yargılama boyunca silahların eşitliği ilkesinden yararlanamadığını, telefon görüşmelerinin dökümlerini içeren dijital ses kayıtlarına erişemediğini hatırlatan avukatlar, bu kayıtların doğruluğunu denetleme ve delil niteliğini inceleme imkânı bulamadığını, davada kritik önemdeki tanıkların dinlenmesine de izin verilmediğini belirtti. Hükümetin bugün hâlâ Gezi Parkı protestolarını bir kalkışma gibi göstermeye ve George Soros gibi dış aktörlerle Kavala arasında bağ kurmaya çalışan komplo anlatısını sürdürdüğünü ifade eden avukatlar, bunun hiçbir nesnel kanıtla desteklenmediğini söylerken, Kavala dosyasının önceki AİHM kararlarından sonra da aynı siyasi ve hukuki sorunlar içinde sürdüğünü, bu nedenle iç hukukta etkili bir yol kalmadığını belirtti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 25 Mart Çarşamba günü bir kez daha Osman Kavala için toplandı. AİHM'nin temyiz organı olarak görev yapan 17 yargıçlı Büyük Daire'de, Kavala'nın ikinci başvurusunu ele almak üzere duruşma yapılan duruşma 2,5 saat sürdü ve duruşmaya AİHM Başkanı Mattias Guyomar başkanlık etti. Büyük Daire'nin duruşma sonrasında hemen karar açıklaması öngörülmüyor. AİHM Kavala'nın ikinci başvurusunu öncelikli olarak değerlendirmeye aldı. Nihai nitelikte olacak kararın, önümüzdeki aylarda açıklanması bekleniyor. Osman Kavala duruşmada Prof. Dr. Philip Leach ve Prof. Dr. Başak Çalı liderliğindeki bir heyet tarafından temsil edildi. Duruşmada Türkiye'yi de Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ve Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır'ın bulunduğu heyet temsil etti.
Duruşmada, Osman Kavala’nın avukatlarından Prof. Dr. Philip Leach, Kavala’nın bir sivil toplum aktörü ve insan hakları savunucusu olduğunu, azınlıkların kültürel hakları, sanatsal özgürlükler, demokrasi, barış ve uzlaşı için uzun yıllardır faaliyet yürüttüğünü söyledi. Leach, Kavala’nın ceza adalet sisteminin onu susturmak amacıyla araçsallaştırılması sonucu “benzeri görülmemiş” bir davanın konusu haline geldiğini belirtti.
AİHM’in önceki kararları savunmanın merkezinde
Leach, AİHM’in 2019 tarihli kararında Kavala bakımından özgürlük ve güvenlik hakkının (madde 5) ve hakların siyasi amaçlarla kötüye kullanılmasını yasaklayan maddenin (madde 18) ihlal edildiğini tespit ettiğini, Mahkeme’nin ayrıca Kavala’nın derhal serbest bırakılması gerektiğini söylediğini hatırlattı. Bu karar uygulanmayınca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ihlal prosedürü başlattığını, ardından AİHM Büyük Dairesi’nin 2022’de Türkiye’nin mahkeme kararlarına uyma yükümlülüğünü düzenleyen maddeyi (madde 46) ihlal ettiğine karar verdiğini vurguladı.
Bu kararların kritikik olduğunu belirten Leach, AİHM’in daha önce Kavala’ya yöneltilen “hükümeti devirmeye teşebbüs” ve “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamaları bakımından, dosyada makul şüphe oluşturacak yeterli delil dahi bulunmadığını açık biçimde ortaya koyduğunu belirtti. Mahkeme ayrıca, Kavala’ya karşı kullanılan olguların ve faaliyetlerin, aslında Sözleşme’nin koruduğu hakların kullanımı kapsamında, tamamen yasal faaliyetler olduğunu belirlemişti.
“Aynı olaylar farklı suç isimleriyle yeniden üretildi”
Savunmaların ortak eksenlerinden biri, Kavala’ya yöneltilen suçlamaların biçim değiştirse de dosyanın özünün değişmediği oluşturdu. Leach, son sekiz yılda Kavala’ya yöneltilen temel iddiaların ve sözde delillerin esasen aynı kaldığını, farklı suçlamalarla tutukluluğun sürdürülmesinin hukukun dolanılması anlamına geldiğini söyledi. AİHM Büyük Dairesi’nin de 2022 kararında bu durumu, aynı olguların yeniden sınıflandırılması olarak değerlendirdiğini aktardı.
Başak Çalı da iç hukuk mahkemelerinin AİHM’in önceki iki kararını yok saydığını söyledi. Çalı, Kavala’yı mahkûm eden kararlarda AİHM bulgularına yer verilmediğini ve bunlarla gerçek bir hukuki hesaplaşma yapılmadığını belirterek, adil bir yargılamanın sağlanabilmesi için, daha önce verilmiş AİHM kararlarının esaslı biçimde dikkate alınması gerektiğini işaret etti.
“Yargılama bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yapılmadı”
Başak Çalı, Kavala’nın adil yargılanma hakkının (madde 6) ihlal edildiğini söylerken özellikle yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı meselesine dikkat çekti. Çalı, 18 Şubat 2020’de Kavala hakkında beraat kararı veren üç hâkimin daha sonra disiplin soruşturmasına uğradığını ve bu süreç sonunda haklarında yaptırım kararı verildiğini anlattı. Ardından davaya eski bir AKP milletvekili adayının hâkim olarak atanmasının, davanın tarafsız biçimde görülmediğine dair güçlü bir gösterge olduğunu savundu.
Çalı, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısına değinerek kurulun üyelerinin önemli bölümünün yürütmenin ve iktidar çoğunluğunun etkisiyle belirlendiğini, bunun da yargıçlar üzerinde siyasi baskı yarattığını söyledi. Venedik Komisyonu’nun 2024 raporunda da Türkiye’de hâkimler arasında korku ve itaat ikliminden söz edildiğini belirtti. Çalı’ya göre, beraat veren hâkimlerin cezalandırılması daha sonra davaya bakan yargıçlar üzerinde açık bir caydırıcı etki yarattı.
“Silahların eşitliği sağlanmadı, masumiyet karinesi aşındırıldı”
Çalı, Kavala’nın yargılama boyunca *silahların eşitliği ilkesinden* yararlanamadığını söyledi. Çalı, Kavala’nın telefon görüşmelerinin dökümlerini içeren dijital ses kayıtlarına erişemediğini; bu kayıtların doğruluğunu denetleme ve delil niteliğini inceleme imkânı bulamadığını ve davada kritik önemdeki tanıkların dinlenmesine de izin verilmediğini belirtti.
Savunmada ayrıca, Kavala’nın *masumiyet karinesinin*, yani suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşene kadar suçsuz sayılma hakkının da zedelendiği belirtildi. Çalı, en üst düzey yürütme yetkililerinin önyargılı açıklamaları ile devlet televizyonunda yayımlanan ve Kavala’nın suçlu olduğu izlenimi veren yapımları buna örnek gösterdi.
Leach de ilk AİHM kararında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı iki konuşmanın hemen ardından suçlamaların gündeme gelmesinin Mahkeme tarafından önemli bulunduğunu hatırlattı. AİHM’in daha önce, bu davanın gizli amacının Kavala’yı susturmak olduğu sonucuna vardığını söyledi.
“Gezi protestolarını hükümeti devirmeye yönelik şiddet eylemi gibi gösterdiler”
Başak Çalı, Kavala’nın Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi kapsamında “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan mahkûm edilmesinin, *kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini güvence altına alan maddeyi (madde 7)* ihlal ettiğini savundu. Bu suçun oluşması için kişiyi hükümeti devirebilecek ölçüde zor ve şiddet kullanımıyla ilişkilendiren somut kanıtlar bulunması gerektiğini, dosyada ise böyle bir bağlantının hiç kurulamadığını söyledi.
Çalı’ya göre iç hukuk mahkemeleri Gezi Parkı protestolarını bu kapsamda değerlendirmek için iki dayanak kullandı: Beşiktaş’ta dönemin başbakanlık ofisi çevresinde yaşanan olaylar ve protestolarda bazı terör örgütlerinin yer aldığı iddiası. Ancak Çalı, Yargıtay kararında dahi Beşiktaş’taki protestoların hükümetin düştüğü izlenimini yaratmadığının kabul edildiğini, ayrıca Türkiye’de hükümet merkezinin Ankara olduğunu ve protestolar sırasında hükümetin günlük işleyişini sürdürdüğünü söyledi. Çalı, hükümetin o dönemde sivil toplum temsilcileriyle ve protestocularla görüşmeler yaptığını da hatırlattı.
Savunmada dikkat çekilen bir başka nokta da Kavala davasının bir dönem birleştirilip sonra ayrıldığı futbol taraftarları dosyası oldu. Çalı, Beşiktaş’taki olaylarla ilgili bu davanın 29 Aralık 2025’te sonuçlandığını ve tüm sanıkların 312. madde kapsamında beraat ettiğini söyledi. Bu durumun, Gezi olaylarının hükümeti devirmeye yönelik zor ve şiddet suçu olarak nitelenmesinin ne kadar sorunlu olduğunu gösterdiğini savundu.
‘Terör örgütlerinin protestolardaki rolüne’ ilişkin iddialar bakımından da Çalı, Gezi Parkı eylemlerinde herhangi bir örgütün zor ve şiddet kullandığına dair kamuya açık bir soruşturma yürütülmediğini, bu çerçevede kimsenin 312. maddeden mahkûm edilmediğini ve en önemlisi Kavala ile herhangi bir örgüt arasında hiçbir bağlantı kurulamadığını belirtti.
“Dosyadaki faaliyetler suç değil, hak kullanımı”
Çalı, Kavala’nın suç kastına dair sunulan materyalin aslında bir fotoğraf, bazı telefon görüşmeleri ve Avrupa Parlamentosu ile Avrupa Konseyi kurumlarına gönderilmesi konuşulan mektuplardan ibaret olduğunu anlattı. Bu görüşmelerin de Gezi protestoları sırasında polisin orantısız güç kullanımı ve insan hakları ihlalleri üzerine olduğunu söyledi. Bu tür faaliyetlerin bir insan hakları savunucusunun meşru çalışmaları olduğunu, buna rağmen bunların hükümeti devirmeye yönelik suç kastının kanıtı gibi ele alındığını belirtti.
Bu nedenle Kavala’nın mahkûmiyetinin *ifade özgürlüğünü (madde 10) ve *örgütlenme özgürlüğünü (madde 11) de ihlal ettiğini savundu. Çalı, 312. madde düzenlenirken özellikle “zor ve şiddet kullanımı” unsurunun eklenmiş olmasının nedeninin, ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki faaliyetleri bu suçun dışında bırakmak olduğunu vurguladı.
“Türkiye’de hukuk devleti sorunu” vurgusu
Philip Leach, davaya sunulan 17 üçüncü taraf görüşüne de atıf yaptı. İnsan Hakları Komiseri’nin, Türkiye’den dört kuruluşun ve aralarında hâkim ve avukat birliklerinin de bulunduğu 11 uluslararası kuruluşun görüşlerinin, Türkiye’de hükümet eleştirmenlerinin, muhalif siyasetçilerin, gazetecilerin ve insan hakları savunucularının hukuki, idari ve yargısal baskıyla karşı karşıya kaldığını gösterdiğini söyledi.
Leach’e göre bu görüşler, özellikle siyasi açıdan hassas davalarda yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının aşındığını, temel anayasal ve yasal güvencelerin zayıflatıldığını, Hâkimler ve Savcılar Kurulu üzerindeki hükümet kontrolünün arttığını ve Cumhurbaşkanı ile bakanların kamuoyu önünde doğrudan baskı kurduğunu ortaya koydu. Savunmada ayrıca, Anayasa Mahkemesi kararlarının alt mahkemeler ve Yargıtay tarafından uygulanmamasına; Can Atalay ve Tayfun Kahraman örneklerine de işaret edildi. Yargıtay’ın Can Atalay kararı nedeniyle dokuz Anayasa Mahkemesi üyesi hakkında suç duyurusunda bulunması da bu tablonun parçası olarak gösterildi.
“İç hukukta başvurulabilecek etkili bir yol kalmadı”
Philip Leach, Kavala’nın Ekim 2017’den bu yana iç hukukta sayısız başvuru yaptığını söyledi. Buna göre Kavala, devam eden tutukluluğuna karşı 50’den fazla itirazda bulundu, mahkûmiyete karşı başvuru yaptı, Anayasa Mahkemesi’ne dört ayrı başvuru sundu; bunlardan ikisi ise Haziran 2022 ve Ekim 2023’te yapılmış olmasına rağmen hâlâ sonuçlandırılmadı. Ayrıca 2024’te Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında olağanüstü kanun yollarına da başvuruldu, ancak hiçbirinden sonuç alınamadı.
Leach, bu nedenle iç hukuk yollarının tüketildiğinin tartışmasız olduğunu ve Türk mahkemelerinin etkili bir giderim sağlayamadığını söyledi. Bu değerlendirmeyi alt derece mahkemeleri, istinaf, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi bakımından ayrı ayrı yapan Leach, “Anayasa Mahkemesi bu davada etkili bir başvuru yolu sayılamaz; çünkü Aralık 2020’deki kararı Kavala’ya bir çözüm sunmadı, başvuruları aşırı gecikmeyle ele aldı, Gezi davası konusunda bakanların kamuoyu önündeki eleştirileri altında kaldı ve kararları üç kez alt mahkemeler ile Yargıtay tarafından açıkça tanınmadı” değerlendirmesini yaptı.
Hükümetin, Kavala’nın Strasbourg’a gitmeden önce Anayasa Mahkemesi’ndeki iki başvurusunun sonucunu beklemesi gerektiği yönündeki itirazına da bu nedenle karşı çıkıldı. Leach, hükümetin dayandığı Uzun/Türkiye kararının bambaşka koşullarda verildiğini ve bu dava bakımından emsal oluşturamayacağını söyledi.
“Tutukluluk 2019’dan sonra da aynı temelsizlikle sürdü”
Leach, *özgürlük ve güvenlik hakkının (madde 5/1)* 10 Aralık 2019’dan, Kavala’nın mahkûmiyetinin 28 Eylül 2023’te kesinleşmesine kadar geçen dönemde de ihlal edildiğini savundu. Leach, 2019 kararından sonra da tutukluluğun yine AİHM’in daha önce yetersiz bulduğu aynı olgulara dayandırıldığını, yeni ve ciddi bir delil sunulmadığını söyledi. Leach, Büyük Daire’nin 2022 kararında da savcılığın 2020’de öne sürdüğü sınırlı sayıdaki yeni delilin, suçun unsurlarına ilişkin yeni bir olgu içermediğinin tespit edildiğini hatırlattı. Aynı değerlendirme, Kavala’ya yöneltilen casusluk suçlaması bakımından da yapılmıştı.
Leach, Mahkeme’nin daha önce de söylediği gibi, soruşturma makamlarının Kavala’nın tutukluluğunu gerekçelendirmek için yeniden tamamen yasal faaliyetlere başvurduğunu belirtti: “Bu keyfi tutukluluk, mahkûmiyet sonrasında da sona ermedi; çünkü açık bir adalet inkârı sonucu verilen bir mahkûmiyet, özgürlükten yoksun bırakmayı meşrulaştıramaz.”
“Tutukluluğun hukuka uygunluğu da zamanında incelenmedi”
Savunmada, tutukluluğun hukuka uygunluğunun süratle incelenmesi hakkının (madde 5/4) da ihlal edildiği ifade edildi. Leach, Kavala’nın 9 Haziran 2022’de Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğunu, ancak mahkûmiyetinin 28 Eylül 2023’te kesinleşmesine kadar 15 aydan uzun süre geçtiğini söyledi. Bireysel özgürlüğün söz konusu olduğu bir davada bu sürenin açıklanamaz ve savunulamaz derecede uzun olduğunu savundu. Ayrıca Büyük Daire’nin 2022 kararından sonra tutukluluğun hukuka uygunluğu konusunda yeni sorular doğduğu için, 5/4 kapsamındaki inceleme ihtiyacının bugün de sürdüğünü belirtti.
“Yargılama makul sürede tamamlanmadı, usul güvenceleri aşındırıldı”
Başak Çalı, yaklaşık altı yıllık yargılama süresinin de *adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma ilkesini (madde 6)* ihlal ettiğini söyledi. Bu uzun süre boyunca hukuken açıklanamayacak usul işlemleri yapıldığını anlattı. Bunlar arasında, Kavala’ya beraat veren mahkemenin dışına taşınması, daha sonra hiç tanımadığı futbol taraftarlarının yargılandığı dosyayla birleştirilmesi, ardından yeniden ayrılması ve bütün bu işlemler nedeniyle davanın uzaması yer aldı. Çalı, bu karmaşık sürecin, kişinin hukuka aykırı tutukluluğuna son verilmesi ihtiyacının son derece yakıcı olduğu bir dosyada kabul edilemez olduğunu söyledi.
“Bu sadece hukuki hata değil, siyasi amaçla yürütülen bir süreç”
Başak Çalı, *hakların kötüye kullanılmasını yasaklayan maddenin (madde 18)* yalnızca 5. ve 6. maddelerle değil, bu dosyada 7., 10. ve 11. maddelerle birlikte de ele alınması gerektiğini savundu. Yazılı başvurularında Mahkeme’ye, iç hukuk mahkemelerinin AİHM’in daha önce incelediği aynı yetersiz delillere ısrarla dayanması, olayların açık ve düzgün bir biçimde ortaya konmaması, ağır usul hataları, hak kullanımının ağırlaştırılmış müebbet cezasına dayanak yapılması, cezalandırmanın son derece keyfi olması ve yürütme organının açıklamalarıyla mahkeme kararlarının içeriği arasındaki paralellik gibi bir dizi olgu sunduklarını hatırlattı.
Leach de benzer biçimde, hükümetin bugün hâlâ Gezi Parkı protestolarını bir kalkışma gibi göstermeye ve George Soros gibi dış aktörlerle Kavala arasında bağ kurmaya çalışan komplo anlatısını sürdürdüğünü, ancak bunun hiçbir nesnel kanıtla desteklenmediğini söyledi.
“Sekiz yılı aşkın tutukluluk insanlık dışı muamele düzeyine ulaştı”
Çalı, Kavala’nın maruz kaldığı uzun süreli ve hukuka aykırı tutukluluğun artık *işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamelenin yasaklanmasını düzenleyen maddeyi (madde 3)* de ihlal ettiğini savundu. Bir insanın, AİHM’in iki kararına rağmen serbest bırakılmaması nedeniyle yıllarca ailesinden ve özgürlüğünden mahrum kalmasının ağır bir ruhsal acı ve belirsizlik yarattığını söyledi. Çalı, Kavala’nın sekiz yıl beş aydır tutuklu olduğunu, bunun son üç yılını ise tecrit koşullarında geçirdiğini anlattı.
“Derhal tahliye, beraat ve yeniden keyfi tutuklama riski olmadan yaşama”
Savunmaların sonunda avukatlar, AİHM’den *kararların uygulanmasına ilişkin madde 46* kapsamında Türkiye’den Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını istemesini talep etti. Başak Çalı, Mahkeme’den yalnızca tahliye değil, Kavala’nın resmen beraat ettirilmesini ve gelecekte yeniden keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılması riskinin ortadan kaldırılmasını da istedi. Philip Leach ise Mahkeme’ye, Kavala dosyasının önceki AİHM kararlarından sonra da aynı siyasi ve hukuki sorunlar içinde sürdüğünü anlatarak iç hukukta etkili bir yol kalmadığını savundu.


