'Öteki' olmamak yeterli mi?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

'Öteki' olmamak yeterli mi?

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'nın üyeleri tarafından editörlüğü yapılan 'Bölünen Demokrasiler' araştırma kitabına göre Türkiye'de 10 kişiden 8'i, en karşı oldukları siyasi partiyi destekleyen birisi ile kızlarının evlenmesine karşılar. Neredeyse yüzde 75'i bu profilde birisi ile iş yapmak istemiyorlar

Uzun yıllardır Türkiye, sürekli bir seçim sürecinden geçiyor gibi hissediyor. Elbette 2014'den beri 8 tane seçim veya referandum olmasının getirdiği bir gerçeklik var. Fakat hiç nefes alınmadan, sürekli ülkenin temellerinin sallandığı siyasi gelişmeler ile yorucu bir gündem hissedilmediğini söylemek mümkün değil.

Genel seçimlere bir yıldan az bir süre kalması; ülkedeki ekonomik krizin gittikçe büyüyor olması ile önümüzdeki dönemlerde hararet ve hareketlilik arttıkça artacak.

Türkiye'de insanların siyasi görüşlerine ve yaşam tarzlarına göre temelden bölünmüş olması uzun süredir bizim toplumumuzun bir realitesi.

Başka ülkeler bizi geriden takip ediyor.

Trump sürecinde Amerikan halkı adeta iki yarı ülke gibiydi. Kongre binasının Ocak 2021'de göstericiler tarafından saldırıya uğraması ile taçlanan bölünme, kürtajdan, silah kontrolüne kadar her alanda kendisini gösteriyor.

Avrupa Birliği'nden ayrılan Birleşik Krallık için Brexit süreci ile İngiltere'deki sağ-sol ayrımı, 'orta yol' politikalarını çoğunlukla destekleyen bir halk için bir kırılma noktası olup, aile içi bölünmelere bile yol açtı.

Dünyanın her köşesinden bu tarz bölünmeler bulmak kolay. Özellikle sosyal medya ile artan duygusallık, sertleşen ton ve insanların kendi çemberlerine çekilmesi ile her yer de problemler büyüyor.

İpin ucu kaçınca da oldukça şiddetli şekiller alıyor.

Dini farklılıkların körüklenmesi ile Modi'nin Hindistan'ında azınlıklara (özellikle Müslüman topluluklara) yapılan saldırılar sürekli gündemde. Benzer toplumsal çatlaklıklar Myanmar'daki Müslüman Rohingya halkı için de geçerli.

Afrika'da yakın zamanda herkesi kucaklamakla ün salan bir hükümete sahip olan Etiyopya, Tigray bölgesinde etnik ayrımlardan dolayı doğan farklılıkların bir sivil savaşa dönmesini engelleyemedi.

Orta Doğu'nun bitmeyen savaşlarının tarafları genelde hep mezhep ayrımına göre şekilleniyor.

Tarihe dönük katliam ve soykırımların çoğunun temelinde kültürel şüphe ve farklılık yatıyor.

İlginç olan diğer nokta ise seçim kültürü ve dinamiklerine olan etkilerinin nasıl yansıdığı.

Yakın zamanda Fransa; sağcı Le Pen'e karşı genel olarak hissedilen içgüdüsel korku ile Macron'u tekrar Cumhurbaşkanı seçti. Fakat bu tehdit ortadan kalkınca, akabindeki seçimde Ulusal Meclis'teki çoğunluğunu kaybetti. Le Pen'e duyulan korku ve nefret, Macron'u seçtirdi. Macron'a duyulan (daha az) nefret, muhalefeti güçlendirdi.

Kolombiya, mayıs ayında, tarihinde ilk defa solcu (gerilla geçmişli) bir Cumhurbaşkanı seçti. Yanı başında ki Venezuela örneği yüzünden solcu politikalara şüpheyle bakan bir ülkede, Kolombiya'nın Trump'ı olarak bilinen popülist Rodolfo Hernández kendisine karşı duyulan korku ve nefret tarafından yenildi.

Bu hafta İngiltere'de istifa etmek zorunda kalan Boris Johnson, yakın tarihte kazanılan en büyük milletvekili sayısını, muhalefetin sosyalist politikalarından ürken seçmen kitlesinin ona 'tahammül' etmesi sayesinde elde etmişti.

Türkiye'deki bölünme de ürkütücü bir seviyede.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'nın üyeleri tarafından editörlüğü yapılan 'Bölünen Demokrasiler' araştırma kitabına göre Türkiye'de 10 kişiden 8'i, en karşı oldukları siyasi partiyi destekleyen birisi ile kızlarının evlenmesine karşılar. Neredeyse yüzde 75'i bu profilde birisi ile iş yapmak istemiyorlar.

Bu derecede bölünmüş bir toplumda, belki de umabileceğimiz en iyi sonuç, toplum içindeki şüphe ve düşmanlığın şiddete dönmemesi, bir nevi 'şiddetsiz nefretle' yetinen bir toplum olmamız. Ne yazık ki doktor, avukat gibi (zor eğitimli) meslek mensuplarına karşı yaygınlaşan cinayetler böyle bir toplum olmakla yetinmediğimizi gösteriyor.

Fakat ülkedeki bütün siyasi partiler, 'öteki' parti olmamak ile yetiniyor. Seçmenlerin büyük kısmı 'öteki' partinin gelmemesi için kendi partilerine oy veriyor.

Olmadıkları ile siyasi kimlik belirleyen partiler daha çok oldukları ile seçmenlerine hitap edebilirlerse, belki de toplumsal çatlamayı telafi etmek için bir 'ilk adım' atabilirler. Kim bilir?

Mehmet Önal Kimdir?

Mehmet Önal İstanbul’da doğdu. Hukuk lisans ve yüksek lisans tahsilinden sonra İngiliz Parlamentosu ve Atlantik Konseyi’nde çalıştı. İzleyen dönemde enerji sektöründe çalışmaya başladı. Ticari görevlerden sonra enerji dönüşümü ve iklim değişikliği kamu politikaları üzerine uzmanlaştı.

Avrupa Birliğini’nin teknik iklim değişikliği danışman organı olan Sıfır Emisyon Platformu’nda ve İngilterede Karbon Yakalama ve Depolama Derneği’nde görev aldı. İklim değişikliği temalarında Avrupa'da, Orta Doğu’da ve Asya'da birçok devletin yürüttüğü  çalışmalara katıldı.

Profesyonel olarak kamu politikaları ve siyasi gelecekler üzerine senaryo çalışmalarında yer alıyor, büyük toplumsal gelişmeler, sosyolojik değişimler, insanlık için varoluşsal tehdit oluşturan etkenler ve küresel jeopolitik konular üzerine kafa yoruyor. Enerji sektörü profesyoneli olarak Londra ve İstanbul’da yaşıyor.  

 

İlgili İçerikler