Eski Türkiye'de Dışişleri Sözcülüğü görevi, kıdemli bir büyükelçi tarafından üstlenilirdi. Filiz Dinçmen, İnal Batu, Nazmi Akıman, Oktay İşcen ve Ömer Akbel bu görevi başarıyla yerine getiren Büyükelçilerimizden ilk aklıma gelenler.
Gazetecilik okulu diplomasi muhabirliği
2000'li yılların başında dışişleri bakanlarının medyada yer alma aşklarının kabarması ve Büyükelçilerin kendilerinden rol çaldığı kaygısıyla, sözcülüğün seviyesi daire başkanlığına düşürüldü. Daha sonra Bakanlığın basınla temasları gittikçe zayıflamaya başladı. Diplomasi muhabirlerine yönelik Dışişlerinde düzenlenen haftalık basın toplantıları bile son yıllarda yapılmaz oldu. Diplomasi muhabiri deyip geçmeyin. Bugün kamuoyunun tanıdığı saygın köşe yazarlarının önemli bir bölümü kariyerlerine Ankara'da diplomasi muhabiri olarak başlamışlardır.
Başbakanların basınla temasları
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmeden önce, Başbakanlar da belirli aralıklarla uluslararası basının da davet edildiği brifingler düzenler, zaman zaman da belli başlı gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle bir araya gelirlerdi. Unutmamak gerekir ki gazetecinin gıda kaynağı haberdir. Gazetecileri ne kadar doğru haberle beslerseniz, o kadar az yalan haber görürsünüz.
Başlıca haber kaynağı uçak sohbetleri
Günümüzde artık basınla bu gibi düzenli temaslar sürdürülmüyor. Bildiğim kadarıyla eskiden olduğu gibi Hükümet sözcüsü, bir bakan yok. Yabancı devlet adamlarının Türkiye'yi ziyaretleri vesilesiyle düzenlenen ve sadece birer sorunun kabul edildiği ortak basın toplantıları hariç tutulacak olursa, Kamuoyunun başlıca bilgi kaynağı Cumhurbaşkanının yurt dışı seyahatlerinde uçağa aldığı gazetecilerle yaptığı sohbet toplantıları. İç ve dış politikada gündem yaratacak gelişmeler, ilk kez hep bu sohbet toplantılarında sınırlı sayıdaki gazetecilerle paylaşılıyor.
Suriye ile sil baştan olur mu?
Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G-20 Zirvesine katılmak için gittiği Endonezya'da basın mensuplarına dış politikaya ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Sohbet sırasında Suriye ile ilişkiler konusunda yöneltilen bir soruya verdiği cevapta Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Siyasette ebedi olarak dargınlık, kırgınlık, küslük olmaz. Vakti zamanı geldiği anda oturur, değerlendirir ve ona göre de bir yenilemeyi yapabilirsiniz. Hele hele Haziran seçiminden sonra bir sil baştan yapabiliriz. Ve buna göre de yolumuza inşallah o şekilde devam edebiliriz" şeklinde yanıt verdi. Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye devlet başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini ilk kez vermiyor. 6 Ekim'de Prag'daki "Avrupa Siyasi Topluluğu Toplantısı"ndan dönerken de, alışılmış bir politikacı olmadığını, vakti saati geldiğinde Suriye'nin başkanıyla da görüşme yoluna gidebileceğini dile getirmişti.17 Kasım konuşmasında dikkat çeken yeni unsur "sil baştan" sözünün kullanılmış olması. Sil baştan demek, ayar vermenin ötesinde geçmişi tamamen unutarak baştan sona yeniden yapılandırmak anlamına gelir. Tarih olarak da Haziran seçimleri sonrasının işaret edilmesi, muhtemelen, olası bir Esad görüşmesinin iç politikadaki yansımalarından duyulan endişeyi gösteriyor.
Dış politikada sil baştan yapmak ,bilgisayarda "hepsini sil" tuşuna dokunup beyaz bir sayfa açmaya benzemiyor. Mısır'la sil baştan yapabilmek için iki senedir çırpınıp duruyoruz. Sisi ile bir el sıkışma haricinde henüz bir satır bile silemedik. Suriye'de karşımızdaki tablo daha da çetrefilli. Sil baştan kiminle yapılacak? Gelinen aşama itibariyle Esad'la görüşmek 10 yılı aşkın bir süredir devam eden bu sorunun çözümü için yeterli olacak gibi görünmüyor. Suriye'de sahada ABD var, Rusya var, İran var. DEAŞ'tan tutun El Kaidesine kadar 1001 çeşit terör örgütü var. İstiklal caddesi katliamını gerçekleştiren YPG/PYD ile de sil baştan yapılabilecek mi? Türkiye'de 4 milyona yaklaşan Suriyeli sığınmacı ile sınırımızın dibindeki binlerce ÖSO mensubunu nereye sileceksiniz?
Hatanın neresinden dönülse kârdır. Ama keşke pro-aktif diplomasi uğruna Araplar arası ihtilaflara taraf olmamayı ve komşuların içişlerine karışmamayı öngören temkinli Orta Doğu politikaları zamanında sil baştan yapılmasaydı. Diplomaside ikinci bir sil baştan daha da zor oluyor.

| Hasan Göğüş kimdir? Hasan Göğüş, 1953 yılında Gaziantep'te doğdu. 1976'da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Diplomatik kariyerine 28 Nisan 1977'de başladı. Yurtdışında sırasıyla Yeni Delhi Büyükelçiliği'nde ikinci kâtip, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği'nde başkâtip, Londra Büyükelçiliği'nde müsteşar, AGİT'te Daimi Temsilci Yardımcısı olarak çalıştı. Dışişleri Bakanlığı merkezde; Müşterek Güvenlik İşleri, Savunma Anlaşmaları ve Uygulama dairelerinde ikinci kâtiplik, müsteşar özel kalem müdürlüğü, Bağımsız Devletler Topluluğu Genel Müdürlüğü'nde Orta Asya Daire Başkanlığı, AGİT Silahların Kontrolü ve Silahsızlanma Genel Müdür Yardımcılığı, Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürlüğü ve Avrupa Birliği ve Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkilerden sorumlu Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Merkezdeki son görevi sırasında Türkiye-Hollanda ilişkilerine katkılarından dolayı Hollanda Kraliçesi Beatrix tarafından "Oranje- Nassau" nişanı ile ödüllendirildi. Büyükelçi olarak Türkiye'yi sırasıyla Yeni Delhi, Atina, Viyana ve Lizbon'da temsil etti. 23 Ekim 2018'de Dışişleri Bakanlığı'ndan emekliye ayrılan Hasan Göğüş, Uluslararası Kalkınma Hukuku Örgütü Danışma Kurulu ve Okan Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliklerini sürdürüyor, T24'te dış politika konusunda yazılar yazıyor. |


