31 Temmuz 2022

Lozan'dan hiç bahsetmesek mi?

Türkiye ve Yunanistan'ın bugünkü sınırlarını tayin eden ve iki devletin "tapusu" olarak tanımlanan "Lozan'ı ihlal ettikleri" nedeniyle suçlayacakları yerde kendi özeleştirilerini yapsalar bence çok daha iyi ve yararlı olur

ATİNA 

Geçen hafta yaz tatilinin ikinci yarısını Yunanistan'ın Batı'sındaki Kefalonia adasında geçirdim.

Yunan Turizm Bakanlığı bugüne kadar gelen turist sayısının 2019'da (yani pandemi öncesinde) kırılan rekor sayının üzerinde olduğunu açıklamıştı. Bunun ne kadar doğru olacağını henüz bilemiyoruz ama hemen her yıl geldiğim Kefalonia adasını bu kadar çok kalabalık görmemiştim.

Genel olarak İtalyanların uğrak yeri olan İyonya denizindeki bu adaya bu yıl Amerikalı turistlerin yoğunluğu dikkatimi çekti. Sınır komşuları Kuzey Makedonya, Bulgaristan ve Romanya gibi Yunanistan'a gelen geleneksel turistlerin yanı sıra İngiliz, Fransız, Alman, İspanyol, Avusturyalı hatta Rus turistlerden başka İstanbul plakalı otomobilleri da gördüm.

İyonya denizinin mavi sularını arkamızda bırakıp Atina yolunu tutarken haberlere bir göz attığımda Türk ve Yunan Dışişleri Bakanlıklarının yine birbirleriyle atıştıklarını okudum.

Mesele bu kez Yunan Eğitim Bakanlığının Batı Trakya'daki müslüman Türk azınlığına ait 4 okulun "öğrenci yetersiziliğinden dolayı askıya alınması -yani kapatılması- ve az sayıdaki öğrencilerin bölgedeki diğer okullara dağtılmasıydı."

Batı Trakya'daki kapatılan azınlık okulu

Türk Dışişleri Bakanlığı bunu "Yunanistan'ın Lozan antlaşmasını ihlal ederek Batı Trakya'daki azınlık okullarını kapatma eylemi" olarak algılamış ve Yunan hükümetini sert bir biçimde eleştiriyordu.

Yunan Dışişleri Bakanlığı ise Türk Dışişleri Bakanlığının eleştirilerine cevaben yayımladığı açıklamasında "Söz konusu 4 azınlık okulunun askıya alınması kararının tüm Yunanistan'da öğrenci sayısı yetersiz olan okullar için geçerli olduğunu ve azınlık okullarının bu uygulamanın haricinde tutulmadığını" açıkladı.

"Lozan antlaşmasına" da değinilen aynı açıklamada Batı Trakya'da halen 99 azınlık okulunun açık olduğu; oysa İstanbuldaki Rum okullarının sayısının (Bozcaada'daki okul dahil) toplamında 4'e düştüğü belirtiliyor.

Yani kısacası Türkiye Yunanistan'ı; Yunanistan Türkiye'yi birçok konuda olduğu gibi "Lozan'ı ihlal etme" konusunda suçlamaya devam ediyor.

Lozan antlaşmasını kimin ihlal edip etmediğini bence hiç sorgulamasak daha iyi olur. Çünkü yaşanan olaylar gösterdi ki, her iki ülke de Lozan'ı uygulama konusunda sınıfta kalmış durumda. Bu gidişler sınıfı geçecekleri de gözükmüyor.

Yunan devletinin, özellikle 1967 albaylar cuntası yıllarından sonra Batı Trakya azınlığına uyguladığı aleni ve psikolojik baskılar (ehliyet alma, avcılık izni, tamir işleri, kredi alma vs. gibi çıkartılan zorluklar) bugünkü Yunan Başbakanı Kiryakos Mitsotakis'in babası Konstantin Mitsotakis 1992'de Başbakanlık döneminde resmen kabul edilmiş ve bu haksızlıkların giderilmesi için "tüm Yunan vatandaşlarının, hristiyan ve müslümanların, yasalar karşısında eşit olduğunu" açıklamıştı.

Bu zorluklar halen tamamen giderilmiş değil. Mesela Batı Trakya azınlığı mensupları "Türk" adı geçen herhangi bir dernek kuramıyor. Hem de Avrupa İnsan Hakları mahkemelerinin kararlarına rağmen Yunan devleti "Lozan antlaşmasının azınlıklarla ilgili maddeleri uyarınca Batı Trakya'da Türk değil; müslüman azınlık yaşıyor" gerekçesini gösteriyor. Müftü seçimleri ise Atina Başmüftülüğünün Lozan gereğince lağvedilmesinden sonra daha da karmaşık bir hâle gelmesine neden oluyor. Aynı şekilde eğitim alanında karşılaşılan zorluklara "mütekabiliyet" gerekçesiyle bir türlü "çare" bulunamıyor.

Türk devletinin azınlıklara karşı uyguladığı siyaseti de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ruhban okulunun kapatılması, Büyükada'daki Yetimhanenin bir gecede boşaltılarak kapatılması, 1941'de azınlıkların Aşkale'ye sürgüne gönderilmeleri, 1955'te azınlık mallarına karşı düzenlenen 6-7 Eylül vandallıkları "Vatandaş Türkçe konuş" gibi psikolojik baskılar hiç de yabana atılacak baskılar olmamıştı.

Kapatılan heybeli Ruhban okulu

1923 Lozan Antlaşması'ndan sonra yaşanan bu acı olaylar gösterdi ki, Türk ve Yunan devletleri, kendi vatandaşları olan azınlık mensuplarını ve hâlâ sık sık dile getirdikleri "iki ülke arasında dostluk köprüsü" olarak değil; birbirlerine karşı "tutsak" olarak kullandılar ve buna"mütekabiliyet esası" adı vermişler.

Kapatılan yetimhane

Türkiye son zamanlarda yine Lozan'dan hareket ederek Adaların silahlandırılması konusunu sürekli gündeme getirmekle kalmayıp; BM nezdinde itirazlarını kaleme alıyor ve adaların egemenliklerini tartışmaya açacacığını açıklıyor.

Yunanistan ise adaları "Lozan'a rağmen" silahlandırdırdığını" kabul ederken; bunu "Türkiyeden gelecek olası bir saldırıya karşı savunma amaçlı" gerekçesine dayandırıyor. Üstüne üstlük Türkiye'nin 2020'de benimsediği "mavi vatan" haritasını ve son olarak Ülkü Ocakları'nın hazırladığı Ege adalarını ve Girit adasını da içine alan haritayı tüm ülkelere "İşte korktuğumuz Türk tehditi" diye gösteriyor.

Ülkü Ocakları haritası

Bu nedenle Türkiye ve Yunanistan'ın bugünkü sınırlarını tayin eden ve iki devletin "tapusu" olarak tanımlanan "Lozan'ı ihlal ettikleri" nedeniyle suçlayacakları yerde kendi özeleştirilerini yapsalar bence çok daha iyi ve yararlı olur.

Yazarın Diğer Yazıları

Yaz sıcağında sıcak gelişmeler...

Yunanistan, tüm nefesini tutmuş, "Abdülhamit"in nereye gideceği sorusuna odaklanmıştı. Acaba Girit adası yakınlarına mı? Yoksa Rodos adası yakınlarına mı? Yoksa Meyis adasının dibine mi gidecekti?

Tekerrürden ibaret olan ilişkiler...

Amerikan raporlarının detaylarına inilen "Karanlık bir Oda" kitabından anlaşılıyor ki Türkiye ile Yunanistan, hâlâ boğuştukları Ege, Doğu Akdeniz, Kıbrıs gibi anlaşmazlıklara zaman zaman çözüm formülleri bulunmuş; ama "bir vesileyle" hiçbir zaman uzlaşma sağlayamamışlar

Kısa bir mola...

Tekrar görüşmek üzere