Polonyalı şirketler olağanüstü halden neden memnun?

- A +

"Büyük müşterilerimden ikisi, bulunduğumuz coğrafyadaki sorunlar nedeniyle artık Türkiye’ye gelmiyor," diyor, orta ölçekli bir sanayi şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı, “Yüz yüze görüşmek yerine siparişleri internet üzerinden veriyorlar. Ama böyle giderse vazgeçmeleri uzun sürmeyecektir."

Onun bulunduğu sektörde Türkiye uzun süre Avrupa'nın rakipsiz tedarikçisiydi. Ucuz işgücü, uzun çalışma saatleri, hızlı tedarik... (Çin, Avrupa'ya çok uzak olduğu için tedarik hızında Türkiye ile yarışamıyordu.) Kapitalizm başka ne ister?

Bu avantajları kullanan Türkiye’deki şirketler, zaman içinde uzmanlaşmış, hatırı sayılır bir teknoloji yatırımı da yapmış, sermaye biriktirmişlerdi.

Ama son on beş yılda hikâye yavaş yavaş değişti: Artık Türkiye, bu sektörde tek seçenek değil. Avrupalı alıcıların bir alternatifi var: Polonya.

Ucuz işgücüyse ucuz işgücü, coğrafi yakınlıksa coğrafi yakınlık... Orada da vardı. Başta Alman şirketleri olmak üzere Avrupalılar, Polonya'ya bu sektörde epey yatırım yaptılar. Sonuç: Artık Polonya’da sadece ucuz işgücü değil know-how ve teknoloji de var. Ve Türkiye’ye (şu veya bu sebeple) gelmek istemeyen şirketler, işlerini Polonya’ya kaydırıyorlar. Türkiye-AB ilişkilerinde kriz, olağanüstü hal… Polonya’ya gitmek için gerekçe çok.

Başka bir sektöre, otomotiv yan sanayine geçelim. Yan sanayiciler de bir süredir, müşterilerinin siyasi endişeler nedeniyle Türkiye'den ayaklarını kesmesinden şikayetçi. Bu konudaki yakınmaları medyaya da yansıdı zaten. Ben de T24'teki bir yazımda bu konuya değinerek, otomotiv yan sanayinde siparişlerin ortalama 3 yılda bir yenilendiğini, yeni sipariş zamanı geldiğinde, işlerden bazılarının yenilenmediğini göreceğimizi söylemiştim.

Avrupalılar, başta Almanlar olmak üzere, Türkiye yerine nereye gidebilirler peki?

Evet doğru tahmin ettiniz, Polonya!

Hayır, Polonyalılarla bir alıp veremediğim yok. Sırf Stanislaw Lem romanları ve Kieslowski filmleri bile yeter onları sevmeme. Fakat kendimi Türkiye’den “seken” işleri toplayan Polonyalı şirketlerin yerine koyuyorum da… Avrupalı müşterilerimin ayaklarını Türkiye’den kesmesine yol açan siyasi durumlar her neyse, aynen devam etmesini isterdim. Bana rekabet avantajı sağlıyorlar çünkü.

Bir de Faslılar var.

Ucuz işgücüyse ucuz işgücü, coğrafi yakınlıksa coğrafi yakınlık… Fas’ta da var. Tıpkı Polonya gibi Avrupalı şirketler son dönemde Fas’a da büyük yatırımlar yaptılar. Üstelik sadece ucuz işgücü avantajını kullandıkları emek yoğun sektörlere değil, havacılık, otomotiv gibi teknoloji, hatta yüksek teknoloji gerektiren sektörlere...

Geçen yıl Boeing, Fas’a 1 milyar dolar yatırım yapacağını açıkladı. Toplam 8 bin 700 kişiye iş yaratacak dev bir yatırım bu. Boeing, Fas’a yatırım yapan ilk havacılık şirketi de değil. Kanadalı Bombardier, bu ülkeye bir fabrika kurdu bile. Otomotiv devleri Renault ve PSA’nın da Fas’ta fabrikaları var.

Fas, tıpkı Türkiye ve Polonya gibi Avrupa’nın burnunun dibi. Türkiye’den kalkan TIR’lar sınırdaki 20 kilometreye varan kuyrukta beklerken, Fas’tan yüklenen TIR’lar 45 dakikada İspanya’ya, 24 saatte Fransa’ya varıyorlar.

***

Başka bir sektörün önde gelen bir şirketinin yönetim kurulu başkanı... Yakın geçmişte iki büyük sipariş aldığı Norveçli müşterisinin artık Türkiye'ye gelmemesinden yakınıyor. Bulunduğu sektör, üretimin yakından kontrolünü gerektirdiği için internetle de idare edemiyorlar. Bu ülkeden gelen siparişler hepten kesilmiş. Hayır, onun alternatifi Polonyalılar değil. Her sektörün ayrı bir dinamiği var. Ama hikâye her yerde aynı.

Şimdi anladınız mı, TÜSİAD Başkanı’nın “Olağanüstü hal uzatılmasın” diye açıklama yapmasının nedenini? (Sadece demokratik hassasiyetlerden kaynaklandığını düşünmüyordunuz umarım.)

“Bize ne Polonyalılardan! Türkiye ekonomisi büyüyor mu, büyüyor. Avrupa’ya ihracat her ay yüzde 10 artıyor mu, artıyor” diyenler olabilir. Onlara şunu hatırlatmak isterim: Ekonomiler, büyük gemilere benzer, rotalarını değiştirmeleri zaman alır. Otomotiv yan sanayi yöneticileri, üç yıl sonra sipariş yenileme zamanı geldiğinde, Avrupa kaynaklı projelerin üçte bir oranında azalmasından kaygılılar. (Yan sanayi ihracatının yüzde 80’i Avrupa’ya gidiyor.)

Bir ülkenin siyasi durumu, öbür ülkenin rekabet avantajı olabiliyormuş meğerse.

Okuyucu Yorumları