Metin Oktay’ın halefi, o büyük futbolcuyu sırtında yeşil zeminden uğurlayan adam, Gökmen Özdenak. 2025’le birlikte Gökmen Abiyi de uğurladık güzel anılarıyla.
İki ayrı gazetede çalıştım Gökmen Özdenak’la. Ali Sami Yen’de ve çok deplasman maçında yan yana oturduk. Bir kaç yaz kampını da kısa süreli de olsa birlikte takip ettik. Fatih Terim’in takım arkadaşı olması, kamplarda içerik üretmek için avantajımız olur, Galatasaray’ın kampında ‘’Yazarımız Gökmen Özdenak, Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim’i ziyaret ettti’’ fotoğraflarının altını doldurur, kamptan da özel haberler alarak çıkardık.
Haftalık yazılarını gazetedeysem ben alırdım Gökmen Abimin. ‘’Aman Evlat! Sert bir başlık yazma, kimseyle aramız bozulmasın’’ derdi. Galatasaray o haftanın kaybedeni ise kızgın ve öfkeliydi. Başlığa karışmazdı.
Mangal gibi yürek vardı. İnönü Stadı’nda duhuliye ile tribünleri ayıran demirlere tırmanıp seyircinin üzerine uçtuğu günü anlatırdı. Ama bu anlatıyı genelde biz kardeşleri isterdik. Onun o dolu dolu küfür ederek anlattığı hatırayı gülerek dinlerdik, ‘’Pis herif bana ayı diyor anneme de küfür ediyordu. Dayanamadım uçtum tribüne tutamadılar. Bana ayı desin. Ona alışkınım’’.
Attığı şutla İnönü Stadı’ndan Hilton Oteli’nin balkonunda turist vurma hikayesinin iyi tuttuğunu söylerdi. Biz görmemiştik ama skor tabelasının altına yani tribünün ikinci katına şut attığını itiraf etmişti sonra da eklemişti, ‘’Evlat ne o zamanki toplar aynı ne zeminler ne de kramponlar. Toplar çamurdan neredeyse 3 kilo oluyordu. Denk geldi mi çok uzağa vurabiliyorduk.’’
Metin Oktay’ı çok anlatırdı. ‘’Onu izleyerek büyüdüm, kafa vuruşlarında onu taklit ettim. O bir başkaydı. Metin Oktay’ın yanında bize söz düşerse konuşurduk, genelde onu dinlerdik. Galatasaraylı olmayı da ondan öğrendik’’ derdi.
Garip bir tesadüf. Gökmen Özdenak’ın vefat haberini alır almaz anılar geldi aklıma. En çok da Crans-Montana anımız. Ben bunları hatırlarken, o bölgede yangın yüzünden 40 insan öldü. Gökmen Abiyle çok güldüğümüz o bir kaç saat bir barda geçmişti üstelik.
Gökmen Özdenak
Geleceğini bilmiyordum. Gazeteden haber vermemişlerdi. Telefonum çaldı. ‘’Evlat beni Lozan’dan al. Ben Crans, Montana falan bilmem. Nesi var Almanya’nın o kampı çok mu aramışlar’’ demişti. Gittim aldım abimi.
Üzüm bağlarından dağa doğru çıkarken fikrini değiştirmiş, ‘’Güzel yermiş. Kim buldu burayı?’’ demişti. Tabiki Fatih Terim’in tercihiydi Crans-Montana.
Resepsiyonda otururken, ‘’Çantamı bırakayım beni Galatasaray’ın oteline götür evlat’’ dedi. Kampa gidildi. Fatih Hoca’yla tavla oynandı. Otele döndük.
‘’Akşama nereye gidiyoruz?’’ dedi. Her akşam yemek yediğimiz bir bistro vardı. Oraya gittik. Biz akşam haberlerini yazdırırken Gökmen Abi, barın arkasındaki güzel kızlarla arkadaş olmuş hatta kimse birbirini anlamadan harika sohbetler çıkmıştı ortaya. Gökmen Abi, bardaki kızlara ‘’Şerefe’’yi başka (!) türlü söyletip gülüyordu. Kısa gecede eğlenecek bir şeyler bulmuştu hepimize.
Hikaye burada bitmiyor.
Galatasaray’ın kampından bir süre sonra yine Crans-Montana’da dünyaca ünlü bir saat markasının lansmanına Türk gazeteciler de davetliymiş. Tesadüf bu ya; Türk gazeteciler de aynı bistroya gitmişler ve barın arkasındaki kızlardan Gökmen Abi’nin öğrettiği ‘’Şerefe’’yi duymuş çok da şaşırmışlar. Bazıları da bunu döndükten sonra yazmış. Bu yazı çıkınca Ali Sami Yen’in o basık basın tribünündeki ilk maçta İsviçre’deki Türkler kim diye merak konusu olmuştu. Gökmen Abi bana eliyle ‘’Sus’’ işareti yapmıştı. Ama sonraki seyahatlerde herkes öğrendi ve biz Gökmen Abi’nin şen kahkahalarına eşlik etmiştik.
O da ayrıldı aramızdan unutulmaz anılar ve soluk fotoğraflar kaldı bize.
Güle Güle Gökmen Abi. Turgay Şeren’e, Ziya Şengül’e ve Metin Oktay’a selam götür.
Bir devrin en güzel abileri, sohbetiniz yine futbol olsun…


