
Sosyal topluluklara dalkavukluk ve onun kutuplaştırıcı etkileri son on yıllarda dünyanın büyük bölümünde siyasi olarak yeniden dirildi.
Küresel düzeyde tehlikeli seviyelere ulaştı.
Oysa siyasal liderlikler; kucaklayıcı ve teskin edici politika izlediklerini ileri sürüyorlar.
O halde nasıl oluyor da siyasal önderler kutuplaşmaya karşı davrandıklarında ısrar ederken, sorun baş döndürücü bir hızla yükseliyor?
Kutuplaşma bu yüzyıla ait bir tehlike değil.
İnsanlık tarihi, farklılıklarından ötürü katliama uğramışların sonsuz hikâyesidir. Modern çağda, varlığının hala çok güçlü olması eski çağlardan çok daha endişe verici...
Bir toplum derinden bölündüğünde, iyileşmesi oldukça çok zordur ve nesiller atlaması gerekir.
Dinsel-laik; ırksal-etnik; kentsel-kırsal; eğitimli–eğitimsiz; seçkin-avam gibi güçlü ayrımcılıklar; bazen uykuya yatmış, bazen karşıtlardan birinin teslimiyetiyle sinmiş, bazen güçlü duvarlarla birbirinden izole edilmiş olmaktan ötürü fark edilmiyor (ya da sadece fısıldanıyor) olabilir.
Ancak iş siyasi güç elde etmeye gelince, bütün bölünmelere ham madde ve sosyal temel sağlıyor.
Kırılgan hatları gün ışığına çıkıyor. Kültürel eksenler tehlikeli şekilde siyasallaşıyorlar. Böylece siyaset, keskin bir şekilde farklılaşmış kimlikler ve kökleşmiş ideolojik bölünmelere demirliyor.
Kutuplaşma oldukça kapsayıcı. Etnik köken, ideoloji ve din arasındaki güçlü uyum benzersiz bir özelliktir. Siyaset sosyolojisinde "demir üçgen" denilen bu durum demokrasilerin kutuplaşmaya karşı çaresizliğini gözler önüne seriyor.
Kutuplaşma siyasi liderlerin, isteseler bile kolayca tersine çevirebilecekleri bir durum değil. Elbette siyasi seçkinler, toplumu bölen gerilimleri azaltmanın yollarını bulabilirler.
Ancak bunu yapmaları politikanın doğasına aykırı. Varoluşlarını bu ayrışmanın gücünden alıyorlar.
Karşıtlığın şiddetlenmesinde en önemli rolü oynarken, aynı zamanda bundan faydalanıyorlar ve maliyetin çok azını üstleniyorlar.
Çünkü siyasi güç, eskisinden çok daha güçlü biçimde sosyal kimliklere bağlandı. Karşıtlar, kendi varoluşlarına yaşamsal bir tehdit olarak algılanıyor.
Tarihte, hiçbir siyasi şefkat ya da sosyal empati duygusal kutuplaşmayı silmeye yetmedi.
Bölünmeleri körükleyen "demir üçgenin ne kadar güçlü olduğunu Bakanlarda izleyebiliriz. Hepsi Slav olan, Bosnalılar, Sırplar ve Hırvatlar, din (ve mezhep) ekseninde ayrıldılar. İnanç üstünden tanımladıklarını kimlikler uluslararası topluluk tarafından da desteklendi.
Kitlesel düzeydeki kutuplaşmalar, aynı toplum içinde paralel toplumlar yaratarak, birbirini dışlayan siyasi kamplara bölünmekle sonuçlanıyor.
"Biz ve onlar" zihniyeti; partizan medyanın yükselişi, sanal saldırı orduları; karşıt olanların evlenemeyeceklerine kadar ulaşan bütün sosyalleşmelere yansıyor.
Dünya çapında aşırı kutuplaşma siyasi partileri ideolojik dünya görüşlerinden uzaklaştırıp, onları kendi içlerinde daha homojenleştirdi. Doğal olarak seçmenler de ırk, etnik, din ve coğrafi hatlara bölünmüş rakipler değil düşmanlar olarak ayrıldılar.
Latin Amerika’da bölünmeler kontrol edilmediğinde neler olabileceğinin örnekleri Bolivya ve Venezuela’dır.
2002'de Bangladeş'te veya 2006'da Tayland'da olduğu gibi, kutuplaşma o denli tehlikeli hale geldi ki, ordu devreye girdi ve siyaseti yeniden düzenlemeye çalıştı.
Kapsayıcı ve çeşitliliğe sahip bir toplum, siyasi çoğulculuğu teşvik edebilir ve ekonomik büyüme ile demokratikleşmeyi olumlu yönde etkileyebilirken, daha yüksek düzeyde bir etnik çeşitlilik ve ideolojik bölünme kutuplaşmayı yoğunlaştırabiliyor.
Etkili bir uzlaşma mekanizması yoksa, bir demokraside farklı siyasi aktörler arasındaki kutuplaşma derinleşmeye mahkûmdur.
Polonya’da siyasi elit güç için açıkça kutuplaştırıcı popülist strateji uyguladı ve destekçilerine enerji vermek için uykuda olan bölünmüşlük tohumlarını yeşertti.
Kenya'da kutuplaşma etnik kimlikle ilişkilidir. Etnik kimliğin siyasi amaçlar için araçsallaştırılmasının nasıl sonuç verdiği, Ruanda trajedisinde yaşandı.
Tayvan'da kutuplaşma, iki büyük siyasi parti arasındaki siyasi-ideolojik farklılıklar tarafından yönlendiriliyor. Ulusal kimlik ve Çin’e bakış kutuplaşma için yeterli.
Bir din devleti olarak kurulmuş olan İsrail laik ve seküler parçalanmanın son dönemlerdeki en tehlikeli örneği... Küçük ülkede laik ve seküler olarak iki ayrı devlet kurulması bile tartışılıyor.
Türkiye toplumsal aşınmaya bağlı olarak şiddetlenen kutuplaşmayla yüzleşen tek ülke değil. Ancak ne yazık ki uluslararası siyaset sosyologları tarafından kutuplaşmanın en yoğun yaşandığı ülkelerden biri olarak kabul ediliyor.
Mayıs sonrası ne olursa olsun, kendisini iyileştirmesi için henüz güçlü bir atak da öngörülmüyor.


