Altı ses tek nefes | The King’s Singers: Bir obua ya da keman güzel sesler çıkarabilir ama hikâyeyi insan sesi anlatır!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Altı ses tek nefes | The King’s Singers: Bir obua ya da keman güzel sesler çıkarabilir ama hikâyeyi insan sesi anlatır!

“İnsanları müzik aracılığıyla bir araya getirmek, bizim kalbimizde olduğu kadar festivalin özünde de var”

Altı ses tek nefes | The King’s Singers: Bir obua ya da keman güzel sesler çıkarabilir ama hikâyeyi insan sesi anlatır!
Birinci kontrtenor Patrick Dunachie, ikinci kontrtenor Edward Button, tenor Julian Gregory, birinci bariton Christopher Bruerton, ikinci bariton Nick Ashby ve bas Piers Connor Kennedy

Bir şarkının en sade hâli… İnsan sesi!

A cappella tam da bu—İtalyancadaki “şapelde söylenen/ kilise tarzı” anlamından bugüne, Rönesans’tan barbershop’a, doo-wop’tan kampüs topluluklarına uzanan uzun bir yolculuk. Enstrümanlar çekildiğinde sahnede kalan şey; nefes, söz, armoni ve beraber müzik olmanın hazzı. İşte The King’s Singers, yarım asrı aşan serüveninde bu sesin ustaları olarak anılan bir topluluk. İki Grammy, bir Emmy, büyük salonlar, sayısız kayıt… ama hepsinden önce, altı sesten kurulu tek bir “enstrüman.”

1968’de Cambridge’de başlayan hikâye bugün de aynı formasyonla sürüyor: İki kontrtenor, bir tenor, iki bariton ve bir bas. Ve bu “alttan zengin” tını, Rönesans madrigallerinden Beatles düzenlemelerine, caz standartlarından Disney klasiklerine uzanan bir repertuvarı tek bir gövdede buluşturuyor. The King’s Singers, 55 yıllık kariyerinde ülkemizde ilk konserini 14 Eylül’de Süreyya Operası’nda verecek. Konser, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür) tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali kapsamında yapılacak. Festivalin bu yılki teması ise “Nota Nota Dostluk”.

The King’s Singers ile İstanbul’a uzanacak turneleri arası yazışma imkânı bulduk.

The King’s Singers

- İstanbul’a hoş geliyorsunuz! Bu Türkiye’deki ilk konseriniz olacak. İstanbul ve Türkiye hakkında bilginiz var mı?

Türkiye’de sonunda konser vermeye geliyor olmak çok heyecan verici! Aramızdan birkaç kişi daha önce İstanbul’u ziyaret etti ve 2017’de eşlerimizle birlikte gelip Ayasofya Camii’ni gezdikten sonra pide paylaşarak çok güzel anılar biriktirmiştik. Ama hiç konser için gelmedik, bu yüzden sahneye çıkıp King’s Singers tarihine küçük bir parça eklemek inanılmaz olacak.

“İnsanları müzik aracılığıyla bir araya getirmek, bizim kalbimizde olduğu kadar festivalin özünde de var”

- Finding Harmony albümünde, müziğin kültürler arasında köprü kurma gücünü vurgulamıştınız. İstanbul Oda Müziği Festivali’nin bu yılki teması da albümünüzdeki vurgu gibi: “Nota Nota, Dostluk”. Tema hakkında ne söylersiniz?

Dünyanın mümkün olduğunca çok sevgiye ve ortak anlayışa ihtiyacı var. Dünyayı dolaşırken gördüğümüz şey şu: Müzik paylaşmak ya da birlikte şarkı söylemek, farklılıklarımızı unutup bu dünyada yaşayan insanlar olarak ortak duyguları hissedebileceğimiz bir alan yaratıyor. Finding Harmony bu gerçeği gösteren şarkılarla doluydu, festivalin teması da bu fikri destekliyor. İnsanları müzik aracılığıyla bir araya getirmek The King’s Singers’ın kalbinde yer alıyor ve festivalin de özünde bu var.

- Repertuarınız Rönesans madrigallerinden Disney şarkılarına, Beatles düzenlemelerinden caz standartlarına uzanıyor. Böylesine farklı türler arasında dinleyicilerinizin tepkileri neler oluyor?

Her konserde bu kadar geniş bir repertuar ve üslup yelpazesi bize hem insanların duymak istediklerini verme hem de onları yeni bir şeyle karşı karşıya bırakma imkânı tanıyor. Bazen konser programlarımız daha da dramatik oluyor; Batı müziğinin tüm tarihini kapsayarak eski gregoryen ezgilerden başlayıp modern pop şarkılarına uzanıyoruz. Dinleyicilerin yeni bir tarzı, dili ya da müzik türünü deneyimlemesini görmek gerçekten büyüleyici. Bizler içinse, sahnede her daim tetikte kalmamızı sağlıyor ve farklı üsluplarda şarkı söyleme şansı veriyor. İster romantik sanat şarkıları olsun, ister Frank Sinatra tarzı caz, isterse halk şarkısı düzenlemelerinin hızlı ve komik metinleri.

- Bir eserin “King’s Singers tarzına” uygun olup olmadığına nasıl karar veriyorsunuz? Yeni düzenlemeleri hazırlarken kriterleriniz neler?

Neredeyse her şey, düzenleme doğru yapıldığı sürece, seslerimize uyarlanabiliyor. Bir bestecinin bir şarkıyı alıp onu altı erkek sesine nasıl uyarlayacağını kavraması ustalık gerektiriyor. Ancak birlikte çalıştığımız pek çok büyük düzenlemeci var ve ayrıca grubun içinden de bu düzenleme işini ‘evde’ öğrenmiş olanlarımız mevcut. Bizim daima aradığımız şey zamansızlık: 10, 20 ya da 30 yıl sonra da söylenmeye devam edileceğini düşündüğümüz şarkılar. ‘Close Harmony’ programımız bu tür eserlerle dolu.

- Mizah, sahnenizin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş. Bu mizahi dokunuş grubun DNA’sının bir parçası mıydı, yoksa zamanla mı gelişti?

Sahnede mizahın varlığı müziğin daha erişilebilir hissedilmesine yardımcı oluyor. Dinleyicilerin bizimle sadece sanatçı olarak değil, insan olarak da bağ kurmalarını sağlıyor. Ayrıca klasik müziğin her zaman resmi ya da ciddi olması gerektiği yönündeki miti de yıkıyor. Elbette bazen ciddi olması gerekiyor, ama biz mümkün olan her yerde hafiflik ve mizah katmak istiyoruz ki konserler gerçekten hayat bulsun. Bu, grubun en eski günlerinden beri böyleydi ve bugün hâlâ büyük bir keyifle sürdürdüğümüz bir şey.

Altı ses tek nefes

- Altı farklı kişiliğe sahipsiniz, ancak birlikte tek bir ses oluyorsunuz.

Tam isabet söylediniz. Grubun özü tam olarak bu: Hem bireysel kişiliklerimizi (yani vokal ve gerçek anlamda) sahneye taşımak, hem de hepimizin katkısıyla oluşan, King’s Singers’ın parıldayan büyüsünü tek bir ses enstrümanında bir araya getirebilmek.

- 55 yılı aşkın bir süre boyunca toplam 26 farklı şarkıcı topluluğun parçası olmuş. Bugün sahnede kurucu üyelerden hiçbiri yok, fakat “King’s Singers sound” hâlâ ayırt edilemez şekilde tanınıyor. Bu sürekliliğin sırrı nedir? Gelenekleri yeni üyelere aktarmanın belirli yolları var mı?

Haklısınız; bu bizim için alınabilecek en büyük iltifat. İnsanlar hâlâ sesimizin ayırt edilemez biçimde King’s Singers olduğunu söylediklerinde… Bu süreklilik, bir yandan tesadüflerden, bir yandan da bilinçli tercihlerden kaynaklanıyor. Örneğin, kuruluşumuzdan bu yana koruduğumuz ses dağılımı — iki kontrtenor, bir tenor, iki bariton ve bir bas — oldukça sıradışı ve düşük tınılı bir yapı, ki bu da sesimizi farklı kılan unsurlardan biri. Ama bilinçli tercihlerimiz de var. Mesela, metni yorumlama biçimimiz. Diğer bazı grupların aksine, biz sözleri fazla operatik, klasik ya da resmi değil; son derece doğal ve konuşmaya yakın bir üslupla aktarıyoruz. İşte bütün bu küçük ayrıntılar bir araya gelerek sesimize, umarız hemen tanınabilecek bir eşsizlik katıyor.

- György Ligeti, John Tavener ve Eric Whitacre gibi bestecilerden 300’den fazla eser sipariş ettiniz. Halihazırda yüzlerce eser varken dinleyicilere yeni eserler sunma misyonu sizin için neden bu kadar önemli?

Yeni eserler sipariş edilmezse, koro repertuvarı yavaş yavaş çöker ve fosilleşir. Bu yüzden onu büyütmeye devam etmeyi, hem köklü bestecileri hem de genç, yeni besteci seslerini koro dünyasına kazandırmayı görevimizin çok önemli bir parçası olarak görüyoruz. Sipariş verme konusundaki geçmişimizle — çoğu zaman King’s Singers Global Foundation aracılığıyla — gurur duyuyoruz ve her yıl yaşayan koro repertuvarına elimizden gelen her katkıyı yapmayı sürdürüyoruz.

“Bir obua ya da keman güzel sesler çıkarabilir ama hikâyeyi insan sesi anlatır”

- Bir keresinde, “Hiçbir enstrüman bizi insan sesi kadar sahici ifade edemez” demişsiniz. İnsan sesinin bu eşsiz ifade gücü performanslarınızı nasıl şekillendiriyor?

Bu çok güzel bir alıntı, ne zaman ya da hangi bağlamda söylendiğini hatırlamıyorum ama kesinlikle doğru! İnsan sesinin merkezî özelliği, metni ve dolayısıyla anlamı aktarabilme yeteneği. Bir obua, keman ya da çello çok güzel sesler çıkarabilir, ama hikâye anlatamaz; en azından o kadar kolay değil. İşte metnin ve şiirin bu önceliği, performanslarımıza hayat veriyor ve umarız insanların bizimle ve birbirleriyle bu kadar derinden bağ kurmalarını sağlıyordur.

The King’s Singers

- Son yıllarda a cappella yeni bir popülerlik dalgası yaşıyor; Pentatonix gibi gruplar genç kuşaklara ulaşıyor ve sosyal medya tamamen yeni dinleyici kitleleri yaratıyor. Kendi yolunuzu bunun içinde nasıl tanımlıyorsunuz?

Bizim için daima iki şey arasında denge kurmak gerekiyor: Geleneğimizi ve mirasımızı korumak, ama aynı zamanda yeni dinleyicilere ulaşarak bugün de taze ve çekici kalabilmek. The Real Group ve Pentatonix gibi topluluklarla yaptığımız iş birlikleri, normalde belki cesaret edemeyeceğimiz kadar iddialı olmamız için bize ilham verdi. Yine de köklerimizi, on yıllardır yanımızda olan sadık dinleyicilerimizi ve parçası olduğumuz tarihi hiçbir zaman unutmuyoruz. Sosyal medyada varlığımızı büyütmek için video ve kayıtlar üretmekten büyük keyif alıyoruz. Ama bizim için işimizin özünde her zaman tek bir şey var: Sahneye çıkıp, genç ya da yaşlı fark etmeksizin, dinleyicinin nefesini kesecek kadar güzel bir müzik yapmak.

- Klasik müziğin dışında neler dinliyorsunuz? Kişisel çalma listelerinize baksaydık nelerle karşılaşırdık?

Hepimizin klasik müzik alanı dışında kendine özgü ve eklektik zevkleri var. iPhone’larımızı alsaydınız, altı farklı çalma listesi ve albüm koleksiyonu bulurdunuz. Ama biraz da ortak paydalar var. Aramızda cazı çok sevenler var. İçimizde birkaç harmoni meraklısı bulunuyor ve Jacob Collier ya da Anomalie gibi sanatçıların karmaşık müzikal diline bayılıyoruz. Ama bunun yanında, pop müziği sevenlerimiz de var ve derinlere inerseniz Harry Styles, Sabrina Carpenter, Taylor Swift ya da Chapel Rowan şarkılarının eksik olmadığını görürsünüz.

- Geçtiğimiz yıl Amerika Birleşik Devletleri’ndeki konserlerinizden biri “yaşam tarzına dair endişeler” gerekçesiyle iptal edilmişti. 55 yıllık tarihinizde ilk kez böyle bir şey yaşandığını söylediniz. Bu deneyim, sanatın önyargılarla yüzleşmedeki rolü üzerine size neler düşündürdü? Sizce müzik farklılıkları aşmada gerçekten bir katalizör olabilir mi?

- Pensacola Christian College’daki o olay, grubun tarihinde dikkate değer bir andı. Sadece bir konserdi ama bir dönüm noktasıydı. Önyargı karşısında doğru bildiğimiz şey için ayağa kalkmak zorunda kaldığımız ilk sefer oldu. Sessiz kalmak yerine, hâlâ böyle şeylerin yaşanıyor olduğuna ışık tutmak için sesimizi kullanmaya karar verdik. Bence önemli bir konuşmayı başlattık ve belki de toplumun bazı kesimlerinin, her zaman olması gerektiği kadar hoşgörülü olmayan bir dünyada yaşadıkları zorluklara dair farkındalık yarattık.

Umudumuz, müziğin sadece bu rahatsız edici konuşmalara vesile olmakla kalmayıp, aynı zamanda zihinleri değiştiren, daha açık fikirli bakış açılarını teşvik eden ya da en azından hoşgörü ve anlayış sağlayan bir katalizör olmasıdır.

“Vay canına, bunu denemek harika olabilir…”

- Hiç yerel müzik geleneklerine merak duydunuz mu? Ve eğer bir Türk şarkısı seslendirecek olsanız, hangisini seçmeyi hayal ederdiniz?

Ziyaret ettiğimiz ülkelerin müzikleri bizi bitmek bilmez bir şekilde büyülüyor. Hiçbir turne yoktur ki, yerel bir bölgeden bir şarkı, bir ezgi, bir üslup ya da bir koro duymayıp da “Vay canına, bunu denemek harika olabilir…” dememiş olalım. Konserimize gelenler, sahne arkasında üzerinde çalıştığımız küçük bir Türk sürprizini duymaya şaşırabilir… Ama ipucu yok şimdilik!

- Üretmeye ve keşfetmeye devam ediyorsunuz. Ufukta hangi yeni projeler var? Ve yaklaşan 60. yıl dönümünüz için şimdiden özel planlarınız veya sürprizleriniz var mı?

Her yıl yeni albümler kaydediyor, yeni projeler ve geleceğe dönük sanatsal planlar oluşturuyoruz. Gelecek yıl, birkaç yıl sürmesini umduğumuz, yansıtıcı ve meditatif bir EP serisinin ilkini yayımlayacağız. Ayrıca 60. yıl dönümümüz için hazırlıklara başlayacağız; bu da bizi tüm dünyayı kapsayan müzikal bir yolculuğa çıkaracak. Tam olarak neler içereceğini şimdiden çok fazla söylememeliyiz, ama çok özel olacak ve gerçekten küresel bir turne olacak.

The King’s Singers hakkında

The King’s Singers, 1968’de Cambridge’de King’s College korosundan mezun altı şarkıcının Londra’daki Queen Elizabeth Hall’da verdikleri konserle kuruldu. O günden bu yana topluluk, iki kontrtenor, bir tenor, iki bariton ve bir bas olmak üzere aynı ses dağılımıyla yoluna devam ediyor.

55 yılı aşkın süredir a cappella müziğin “altın standardı” kabul edilen topluluk, teknik mükemmeliyet, çok yönlü repertuvar ve sahne zarafetiyle dünya çapında tanınıyor. Grammy ve Emmy ödüllerine sahip olan The King’s Singers, Gramophone dergisinin Hall of Fame seçkisinde de yer alıyor.

Repertuvarları, Rönesans eserlerinden Beatles düzenlemelerine, caz standartlarından Disney şarkılarına ve çağdaş bestelere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Ayrıca Ligeti, Tavener, Whitacre ve Hisaishi gibi pek çok önemli besteciden 300’den fazla yeni eser sipariş ederek çağdaş koro müziğinin gelişimine katkıda bulundular.

Her sezon dünya genelinde 100’ün üzerinde konser veren topluluk, kayıt projelerinin yanı sıra eğitim atölyeleri ve yaz okullarıyla da genç müzisyenleri destekliyor. 2018’de kurdukları King’s Singers Global Foundation ile yeni eserlerin ortaya çıkmasına ve genç yeteneklerin yetişmesine katkı sağlamayı sürdürüyorlar.

 

 

İlgili İçerikler