Devletler hep yaşlıdır devrimlerse daima genç
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Devletler hep yaşlıdır devrimlerse daima genç

Eğitimin çerçevesini belirleyen iktidarlar, dünya genç bir devrim enerjisiyle değil köhne bir iktidar hevesiyle dönsün, gençliğin ateşi o hevesin üflediği ölümcül solukla fazla parlayamadan sönsün isterler. Ama bazen iktidarın soluğu gençliğin ateşini söndüremez aksine harlar ve tüm sinsi hesaplar boşa çıkar

Devletler hep yaşlıdır devrimlerse daima genç

Her iktidar bir gün yıkılır. Tanrısal olanlar bile.

Yerden gökyüzüne yükselmeyi bir başarı zanneden ve o sırada ayaklarının yerden kesilmesinin kendisini hangi tehlikelere sürüklediğini fark etmeyecek kadar körleşen tehlikeli muktedirler, nihayetinde yükseldikleri noktadan yere çok feci düşerler.

Eğer iktidar yukarılardan aşağıya düştüğünde siz hâlâ onun ayaklarının dibindeyseniz o düşüşün altında kalır, ezilirsiniz. Yok eğer tepesine çıkıp tepinmekteyseniz, o düşüşün neticesinde hayatınıza daha iyi bir yerden devam edersiniz.

O yüzden köhne iktidarların eteklerinde oturmak tehlikeli, tepesine binmekse güvenlidir.

Şu anda bu ülkede iktidar gençlerin üzerine basarak yükselmeye çalışırken gençlik onun tepesine biniyor. Hem de öyle böyle bir binmek değil. O yüzden devletin tepesi atıyor, bir külhanbeyi gibi naralar atarak kendisine yan bakanı içeri tıkıyor. Hızını alamayıp Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ve babası Sami Elvan’a Cumhurbaşkanı’na hakaretten hapis cezası verebilecek kadar gözü dönebiliyor.

Çünkü bu ülke halkını ve özellikle de gençlerini nicedir hiç ama hiç sevmiyor.

Gezi Direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle yaralanan ve 269 gün komada kalarak 45 kilodan 16 kiloya düşerek bu dünyadan ayrılan 15 yaşındaki Berkin’i hiç sevmediği gibi...

Alelacele idam ettiği 17 yaşındaki Erdal Eren’i sevmediği gibi…

Mecliste “Üç bizden, üç sizden” diye bağıran milletvekillerinin intikam hırsına kurban vererek astığı yirmili yaşların başındaki üç öğrenciyi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı sevmediği gibi…

Günlerdir sokaklarda “Hak! Hukuk! Adalet!” diye bağıran ve arkadaşlarını hukuksuz bir şekilde içeriye atan iktidara inatla kafa tutan bugünkü gençliği de hiç sevmiyor. Onları baş tacı edebilecekken ayaklarının altına almayı tercih ediyor.

Tüm muhaliflerini tek tek hapse attığı, anayasayı hiçe saydığı, gazetecileri, öğrencileri suçlu ilan ettiği, astığı astık kestiği kestik bir iklimi normalleştirdiği bir kaos ortamında korkularını karşısındaki herkesi korkutarak bastırmaya çalışıyor; bu esnada en çok da gençleri yıldırmaya uğraşıyor.

Çünkü biliyor, onları olağan zamanlarda evcilleştirmek kolay ancak olağanüstü zamanlarda gençliğin fıtratında hep isyan var.

Yetişkinlerin tevekkülle karışık yorgunluğunun aksine henüz eksilmemiş bir enerji ve yüksek bir tahammülsüzlükle o gençler evlerine giremezler.

İktidarı yerinden edebilecek yasal haklarını kullanmakta direnmekten yılamazlar.

Ve güzel günler görmeyi hayal etmekten vazgeçemezler.

İçlerinden bazılarını hunharca içeri tıkan ve hapiste tuttuğu gençlere ibret-i alem için eziyet etmeyi bir başarı sayarak gelecekleriyle oynayan bu iktidarın niyeti, gelmiş geçmiş tüm iktidarlar gibi, varlığına tehdit olarak gördüğü gençliği zulmüyle terbiye etmek.

Terbiye, Arapça kökenli bir kelime. Hem insanlar için kullanılıyor hem de hayvanlar için. Türkçesi eğitim. O da öztürkçe bir kelimeden türetilmiş. Egit. Egit de hem hayvanlar için kullanılıyor hem insanlar için. Terbiye ve eğitimin hedefindeki gençler kelimelerin kökenlerindeki niyetlerin gölgesinde bin yıllardır düzene uyum sağlasınlar, yoldan çıkmasınlar, iktidarları sarsmasınlar, çarklara çomak sokmasınlar diye önce evlerde sonra okullarda sonra da iş yerlerinde düzenin ihtiyaçlarına göre eğitilirler.

Eğitimin çerçevesini belirleyen iktidarlar, dünya genç bir devrim enerjisiyle değil köhne bir iktidar hevesiyle dönsün, gençliğin ateşi o hevesin üflediği ölümcül solukla fazla parlayamadan sönsün isterler.

Ama bazen iktidarın soluğu gençliğin ateşini söndüremez aksine harlar ve tüm sinsi hesaplar boşa çıkar.

Neyse ki devletler hep yaşlıdır; devrimlerse daima genç.

İlgili İçerikler