Derbi kazanmak yetmiyor!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Derbi kazanmak yetmiyor!

Futbolun adaleti olmayabilir ama biyolojisi var. Derbi zaferinin 'haklı eğlencesini' Samsun’da ağır bir fiziksel faturayla ödeyen sarı-kırmızılılar, ofsayta düşecek mecali bile bulamadığı gecede teslimiyetin tescilini verdi

Derbi kazanmak yetmiyor!

Galatasaray için geçtiğimiz hafta alınan 3-0’lık derbi galibiyeti, sadece üç puanın ötesinde bir "psikolojik tescil" hükmündeydi. O geceden sonra sarı-kırmızılılar için şampiyonluk yolu, matematiksel bir zorunluluktan ziyade, sadece bir zamanlama meselesine evrilmişti. Cebine koyduğu "iki beraberlik ya da bir galibiyet" opsiyonuyla Samsun’a gelen takımın, Karadeniz’in nemli havasından ziyade derbi gecesinin dumanında kaldığı daha ilk dakikalardan belli oldu.

Samsunspor cephesi için ise durum taban tabana zıttı. Ev sahibi, bu maçı takvimin üzerine kırmızı kalemle çizmiş, "sezonun maçı" parantezine almıştı. Galatasaray sahada fiziksel bir yorgunluğun ve mental bir doygunluğun pençesinde kıvranırken; Samsunspor, her ikili mücadelede sanki bir kupa finalindeymişçesine iştahlıydı.

Okan Buruk’un öğrencileri, o ezberlenmiş "kompakt takım" hüviyetinden çok uzak, hatlar arasındaki mesafenin birer uçuruma dönüştüğü, dağınık bir görüntü sergiledi. Derbi galibiyetinin getirdiği o meşhur "haklı eğlence", Samsun deplasmanında fiziksel bir faturaya dönüşmüş durumdaydı. 

Galatasaray’ın gövdesi Samsun’da ama aklı belli ki hâlâ o üç gollü derbi zaferinin görkemli gürültüsünde... Hafta içinde takımını rehavet uykusundan uyandırmaya çalışan Okan Buruk’un çabaları belli ki yetmemiş..

Mart ayına kadar Şampiyonlar Ligi arenasında devlerle çarpışan, Liverpool eşleşmesinde son kurşununa kadar savaşan bir takımın, fiziksel iflas bayrağını Samsun’da çekmesi aslında beklenen bir sonun dramatik finaliydi. Futbolun adaleti yoktur ama bir biyolojisi vardır; vücut "dur" dediğinde akıl "koş" dese de o bacaklar kalkmaz.

Galatasaray, gergin Fenerbahçe derbisinin ardından belli ki tesislerin kapılarını kapatıp sadece çalışmış. Ancak dinlenmeyen zihin, antrenmanla onarılamaz. Sahadaki tablo, şampiyonluk yolundaki bir takımdan ziyade, sezonun tüm yükünü omuzlarında taşıyan bir yorgunlar kervanı gibiydi. Bir stat dolusu taraftar önünde yapılan antrenman da futbolcuların konsantre olmalarına yetmemiş demek ki!

Bu yıpranmışlığın en somut faturası, orta sahanın dinamosu Lucas Torreira’nın devreyi dahi tamamlayamamasıydı. Torreira gibi bir direnç odağı düştüğünde, Galatasaray’ın omurgası da çatladı. Yerine giren İlkay da bu "reaksiyon verememe" haline çare olamadı. Oyuncular o kadar bitikti ki, yanlarından geçen Samsunsporlu oyunculara ayak uzatacak mecalleri kalmamış, hamleleri sadece gövdeleriyle yaptıkları kontrolsüz faullere dönüşmüştü.

İstatistiklerin en acı vereni ise ofsayt rakamı: Sadece bir. Rakip kaleye gitme iştahı o kadar düşüktü ki, Galatasaray ofsayta düşecek kadar bile önde kalamadı. Akıllar derbi galibiyetinde, vücutlar ise Fenerbahçe maçının yorgunluğunda asılı kalmıştı.

Kalede Günay Güvenç, Uğurcan Çakır’ın varlığını her saniye arattı. İsabetsiz, dağa taşa atılan paslarla tamamlanan bir maç, modern futbolun geriden oyun kurma mantığında bir intihardır. Üstelik ceza sahası dışındaki o talihsiz hata ve kırmızı kart, bir kalecinin mental olarak maçın ne kadar uzağında olduğunun tesciliydi. Hatanın yarısını Osimhen’e de yazmak şart.. 

Savunma: Abdülkerim ve Sanchez, Samsunspor’un her uzun topunda "geri koşu" yapmaktan tükendi.

Hücum: Barış Alper sahada yoktu, Yunus Akgün "orta yapayım" derken tesadüfen golü buldu.

Osimhen: Gol silahı olması beklenen isim, enerjisini rakip kaleden ziyade hakemle diyaloğa harcadı.

Sonuç olarak; Galatasaray haftaya Antalyaspor'u yener, yine şampiyon olur. Orası kesin gibi. Ancak Samsun’daki bu "teslimiyetçi" tablo, ne Galatasaray markasına ne de bu sezonki Avrupa yürüyüşüne yakışmadı. Skor, sadece bir sonuç değil; bir konsantrasyon ve fiziksel tükenmişlik manifestosuydu.

İlgili İçerikler