Dedikodunun toplumdaki rolünü kabullenmeliyiz
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Dedikodunun toplumdaki rolünü kabullenmeliyiz

Bu kadar bilgi kirliliği ile karşı karşıya kaldığımız modern dünyada belki de kurumların odaklanması gereken doğamızın aksine gitmek ve iletişim kapasitemizi limitlemek yerine, dedikodu kültürünün hep bizimle olacağını kabul etmek ve toplumdaki negatif eğilimler ve hisler ile mücadele etmek olmalı

Ülkemizin ezbere dayalı ilkokul öğretim kurbanlarından biri olarak, ders için kullandığımız kitapları zaman zaman içerikten çok çantamdaki ağırlığına göre yargılardım.

Kilosu en ağır gelen kitabım ise yazı büyüklüğü imkansız bir göz testine göre düzenlenmiş atasözleri sözlüğüm olabilir.

Okuma isteksizliğime rağmen hâlâ hatırımda kalan ve en gereksiz anlarda bilinçaltımda kazılı olduğunu hatırladığım birçok atasözü arasında, özellikle profesyonel hayatta en işe yarayanlarından biri olan, "baş ağır gerek, kulak sağır" idi.

(Ayrıca hâlâ nasıl bir düşünce yapısı "meyve veren ağaç taşlanır" diye bir sözü icat eder anlamaya çalışıyorum.)

Anlamı zor değil: gıybet veya dedikodunun yaygın olduğu ortamlarda, bunları dikkate almamayı tavsiye eden bir özdeyiş.

Elbette dedikodunun olmadığı bir toplumda böyle bir söze ihtiyaç duyulmaz.

Ünlülerin kişisel hayatlarının aile üyeleri gibi tartışıldığı, mahallelerinde çıkan bir söylenti yüzünden namus cinayetine kurban giden kızlarla dolu ve sadece bir 'kaset' iddiası ortaya çıkınca siyasi kariyerlerin bittiği ülkemizde neden bu atasözü yer almış, anlamak zor değil.

Tabii bu Türkiye'ye özgü bir fenomen de değil.

Dil ile iletişim kabiliyetimiz geliştiğinden beri insanlığın olduğu her yerde dedikodu ile karşılaşıyoruz.

Dedikoduya karşı toplumlarını uyaran atasözleri ise eski bir medeniyete sahip olan toprakların neredeyse hepsinde yer alıyor.

Kutsal kitaplarda da dedikodu ve gıybet ile ilgili uyarıda bulunan birçok ayet bulmak mümkün.

17. ve 18. yüzyılda Avusturya'dan İngiltere'ye kadar yayılan kahve kültürü, adeta dedikodu için doğal bir ortam sundu.

Bir masa etrafında, kahve içerken başlarını çekiştirmek neredeyse bir spor haline geldi.

Fakat dedikodu her zaman negatif anılmamalı.

Kolonileşme öncesi Latin Amerikan kültürü, birçok Afrika ve Güney Doğu Asya kültüründe de olduğu gibi, sözlü tarih ile varlığını sürdürürdü.

Bugün İspanyolcada chisme olarak anılan dedikodunun kökleri, aslında 'ata bilgilerinin' sonraki kuşaklara aktarılmasına dayanıyor.

Ataları ile sürekli devam eden bir bağa ruhani boyutta inanan yerli insanlar için dedikodu birçok anlamda pozitif bir şeyi ifade ediyor.

Ki bu sadece ruhani bir algı değil.

Daha yakın tarihlerde dedikodunun Batı toplumlarındaki yerini araştıran psikolojik çalışmalar, insan sağlığı ile dedikodu arasında pozitif paraleller keşfetti.

2012'den 2019'a kadar çeşitli bilim bültenlerinde yayınlanan araştırmalarda, dedikodunun insan sağlığına faydaları gözlemlendi.

İyi veya kötü niyetli de olsa, dedikodu yapan insanların beyninde kompleks sosyal davranışlarımızı yöneten prefrontal korteksin daha aktif olduğu görüldü. Ayrıca dedikodu yapmanın vücudu sakinleştirdiği, insanlar arasında etkin bilgi paylaşımını arttırdığı tespit edildi.

Yine bu süreçte Amerika'da yapılan bir araştırmada, insanların günde 52 dakika dedikodu yaptığı ve bu dedikoduların dörtte üçünün nötr nitelikte olduğunu, yani birisi hakkında pozitif veya negatif bir içerik içermediği kanaatine varıldı.

Kısacası dedikodunun hep kötü niyetli olmak zorunda olmadığı, hatta insan sağlığı için iyi etkilere sahip olabileceği bilimsel olarak kanıtlandı.

Teknoloji şirketlerinin kültürel nabzı ele geçirdiği günümüz çağında ise karşımıza yeni terimlerle çıkıyor.

Dezenformasyon ve misinformation (yanlış bilgilendirme) gibi yeni kelimeler icat edilse de aslında eski dille 'yalan' ve 'dedikodu' dan çok farklı kavramlardan bahsetmiyoruz.

Sorun o denlice büyüdü ki Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve birçok ülke dezenformasyon ve yanlış bilgilendirme ile mücadele için kurumlar kurdu, kamu önceliği olduğunu deklare etti.

Belki en bariz örneği Hükümet Gelişimi ve Gelecek Bakanlığı gibi birçok ileriye dönük deneysel kamu kurumuna sahip olan Birleşip Arap Emirlikleri'nin geçen yıl kurduğu Söylenti ve Siber Suçlarla Mücadele Savcılığı.

Birebir negatif söylenti kültürünü hedef alan bu kurum geçen ay bir otomobil dükkanında görgüsüzce davranışları sosyal medyada yayılan, emirlik vatandaşı numarası yapan bir Asyalıyı tutukladı.

Şimdilik bu tarz kurumlar iletişim kanallarını limitlemek, bilgi kaynaklarını bloklamak veya uyarılar ile etiketlendirmek gibi yöntemler üzerine yoğunlaşıyor. 

Toplumda genel iletişim de dijital kanallara kaydıkça da, hükümetlerin toplumlarındaki bilgi akımını kontrol etme gücü artıyor.

Bir yandan iletişime müdahale imkanlarını arttırırken, diğer yandan toplumda bilgi kaynaklarına olan güven duygusunun azalmasına yol açıyor.

Bu durumda da insanlar 'diyalog' bazlı iletişime daha da güveniyor, dolayısıyla dedikodu daha da önemli bir yer ediniyor.

Bu kadar bilgi kirliliği ile karşı karşıya kaldığımız modern dünyada belki de kurumların odaklanması gereken doğamızın aksine gitmek ve iletişim kapasitemizi limitlemek yerine, dedikodu kültürünün hep bizimle olacağını kabul etmek ve toplumdaki negatif eğilimler ve hisler ile mücadele etmek olmalı.

Mehmet Önal Kimdir?

Mehmet Önal İstanbul'da doğdu. Hukuk lisans ve yüksek lisans tahsilinden sonra İngiliz Parlamentosu ve Atlantik Konseyi'nde çalıştı. İzleyen dönemde enerji sektöründe çalışmaya başladı. Ticari görevlerden sonra enerji dönüşümü ve iklim değişikliği kamu politikaları üzerine uzmanlaştı.

Avrupa Birliğini'nin teknik iklim değişikliği danışman organı olan Sıfır Emisyon Platformu'nda ve İngiltere'de Karbon Yakalama ve Depolama Derneği'nde görev aldı. İklim değişikliği temalarında Avrupa'da, Orta Doğu'da ve Asya'da birçok devletin yürüttüğü çalışmalara katıldı.

Profesyonel olarak kamu politikaları ve siyasi gelecekler üzerine senaryo çalışmalarında yer alıyor, büyük toplumsal gelişmeler, sosyolojik değişimler, insanlık için varoluşsal tehdit oluşturan etkenler ve küresel jeopolitik konular üzerine kafa yoruyor. Enerji sektörü profesyoneli olarak Londra ve İstanbul'da yaşıyor.

İlgili İçerikler