İran savaşının yönelimi, yansımaları ve düşündürdükleri
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İran savaşının yönelimi, yansımaları ve düşündürdükleri

ABD belki bugün itibariyle “bitti” diyerek işin içinden çıkamaz ama şimdi çıkamazsa ne zaman çıkabileceği de meçhul görünüyor. Trump, kasım ayında ülkesinde yapılacak ara seçimler öncesinde bu işi bitirebilirse rahatlar, fakat somut bir sonuç elde edemeden “bitti” demesinin kendisi için büyük kayba yol açacağının da muhtemelen farkındadır

İran savaşının yönelimi, yansımaları ve düşündürdükleri

15 gündür devam eden savaşın şiddeti azalmadığı takdirde İran’ın atacak mühimmatı, ABD’nin vuracak hedefi kalmayacak gibi görünüyor.

İran’ın uzun menzilli füze stoğu her gün tükenirken, fırlatma rampaları da doğal olarak azalıyor. ABD ise vurabileceği askeri hedefler giderek tükenirken, İran’ın yeni füze atmasını bekleyerek bunların rampalarını vurmayı hedefliyor. ABD'nin saldırısının maliyeti sadece ilk iki günde, beş milyar doları aştı ve ordusu iki yılda kullanabileceği miktarda mühimmatı birinci haftanın sonunda tüketti.

Öte yandan İran’ın, maliyeti oldukça düşük saldırılarıyla, düşmanlarına küresel çapta verdiği zarar, asimetrik bir başarıya işaret ediyor.

İran asimetrik yöntemlerini beklenmedik derecede etkin kullanıyor. Hürmüz Boğazı’nı mayınlamasına gerek dahi kalmadan fiilen kapattı. Basra Körfezi’nde kendi uzun kıyı şeridinden karşı kıyıdaki Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman’daki tüm yumuşak hedefleri görüyor. Özellikle en büyük zararı gören BAE’nin küresel finans, turizm ve lojistik merkezi olma hedefi, İran'ın tanesini yalnızca 20 bin dolara ürettiği intihar SİHA’larından ötürü temelden sorgulanıyor; belki de tamamen sona erme tehdidiyle karşı karşıya... Üstelik ABD'nin bir SİHA saldırısını önlemesi için iki Patriot füzesi havalandırması, yani 4 milyon dolar sarf etmesi gerekiyor.

İran Hükümeti, Arap komşularını, kendisine en ılımlı yaklaşan Umman’ı bile hariç tutmadan hedef aldı ve belki de bu yüzden kendi yalnızlığını daha da derinleştirdi. Bir zamanlar İran'ın etki alanı olan Suriye’de bugün Ahmed eş-Şara'nın yeni yönetimi, İran karşıtı koalisyon çabalarına öncülük ediyor. Bahreyn ve Ürdün, İsrail’in hava savunmasına ABD ile birlikte etkin katkı veriyor.

Bu çatışmalar, hem İsrail hem İran için bir ölüm kalım savaşı hâline gelse de, ABD için henüz orta ölçekli bir savaştan fazlası değil. ABD için Vietnam ve Irak gibi orta ölçekli savaşlar ciddi yıpranmalara yol açtı, fakat ülkenin küresel hegemonyasına son vermedi.

Bilindiği üzere, İsrail için ölüm kalım savaşının konusu İran ve Lübnan Hizbullahı ile mücadele... 2023 öncesinde iç siyasette ciddi oranda yıpranan Binyamin Netanyahu ve partisi Likud, savaşın etkisiyle bu yıl yapılması beklenen seçimlere ilişkin kamuoyu yoklamalarında açık ara önde gözüküyor. İran’da 45 yıllık Velayet-i Fakih rejiminin, kendi tarihinin en büyük ölüm kalım savaşını verdiği, zaten herkesin ortak görüşü...

İsrail, İran ile savaşını sürdürmek için ABD desteğine muhtaç, ancak Lübnan Hizbullahı onun kendi “dişine göre” bir hasım.

İran yönetiminin şu aşamada durmak için nedeni, ABD’nin ise saldırılarına tekrar başlamayacağının garantisi yok. Bu aşamada İran'ın ateşkes talep etmesi, tüm dünyaya karşı bir zafiyet göstergesi olarak algılanacağı gibi, ateşkes karşılığında üzerindeki yaptırımların kalkması gibi taleplerde bulunmayacağı, bulunsa bile bu taleplerin kabul görmeyeceği kesin gözüküyor. Üstelik hava savunması hepten yok olduğu takdirde, ABD ve İsrail'in İran’ı diledikleri anda yeniden vurmamalarının da bir garantisi olmayacak. Dolayısıyla savaş şimdilik bir kısır döngü içinde ve ateşkes bugünlerde uzak ihtimal olarak gözüküyor.

ABD belki bugün itibariyle “bitti” diyerek işin içinden çıkamaz ama şimdi çıkamazsa ne zaman çıkabileceği de meçhul görünüyor. Trump, kasım ayında ülkesinde yapılacak ara seçimler öncesinde bu işi bitirebilirse rahatlar, fakat somut bir sonuç elde edemeden “bitti” demesinin kendisi için büyük kayba yol açacağının da muhtemelen farkındadır.

İran Rejiminin ayakta kaldığı takdirde halkına daha ılımlı mı yaklaşacağı, yoksa zaten sınırlı olan özgürlükleri daha mı kısıtlayacağı bilinmiyor. Ayetullah Ali Hameney’in yerini oğlu Mucteba Hameney aldı. Devrim Muhafızları'nın rejim içindeki gücü daha da arttı. İran’da bu şartlar altında siyasal bir yumuşama beklemek gerçekçi görünmüyor. İran Rejimi sağ kaldığı takdirde nükleer silah elde etmek için her şeyi göze alacak. Muhtemelen tüm petrol satışını Çin’e ipotek edecek. Körfez’de tehdit unsuru olmayı, Hürmüz Boğazı’nı dilediği zaman kapatabilme yeteneğini sürdürecek.

Rejim “mozaik” savunma düzenine geçti. Yani 31 eyaletin her birinde özerk komuta yapıları ve bunların kendi ellerindeki mühimmatı belirledikleri hedeflere karşı kullanma özgürlüğü bulunuyor. Önde gözüken Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan veya Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi gibi isimlerin Rejim içerisindeki gerçek ağırlığı meçhul olduğu için resmi açıklamalara da şüpheyle yaklaşılıyor. Bu dağınık askeri düzen aynı zamanda siyasal düzensizlik demek. Savaş halinde bir süre daha devam edebilecekse de İran büyüklüğünde bir ülkenin böylesine bir başıbozukluk içinde uzun süre yönetilmesi olası değil. Nitekim Türkiye'ye yönelen üç hareketin ve muhtemelen Nahçıvan'a yapılan saldırının bu dağınık yapının bazı parçalarından geldiği, ordunun merkezden bu yönde emirler vermediği anlaşılıyor.

Ülkemizin ulusal hava sahası üzerinde uzayda üç adet uzun menzilli İran balistik füzesi (muhtemelen Şahap-3) NATO radarlarınca saptanıp, ittifak dayanışması ve görev dağılımı içinde Doğu Akdeniz’deki ABD muhribince etkisiz hale getirildi. Patriot yerine NATO sistemleri ile uyumlu çalışması mümkün olmayan S-400'lerin alım süreci, F-35 üretim zincirinden atılmamıza ve CAATSA yaptırımlarına maruz kalmamıza yol açmıştı.

Öte yandan, petrol fiyatlarının hızlı yükselişi Rusya için ek gelir kalemleri yarattı. Üstelik ABD, yaptırımları gevşeterek Hindistan’ın Rusya’dan petrol ithaline olanak tanıdı. G-7 içinde Rusya’ya yaptırımlarda istisnalar tanınması yönünde tutum alan tek ülkenin ABD olması, Putin’in Batı içinde çatlak yaratma politikası için de “olumlu” bir sonuç gibi görünüyor. Fakat İran’da ateşkes için arabuluculuğa gönüllü olduğunu bildiren Rusya’nın Ukrayna’da ateşkes söz konusu olduğunda ayak sürümesi de güncel küresel siyasetin çelişkilerinden biri.

İlgili İçerikler