Öyle görünüyor ki , 14 Mayıs seçimleri sonrasında oluşacak hükümeti en fazla uğraştıracak sorunlardan biri de vize meselesi olacak. Siyasi partilerin bir çoğunun seçim vaatleri arasında Avrupa ülkelerine seyahat edecek Türk vatandaşlarına vize zorunluluğunun kaldırılması da vardı. Bu vaatler karşılıklı suçlamalara da yol açtı.
Pandemi sırasında yabancı büyükelçiliklerin önemli bir bölümü konsolosluk şubelerini kapatmış olduğundan geçtiğimiz yaz aylarında bırakın vizeyi, randevu almak bile deveye hendek atlatmaktan zor bir hale geldi. Ankara’daki büyükelçiler Dışişleri'ne davet edildi, dikkatleri çekildi. Ama vize kuyrukları hala uzamaya devam ediyor. Avrupa Birliği büyükelçiliklerinim çoğu, temmuz ayına kadar randevu defterlerini kapatmışlar. Araya tanıdık birilerini koymadan randevu almak mümkün olmuyor. ABD Büyükelçiliği'nde bekleme sürelerinin daha da vahim olduğu söyleniyor.
Çizgi Tan Oral
Vizelerin kaldırılmasının hikayesi
Türkiye’nin, 16 Aralık 2013 tarihinde Avrupa Birliği ile geri kabul anlaşmasını imzalamasıyla eş zamanlı olarak Türk vatandaşlarına vize serbestisi sağlanması amacıyla AB ile vize diyaloğuna girildi. Görüşmeler “yol haritası” adı verilen ve vizelerin kaldırılması için Türkiye’den beklentileri gösteren bir belge üzerinden yürütülmeye başlanıldı. Yol haritası belge güvenliği, göç idaresi, kamu düzeni ve güvenlik, temel haklar ve düzensiz göçmenlerin geri kabulü başlıklı beş bölüm içerisinde sıralanan 72 kriterden oluşuyor. Geri kabul Anlaşması, TBMM tarafından onaylanmasını müteakip 1 Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Anlaşma hükümlerine göre, yürürlük tarihinden üç yıl sonra Türkiye, AB ülkelerine yasadışı yollardan Türkiye üzerinden geçtiği anlaşılan üçüncü ülke vatandaşlarını geri alma yükümlülüğünü üstlendi. Ancak Suriye’deki iç savaş 2015 yılından itibaren Avrupa’da büyük bir mülteci krizine yol açtı. Üç yıllık geri kabul süresinin öne çekilerek mülteci krizini çözebilmek amacıyla, 18 mart 2016 tarihinde Brüksel’de Türkiye ile AB arasında bir mutabakata varıldı. Yunan adalarındaki Yasa dışı göçmenlerin geri alınmasına karşılık, Türkiye’ye AB üyelik sürecinde yeni fasıllar açılması, gümrük birliğinin güncellenmesi, mali yardımda bulunulması gibi bazı sözler verildi. 18 Mart mutabakatında Türkiye’ye verilen sözlerden biri de üç ay içerisinde Türk vatandaşlarına vize serbestisi sağlanmasıydı. 18 Mart mutabakatı hiçbir zaman hayata geçirilemedi. Türkiye de geri kabul anlaşmasını askıya aldı. Sonuçta vize diyaloğu fiilen çökmüş oldu.
Yol haritasındaki kriterler
AB konseyi 2018 yılında Türkiye’nin yol haritasında kayıtlı 72 kriterden 66’sını yerine getirdiğini açıkladı. Kalan altı kriter terörle mücadele yasasının Avrupa İnsan hakları Mahkemesi içtihatlarıyla uyumlu olacak şekilde değiştirilmesi, kişisel verilerin korunmasının AB standartlarına uygun hale getirilmesi gibi Türkiye’nin karşılamakta zorlandığı kriterler.
Türkiye vize serbestisi hedefinden uzaklaşıyor
Maalesef bugün itibariyle vizesiz seyahat rüyasına AB ile vize diyaloğunun başladığı 10 yıl öncesine göre daha uzak bir noktadayız. Beka meselesi ve PKK tartışmalarının egemen olduğu bir seçim kampanyasından sonra hangi ittifak iktidara gelirse gelsin terörle ilgili yasaların değiştirilmesini gündeme getirmek pek kolay olmayacak. Bir cep telefonu uygulamasıyla birilerinin şahsi bilgilerinin paylaşılması, kişisel verilerin korunması konusunda Türkiye’yi , AB standartlarına yaklaştırmıyor, aksine uzaklaştırıyor.
Vizelerin kaldırılması diyaloğunda karşımıza çıkabilecek yeni engeller
10 yıl önce mevcut olmayıp da bugün karşımıza çıkan engellerden biri 2022 yılında AB ülkelerinde iltica başvurusu yapan Türklerin sayısının tarihi bir rekorla Suriyeli ve Afganlıların ardından üçüncü sıraya yükselmiş olması. Vizenin kaldırılmasında nihai kararı verecek olan Avrupa Parlamentosu milletvekillerince dikkate alınacak önemli bir etken.
Hususi pasaportların sayısındaki artışa dikkat
Türkiye’de dört çeşit pasaport uygulaması bulunuyor. Diplomatik, hususi, hizmet ve umuma mahsus pasaport. 2011 yılında Avrupa Birliği'ne gireceğiz diye çipli pasaportlara geçilirken pasaport cüzdanlarının renkleri de değiştirildi. Yılların kırmızı renkli diplomatik pasaportu siyaha büründü. Lacivert renkli umuma mahsus pasaport bordo oldu.
Bu çerçevede hususi pasaporta ayrı bir parantez açmak gerek. Herhalde yer yüzünde başka hiçbir ülkede örneği bulunmayan yeşil renkli hususi pasaport, başlangıçta ilk üç derecedeki devlet memurlarıyla, bu derecelerden emekli olanlara veriliyordu. Amaç en azından nüfusun belirli bir kesimine vizesiz seyahat imkanı tanımaktı. Avrupa ülkeleri de büyük sayılara ulaşmayacağı anlayışıyla yeşil pasaport sahiplerine vize muafiyeti tanımayı kabul etti. Kendimizi çok akıllı zannedip karşımızdakileri aptal yerine koymak gibi bir hasletimiz olduğundan önce son üç takvim yılında ortalama 500 bin dolar tutarında ihracat yapan iş insanlarına ,ardından da 15 yıl süreyle bir baroya kayıtlı olarak çalışmış avukatlara hususi pasaport verilmeye başlanıldı. Şimdilerde iş insanları 500 bin dolar sınırını aşağıya çekmeye çalışıyor. Başka meslek gruplarından da yeşil pasaport talepleri geliyor. Kesin bir rakam bilinmemekle birlikte hususi pasaport sahiplerinin sayısı 1 milyonu geçmiş olmalı. Avrupa ülkelerinden homurdanmalar gelmeye başlamış. İçişleri Bakanı Soylu hafta içerisinde bu hızla gidilirse yeşil pasaport uygulamasına son vermek zorunda kalınabileceğine dikkat çekti. Sonra da sözlerinin yanlış anlaşıldığına ilişkin sosyal medyada bir paylaşımda bulundu. Belli ki ufukta AB ile bir hususi pasaport sorunu yaşanacak.
Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak da var.
|
Hasan Göğüş kimdir? Hasan Göğüş'ün ayrıca 42 yıllık meslek anılarını derlediği, Doğan Kitap'tan yayımlanmış "Zor Başkentlerde Diplomasi" ve köşe yazılarını topladığı İdeal Kitap'tan yayımlanmış "Diplomasi Yazıları" isimli iki kitabı bulunmaktadır. |


