Aslında başlık şöyle olmalı: ‘Google’dan Önce Bilmiyorduk, Google’dan Sonra Bilmediğimizi de Bilmiyoruz!’. Uzun başlık okunmaz diye daha az çarpıcı bir başlığı göze aldım! Yazık.
Bir zamanlar ‘bilmiyorum’ demek normaldi. İnsan önce bilmediğini kabul eder ve sonra onu öğrenmek için çabalardı. Artık ‘bilmiyorum, emin değilim’ diyen insan kalmadı. Çünkü artık Google var. Google biliyorsa, insan da bildiğini zannediyor.
Bulabiliyorsam, biliyorum demektir. Hayır, bilmiyorsun! İş görüşmesinde ‘biliyorum’ diyerek işi kaptın(bence iyi de yaptın, çünkü bu düzeni, kıytırık bir iş görüşmesinde 50 yetenek isteyerek kendileri yarattı) ama kendini kandırma. Bir şeyin nerede yazılı olduğunu bilmek, onu anlamakla aynı şey değil.
Ayrıca acaba Google biliyor mu, yoksa buluyor mu? Bu da ayrı bir konu.
Google sorularımıza hızlıca cevap getiriyor fakat gelen cevabın doğru olup olmadığını bilmiyoruz. Bunu teyit etme ihtiyacı da duymuyoruz. Teyit edebileceğimiz kaynağı da bulamıyoruz. Karşımıza çıkan ilk sonucu “gerçek” sanıyoruz.
Yanlış bilginin dolaşımı yeni bir şey değil. Fakat eskiden bilginin kaynağı sorgulanırdı. Artık buna da gerek kalmadı. (Şu sebepten...)
Daha Google’dan bakmayı öğrenemedik bir de yapay zekâ çıktı.
Nerden biliyorsun?’ diyorum ‘ChatGPT söyledi’ diyor.
Yahu bir arkadaşımıza güvenmemiz yıllar alıyor. Ne ara bu kadar güvendiniz? Yapay zekâların hepsi yanılma payına sahip. Hepsinin kendine has, önceden programlanmış dili var içeride. ChatGPT mesela, kullanıcıyı destekleyen dil kullanıyor. Kullanıcı haklı diye değil, ChatGPT içindeki komut böyle diye.
Gerçek bir akıl hocası, ‘hayır burada yanılıyorsun, burası eksik’ der. Dost ‘acı’ söyler. Fakat yapay zekâ bunu yapsa, kullanıcı çalışmayı kapatır, üyeliğini sonlandırır. (Ücretsiz üyelik bile yapay zekânın gelişmesi için çok önemli) Sonuç: Kullanıcının devam etmesi için onaylamak şart. Ve böylece günümüz dünyasının en gelişmiş teknolojisi ‘yağcı’ya dönüşür.
Bir kısım insan, bu ‘yalan onay’ meselesinden o kadar sıkıldı ki(benim gibi) daha eleştirel dili olan yapay zekâlara yöneldi. Orası da ayrı tuzak tabii. :)
Ben kullanmayalım demiyorum ama beynimizi de tatile çıkarmayalım yani.
Eskiden haber kanallarını suçlardık, hükümeti destekleyen kanallar hükümetin yanlışını göstermiyor diye (hala suçluyoruz). Hükümet yanlıları da muhalif kanalları suçlardı aynı sebepten. Yani insanların beyni bu kanallarla yıkanıyor diye, yıllardır, ‘doğru habercilik’ tartışılıyor. E neden yapay zekânın yanlış cevaplarını asla konuşmuyoruz.
İnsanların güvenini bu kadar kazandıktan sonra, havadan getirdiği bilgileri ücretsiz dağıtıp kullanıcılarını memnun ettikten sonra ChatGPT’nin gücünü düşünebiliyor musunuz? Peki bu güce hiç sorgulamadan tapındığınızın farkında mısınız?
Eskiden bilgisiz insan çekingen olurdu. Endişe duyardı. Şimdi tam tersi!
Peki ne yapacağız?
Teknolojiyi reddetmek değil mesele. Tekerlek icat edilince insanlar yürümekten mi vazgeçti? Ama Google var, YZ var diye beynimizi de bir kenara bırakmayalım.
Bir soruyla/sorunla karşılaştığımızda, cevabını aramadan önce bir duralım, bir düşünelim. Ne biliyoruz? Ne bilmiyoruz? Nerede emin değiliz? Bu bir dakikalık ara beynimize egzersiz yaptırmanın bir yolu. Yapay zekânın cevabına eleştirel bakalım. Aynı soruyu başka bir kaynaktan doğrulamaya çalışalım. Onay değil itiraz arayalım.
Ve arada bir ‘bilmiyorum’ diyelim yüksek sesle. Bilmemekten utanmayalım. Çünkü bu, hala en dürüst kelime.
Son söz
Google’dan önce neyi bilmediğimizi biliyorduk. Yapay zekâdan sonra da bilmiyoruz, hatta neyi bilmediğimizi de bilmiyoruz. Üstüne üslük bildiğimizi sanıyoruz.
Üç katlı cehalet. Bence insanlık tarihinde bu hiç olmamıştı.
Milyonlarca insan bu kadar emin bir şekilde, bu kadar az şey bilmemişti.
Unutmayalım, Sokrates’in bilgeliği, bilmediğini bilmesinden…


