
1970'li yıllara damgasını vuran ünlü İngiliz rock grubu "queen"in "Show must go on" (şov devam etmeli) şarkısını hatırlarsınız. Grubun efsanevi solisti Freddie Mercury'nin seslendirdiği şarkı, "Boş koltuklar, ne için yaşıyoruz, terk edilmiş yerler, sanırım sebebini biliyoruz, buna daha fazla tahammül etmek isteyen var mı?" diye başlayan ve "Şov devam etmeli, evet şov devam etmeli" nakaratlarıyla devam eden bir şarkı. 1970'lerin bu şarkısı insanın aklına ister istemez Birleşmiş Milletlerin bugünkü halini getiriyor.
Birleşmiş Milletler 78. Genel Kurulu
Birleşmiş Milletlerde bir genel kurul toplantısı daha geldi geçti. Aslında gelip geçen genel kurulun devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı sadece üst düzeyli bölüm toplantıları. Bu yılki Genel Kurul Eylül ayı başında açıldı. Aralık Ayındaki Noel tatili öncesine kadar da devam edecek. 18-22 Eylül tarihleri arasında yapılan üst düzeyli toplantılar işin tam da şov kısmı. Genel görüşme başlıklı gündem maddesinin ele alındığı bu bölümde söz alan heyet başkanları istediklerini söylemekte serbesttir. İlke itibariyle konuşmalara bir zaman sınırlaması konulsa da pek riayet eden olmaz.
New York'ta her yıl sahnelenen şov
Tüm dünya o hafta içerisinde gözlerini New York'a çevirdiğinden liderlerin de şov yapma hevesleri iyice artar. Bu çerçevede ilk kez BM Genel Kuruluna iştirak eden Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski toplantılara üzerinden hiç çıkarmadığı haki renkli askeri elbisesiyle katılarak şovuna devam etti. İran Cumhurbaşkanı Reisi kürsüye elinde kutsal kitapla çıktı. İsrailin Daimi Temsilcisi Erdan ise şovu iyice abartarak İran'da tam bir yıl önce ahlak polisince katledilen Mahza Amini'nin posteriyle salonda tur atmaya başlayınca BM'nin güvenlik görevlilerince yaka paça dışarı çıkarıldı. Güvenlik Konseyinin 4 daimi üyesi İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya devlet/hükümet başkanları New York'a gelmediğinden Güvenlik Konseyinin şovu da 80'lik Biden'a kaldı.
Türkiye şovunu BM binasının dışında New York'un ünlü "Times Meydanı"na taşıdı. Her türden insanın uğrak yeri olan bu meydanda ışıklı panolardaki reklamlarla yatırımcılar Türkiye'ye davet edildi. New York sokaklarında giydirilmiş kamyonlar dolaştırılarak Türkiye Yüzyılı tanıtıldı.
Bir de bu sene, Elon Musk'ın tek adam şovuna tanık olduk. Musk kapı kapı dolaşarak çoğu cumhurbaşkanından daha fazla ikili temas yaptı. Sonradan anladık ki sebebi ziyareti sahibi olduğu uzaydan hızlı internet ağı Starlink'i pazarlamakmış. Geçtiğimiz ay sonunda ünlü bir iş adamımız Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı eli cebinde uğurladığı için epey eleştirilmişti. Oysa Musk'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeye kucağında çocuğu, üstünde önden fermuarlı spor bir mont, ayağında botla gelmesine kimse laf etmedi.
BM Genel kurulları her yıl ayrı bir tema altında düzenlenir. Bu yılki tema, "güvenin yeniden tesisi ve küresel dayanışmanın yeniden canlandırılması" olarak belirlenmiş. Kimsenin Birleşmiş Milletlere güveninin kalmadığı, gücü gücü yeteni ezdiği, dayanışmanın "d"sinden eser kalmadığı bir ortamda iyi seçilmiş bir tema.
New York'a giden Türk Heyeti
Cumhurbaşkanı Erdoğan New York'a yine kalabalık bir heyetle gitti. Heyetin tam sayısını bilmek mümkün değil. Çünkü tarifeli uçaklarla giden çok sayıda heyet üyesi var. Gidiş yolunda havaalanında düzenlenen basın toplantısında podyumda 7 Bakan oturuyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğanın temaslarının ağırlığının mali kaynak çekmek amacıyla ekonomik ağırlıklı olduğu anlaşılıyor. Ekonomiye bir parça aklı erenler yabancı yatırımcıların ülke tercihlerinde kârlılık hesabının yanı sıra güvenebilecekleri bir hukuk düzeni aradıklarını bilirler. New York'a Adalet Bakanı'nın da götürülerek yabancı yatırımcıların bu konudaki tereddütlerini giderebilmek amacıyla Türkiye'nin bugüne kadar yaptığı ve önümüzdeki dönemde öngördüğü yargı reformlarını anlatması yararlı olmaz mıydı? Adalet Bakanı'nı da götürmeyi Kimse hatırlamadıysa Maliye Bakanı'nın da mı aklına gelmedi? Yoksa şovu kaptırmak mı istemedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Genel Kurul konuşması
Bazı medya kuruluşlarınca "tarihi" olarak nitelenen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasını üç bölümde irdelemek mümkün. Giriş bölümünde Türkiye dahil dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan doğal afetlere atıf yapıldıktan sonra uzun uzun Birleşmiş Milletlerin bugün barışı korumakta aciz kaldığı belirtiliyor, Dünyanın 5'ten büyük olduğu tekrarlanıyor, Güvenlik Konseyinin 5 ülkenin siyasi stratejilerinin çarpışma alanı haline geldiği ileri sürülüyor. İkinci bölümde Türkiye'nin bazı ikili ve bölgesel sorunlara ilişkin görüşleri dile getiriliyor. Kıbrıs'ta iki devletli çözüm ismen zikredilmese de KKTC'yi tanıma çağrısı son dönemdeki Türkiye yine tez mi değiştiriyor tereddütlerini ortadan kaldırdı. Yunanistan ile ilişkiler yine ülke ismi verilmeden Doğu Akdeniz'de istikrar kapsamında barışçıl mesajlarla işleniyor. Filistin davasına destek yineleniyor, ama İsrail'i rahatsız edecek bir dil kullanılmamış. En çarpıcı değişiklik Keşmir sorununda dikkat çekiyor. Bu konuda son yılların en tarafsız yazımı tercih edilmiş. Belliki Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridorundan dışlanmamızdan sonra Hindistan ile ilişkiler onarılmaya çalışılıyor. Nijer'de dış müdahaleye karşı çıkılması askeri darbeye destek olarak algılanabilir. Son bölümde ise nefret söylemi, ayrımcılık, İslam düşmanlığı ve Avrupa ülkelerinde artan kuran yakma eylemleri dile getirilerek daha ziyade iç kamuoyuna hitap ediliyor.
Güvenlik Konseyi reformu mümkün mü?
Güvenlik Konseyinin reform çalışmaları 1992 yılında alınan bir Genel Kurul kararı ile başladı. Bu konuda ülkeler üç farklı grup altında toplanıyor. Birinci grup kendilerinin de veto hakkıyla daimi üye olmasını talep eden Hindistan, Brezilya, Almanya ve Japonya'dan oluşan G-4'ler. İkinci grupta genişlemenin daimi üyeler arasında değil, geçici üyeler için yapılmasını savunan "oydaşma için birlik grubu". Türkiye bu grupta yer alıyor. Üçüncüsü ise kendilerine iki daimi üyelik, iki de ilave geçici üyelik verilmesini isteyen Afrika grubu. 30 yıldır devam eden görüşmelerde tek bir taslak metin üzerinden müzakere aşamasına bile geçilemedi. Bir 30 yıl daha müzakere edilse yine de geçileceği yok. Türkiye'den başka veto kalksın diye sesini yükselten duyulmuyor.
ll. Dünya Savaşı'nın galipleri güvenlik konseyini öyle sağlam bir ipe bağlamışlarki tek bir düğümünü çözmek bile mümkün olmuyor.
|
Hasan Göğüş kimdir? Hasan Göğüş'ün ayrıca 42 yıllık meslek anılarını derlediği, Doğan Kitap'tan yayımlanmış "Zor Başkentlerde Diplomasi" ve köşe yazılarını topladığı İdeal Kitap'tan yayımlanmış "Diplomasi Yazıları" isimli iki kitabı bulunmaktadır. |


