Türkiye-Portekiz ilişkilerinin yüzüncü yılında müzikli bir diplomasi: 100PAREDES'in üyeleri “belgesel-konser”i anlatıyor
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Türkiye-Portekiz ilişkilerinin yüzüncü yılında müzikli bir diplomasi: 100PAREDES'in üyeleri “belgesel-konser”i anlatıyor

“Carlos Paredes bize kimliğin bir engel olmadığını gösterdi; onun bir köprü olabileceğini hatırlattı. Biz de bu köprüyü kurmaya devam ediyoruz. Zamanın gürültüsü içinde durup gerçekten dinleyebilmek, bugün belki de yapabileceğimiz en anlamlı şeylerden biri”

Türkiye-Portekiz ilişkilerinin yüzüncü yılında müzikli bir diplomasi: 100PAREDES'in üyeleri “belgesel-konser”i anlatıyor

Denize açılan iki kültürün, Osmanlı ve Portekiz’in yolları, ufka ulaşmak için yola çıktıkları çağda, on altıncı yüzyılda Hint Okyanusu’nda kesişir. Bu ilk temas, rüzgâr ve rotalar üzerinden kurulan sessiz bir tanışmadır. Aradan geçen dört yüzyılın ardından aynı hat bu kez diplomatik bir çizgiye evrilir. Türkiye ile Portekiz arasındaki ilişkiler 1843’te başlar, modern biçimiyle 1926’da yeniden kurulur. 2026’da bu ilişkinin 100. yılı anılırken, resmî diplomasinin yanına başka bir dil ekleniyor; daha kısık sesle konuşan, ama daha uzun süre hatırlanan bir dil. Müzik…

Portekiz, bu yıl ayrıca, kültürel hafızasının en sembolik figürlerinden biri olan ve Portekiz gitarının evrensel temsilcisi kabul edilen Carlos Paredes’in yüzüncü doğum yılı kapsamında, PAREDES EXPERIENCE projesiyle kendi mirasını dünyanın farklı coğrafyalarında izleyiciyle buluşturuyor. Adından da anlaşılacağı gibi bu bir deneyim; çünkü sahnede bizi bekleyen sadece müzik değil. O yüzdendir, 100PAREDES topluluğu yaptıkları şeye “belgesel-konser” diyor.  Topluluk, 12 Şubat’ta Ankara CSO’da, 13 Şubat’ta ise Artisan Organizasyon tarafından ve Moda Da Nata desteğiyle, denizci iki kültüre yakışacak bir mekânda, İstanbul Deniz Müzesi’nde müzikseverlerle buluşacak.

Portekiz Türkiye ilişkilerinin yüz yılı konuşulurken, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Portekiz Donanması için inşa edilecek AOR+ sınıfı 11 bin tonluk ikmal ve lojistik destek gemilerinin ilkinde kızağa koyma eşiği de aşıldı. Biz ise Portekiz’in kendini anlatmak için başvurduğu ve yüzüncü yaşını kutladığı değeri üzerinden 100PAREDES’e sorularımızı ilettik ve Portekiz’i bu kez müziğin açtığı yerden dinlemeyi seçtik.

“Portekiz gitarı birinci tekil şahısla şarkı söyler”

- Merhaba, elinizdeki armut biçimli, 12 telli çalgı tam olarak nedir? Klasik bir gitardan onu ayıran, o "insan sesine benzer" ağlamayı ve neşeyi veren sır nedir acaba?

André Varandas: Bu, yalnızca güzel bir nesne değil, duyguyla rezonansa girmek üzere tasarlanmış bir mimari. Tırnaklarla çalınan telleri son derece ayırt edici bir ses üretir. Onu klasik gitardan ayıran en önemli şey, ifade gücü. Portekiz gitarı deklame eder. Klasik gitar destekler, eşlik eder; Portekiz gitarı ise öne çıkar, birinci tekil şahısla şarkı söyler. Her notayı, havada asılı duruyormuş gibi titretebilme konusunda benzersiz bir yeteneği vardır. Bu titreşim yoğun, neredeyse bedende hissedilen bir vibratoyla gerçekleşir. Ona insani niteliğini kazandıran da tam olarak budur; cümlelerin arasında nefes alıyormuş gibi, sanki mahrem bir şeyi itiraf etmeden önce kısa bir duraksama yaşar.

“Gizli sır”ı bilmiyorum. Belki de taşıdığı geleneğin içine yerleşmiş o incelikle atılım hâli, o duygusal gerilimdir. Işıkla gölge arasında yaşayan bir çalgıdır. Bir anda şen, parlak, neredeyse dans eder gibi duyulabilir; hemen ardından derin bir melankoliye çekilir, sanki geçmişten bir şeyi hatırlıyormuş gibi. Portekiz gitarı sözcüklere ihtiyaç duymadan hissedilir. Ve belki de bu yüzden okyanusları, kültürleri aşar. Çünkü bir enstrüman olmadan önce, bir hissetme biçimidir.

“Büyük olmak için sesini yükseltmeye ihtiyaç duymayan biriydi”

- Carlos Paredes’e “Altın Parmaklı Adam” denir; ama onun aynı zamanda bir hastanede çalışan bir radyolog olduğunu da biliyoruz. Sizce Portekiz halkı onda yalnızca bir gitar virtüözünü mü gördü, yoksa gündüzleri memur, geceleri efsane olan bu hayatıyla Portekiz’in sessiz, mütevazı ve dirençli ruhunun bir yansımasını mı? Projenizde ne anlatmak istiyorsunuz?

Varandas: Carlos Paredes hiçbir zaman yalnızca bir virtüöz olmadı. Elbette öyleydi; “Altın Parmaklar” boşuna söylenmiş bir söz değildi. Ama onu yalnızca buna indirgemek, onu derinden Portekizli kılan insani boyutu gözden kaçırmak olurdu.

Onda neredeyse sert denebilecek bir ketumluk, gösterişten bilinçli bir uzak duruş, yaptığı işe sessiz ama sarsılmaz bir sadakat vardı. Bütün bunlar Portekiz ruhunun pek çok yönünü yansıtıyordu: sessiz çalışma, içe dönük ama derin bir duygusallık ve gösteriye ihtiyaç duymayan bir direnç. Halkın onda yalnızca teknik bir deha gördüğünü sanmıyorum. Onlar, olağanüstü bir derinlik taşıyan sıradan bir insan gördüler. Büyük olmak için sesini yükseltmeye ihtiyaç duymayan birini. Gündüzleri memur, geceleri yaşayan bir efsane olması onu insanlara daha da yaklaştırdı. O, insanların üzerinde değil, onların arasındaydı.

100PAREDES ile amaç bir ustayı hatırlamak değil. Asıl amaç sınırları sorgulamak ve onun evrenselliğini kanıtlamak. Bu sınırlar arasında kültürel önyargılar da var. Portekiz gitarının yalnızca fadoya ya da belirli bir coğrafyaya ait olduğu düşüncesi gibi. Coğrafi sınırlar da var; çünkü Paredes’in müziği tercümeye ihtiyaç duymadığını zaten kanıtladı. Kuşaklar arasındaki sınırlar da önemli; bu müziğin sadece bir hatıra olmadığını, bugün de canlı olduğunu göstermek istiyoruz.

Ama daha da ince, daha da görünmez sınırlar var. Kayıtsızlık ya da derinlemesine dinlememizi engelleyen sürekli gürültü gibi. Paredes’i çaldığımızda, dinleyicinin durabileceği, nefes alabileceği ve kendini tanıyabileceği bir alan açmaya çalışıyoruz.

Sonuçta duvarları yıkmak, İstanbul’da, Portekiz’de, Güney Amerika’da ya da dünyanın başka bir yerinde birinin, başka bir dilde doğmuş bir melodide kendinden bir parça bulabilmesine imkân tanımak demek. Paredes bize kimliğin bir engel olmadığını gösterdi; onun bir köprü olabileceğini hatırlattı. Biz de bu köprüyü kurmaya devam ediyoruz.

“Gelenek soylu olabilir ama duygu evrenseldir”

- Portekiz’de gitarın bir aidiyet duygusu taşıdığı sıkça söylenir. Coimbra gitarı, köklü geleneğini sahnede halkın en ham ve en mahrem duygularıyla temas hâline getirirken, farklı dünyaları aynı seste nasıl buluşturuyor?

Varandas: Portekiz’de gitar gerçekten de bir aidiyet biçimi, işitsel bir kimlik. Coimbra söz konusu olduğunda ise çok belirgin bir tarihsel ve simgesel ağırlığı var. Coimbra gitarı akademik bir çevrede doğup; üniversitenin gölgesinde büyüyüp, eski taş merdivenlerde yankılanıp, siyah pelerinli öğrencilerin gece serenatlarına eşlik etmiş. İçinde bir ölçülülük, bir zarafet ve belirli bir estetik disiplin var. Bir tam ses daha pes akort edilmesi, ona daha yoğun ve derin, neredeyse toprağa yakın bir tını verir.

Onun taşıdığı duygu hiçbir zaman akademiyle sınırlı kalmadı. Gelenek soylu olabilir ama duygu evrenseldir. Sahnedeki buluşma karşıtlık üzerinden değil, hakikat üzerinden kurulur. Teknik geleneğe saygı duyar; yorum bugüne aittir. Partisyonun kuralları olabilir, ama icranın canlılığı vardır. Çalarken gitarı bir statü simgesi ya da kapalı bir geleneğin işareti olarak görmem. Onu duygunun taşıyıcısı olarak görürüm.

“Kök ne kadar derindeyse, müzik de o kadar uzağa gider”

Bu yüzden Coimbra gitarı, bellek, yokluk ve umut etrafında paylaşılan ortak bir deneyimi dile getirir. Bir profesörle bir balıkçı farklı hayatlar yaşar; ama ikisi de beklemeyi, sessizliği, saudadeyi ve gururu bilir. Gitar bu ortak dili konuşur.

Coimbra bize temel, derinlik ve titizlik verir; sahne ise bugünü ve dinleyicinin nefesini. Gelenek bir duvar değil, bir köktür. Kök ne kadar derindeyse, müzik de o kadar uzağa gider.

- Sayın Bruno Costa, Coimbra’da doğdunuz ve bu sanatı on iki yaşında, Jorge Gomes gibi bir ustadan öğrenmeye başladınız. On iki telli gitarla geçen bir ömür… Bugün Carlos Paredes’in eserlerini yorumlarken ne hissediyorsunuz? 2026 dünyasında Paredes’in müziğini nasıl bu kadar canlı ve yeni tutabiliyorsunuz?

Costa: Bugün hissettiğim şey, her şeyden önce, şükran ve saygı. Müzikal kimliğimizi bu denli belirleyici biçimde şekillendirmiş bir külliyatı icra edebilme şükranı; her bestede mevcut olan insani derinliğe duyulan saygı. Paredes’in müziğinde güç vardır ama kırılganlık da vardır; yapısal bir titizlik olduğu kadar, son derece geniş bir içsel özgürlük de… Onu her yorumladığımda yeni bir ayrıntı, yeni bir nüans keşfederim.

“Hakikat oradaysa, coğrafya bir sınır olmaktan çıkıyor”

- Sayın André Varandas, siz 100PAREDESi bir konserden ziyade bir belgesel performans olarak tanımlıyorsunuz. Arkanızda akan kapsamlı arşiv görüntüleri ve Carlos Paredes’in kendi sesi ve görüntüsünden alınan tanıklıklar, izleyiciyi ustanın hayatının içine çekiyor. Carlos Paredes’i tanımayan ve bu konsere güzel bir fado tınısı dinlemek için gelmiş bir Türk dinleyici sizce bu konserden, bu hikâyeden ne alarak çıkacak? Farklı coğrafyalara uzanan bir dünya turnesindesiniz. İzleyicilerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Varandas: 100PAREDES, izleyiciyi her şeyden önce hissetmeye çağırıyor. Müzik, kültürel sınırları aşan mahrem bir portre kuruyor. Portekiz gitarını daha önce hiç duymamış olanlar bile, herkesin paylaştığı bazı duyguları hemen tanıyabiliyor: bellek, mücadele, incelik ve umut.

Dünya turnesi boyunca, birbirinden çok farklı coğrafyalarda izleyici tepkilerinin şaşırtıcı biçimde benzer olduğunu gördük. Güçlü bir duygusal karşılık var. Pek çok kişi konser sonunda yanımıza gelip Carlos Paredes’i tanımadığını, ama o bir saat içinde onunla tanışmış gibi hissettiğini söylüyor. Bu da bize bu anlatının yalnızca Portekiz’e ait olmadığını gösteriyor. Müziğin, söze ihtiyaç duymadan da temel hikâyeler anlatabileceğine inanan herkese ait bir anlatı bu. Hakikat oradaysa, coğrafya bir sınır olmaktan çıkıyor.

- Sayın Nuno Botelho, Portekiz müziğinde klasik gitar (viola clássica), Portekiz gitarının en sadık sırdaşı ve yol arkadaşı olarak görülür. Sahnedeki bu sözsüz konuşmayı, iki farklı beden ve iki farklı ruh arasındaki diyaloğu bize nasıl anlatırsınız? Portekiz’in o meşhur saudade duygusunu aktarabiliyorlar mı?

Botelho: Klasik gitarım, Portekiz gitarının sesi için bir liman; ona alan, uyum ve denge sağlar. Rekabet etmeden, melodi ile iç içe geçerler, birbirlerini taşıyarak ilerlerler.

Evet, Portekiz “saudade’sini oldukça iyi aktarabilirler. Çünkü bu duygu tam da o gerilimde yaşar; varlık ile yokluk arasında, sevinç ile melankoli arasında, bellek ile özlem arasında… Sözcüklerin ötesine geçen derin ve evrensel bir hissi paylaşarak.

Saudade nedir?

- Programınızın doruk noktalarından biri Verdes Anos (Yeşil Yıllar). Bu eseri duyduğumuzda, başka dillere çevrilmeye direnen Portekiz duygusu saudadenin tam kalbine düşüyoruz. Sizce Portekizce bilmeyen bir İstanbullu dinleyici, on iki telden süzülen bu seste neden kendi geçmişine, özlemine ya da “yeşil yıllar”ına dair bir şey buluyor?

Varandas: Saudade, derinden Portekiz’e özgü ama aynı zamanda evrensel bir duygu. Hüzün ya da nostalji değil; sevgiyle bellek, kayıpla arzu arasında kurulan karmaşık bir hâl… Var olmuş, ya da belki hiçbir zaman tam olarak var olmamış güzel bir şeyin bilinci ve onu yeniden hissetme isteği. Aynı anda hem yoklukla yaşanan bir varlık, hem hatırlama, hem de özlemdir.

Sözcüklerin yetersiz kaldığı yere ulaşır. Doğrudan kalbe, belleğe ve duyguya seslenir. Bu yüzden başka bir kültürden gelen biri bile, sanki gitar kendi hikâyesini anlatıyormuş gibi, son derece mahrem ve derin bir şey hissedebilir.

“Türk müziği, zihinde anlaşılmadan önce kalpte hissedilen bir müzik”

- Portekiz ve Türkiye, biri Avrupa’nın en batısında okyanusa dönük, diğeri Asya ile Avrupa’nın kesişiminde yer alan iki denizci kültür. İstanbul’da, denizin ve tarihin içinde, Deniz Müzesi’nde vereceğiniz konser öncesinde neler hissediyorsunuz? Türkiye ve İstanbul hakkında bilginiz var mı; Türk müziğini dinlediyseniz ilk izlenimleriniz neler oldu?

Varandas: İstanbul’da, özellikle Deniz Müzesi’nde bir konsere hazırlanmak benim için heyecan verici ve simgesel bir deneyim. Deniz tarihinin, yolculuğun ve kültürel karşılaşmaların çok güçlü biçimde hissedildiği bir mekân burası. Burada çalmak, Carlos Paredes’in müziğine ayrıca anlam katıyor; çünkü bu müzik de tıpkı deniz gibi sınırları ve mesafeleri aşabiliyor.

Türkiye ve İstanbul hakkında genel bir bilgim var. Doğu ile Batı’nın buluştuğu, binlerce yıllık bir geçmişe ve çok katmanlı bir kültürel zenginliğe sahip benzersiz bir şehir olduğunu biliyorum. Türk müziğine gelince, bazı eserleri dinleme fırsatım oldu ve onların inceliği, duygusal yoğunluğu ve makamsal zenginliği beni gerçekten etkiledi. Süslemelerinde ve melankolisinde, Portekiz müziğinin ruhuna yakın gelen bir taraf var. Biçim olarak farklı, ama derinlik olarak benzer. İlk izlenimin şuydu: Bu, yani Türk müziği, zihinde anlaşılmadan önce kalpte hissedilen bir müzik.

- Son olarak eklemek istediğiniz?

Varandas: Müzik, kim olduğumuzu ve başkalarıyla nerede buluşabileceğimizi bize yeniden hatırlatır. Zamanın gürültüsü içinde durup gerçekten dinleyebilmek, bugün belki de yapabileceğimiz en anlamlı şeylerden biri.

- Sayın Paixão, Portekiz ile Türkiye diplomatik ilişkilerinin 100. yılını anarken, konserler sizce iki ülkeyi müzik üzerinden nasıl bir araya getiriyor?

Mário Tiago Paixão / Kültür Ataşesi ve Camões Enstitüsü’nün Türkiye Temsilcisi: Bu yıl Portekiz ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin yüzüncü yılı. Böyle bir yılda kültür kendiliğinden merkeze yerleşiyor. Çünkü iki ülke arasındaki bağ, tarih kadar sesle de kurulur. 100PAREDES bu düşünceden doğuyor.

Projenin çıkış noktasında Carlos Paredes’in mirası var. Coimbra’da doğan Paredes, Portekiz gitarının sesini kendi döneminde bambaşka bir yere taşıdı. Müziği sinemada, tiyatroda ve konser salonlarında yankı buldu. Verdes Anos gibi besteleri ve çığır açıcı albümü Movimento Perpétuo, Portekiz’in müzikal ruhunun simgesel ifadeleri. Onun sanatı modern Portekiz’in hikâyesiyle iç içe geçti. Özellikle Karanfil Devrimi sonrasında, bu besteler özgür seçimlerin habercisi olarak kullanıldı. Eserleri kültürel kimliğimizin ve toplumsal hafızamızın parçası hâline geldi.

Diplomatik ilişkilerimizin 100 yılı için Ankara ve İstanbul’daki bu iki konser bir Portekiz ustasının mirasının yeni kulaklar, yeni hayal güçleri ve yeni olasılıklarla buluştuğu kültürel bir sohbet olacak. Türk dinleyicileri “Portekiz’i dinlemeye davet ediyoruz.

İlgili İçerikler