Sosyal medyada son günlerde yer alan haberler doğru ise, Türkiye 2026 yılında yeni bir “çılgın proje”ye imza atmaya hazırlanıyor. Bloomberg’in haberine göre, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçtiğimiz yıl eylül ayında imzalanan “Stratejik Savunma Anlaşması”na Türkiye’nin de dahil olmasıyla, üçlü bir ittifak haline dönüştürülmesi için üst düzey temaslar son aşamaya gelmiş.
Geçen hafta deneyimli gazeteci Barçın Yinanç, bizim kuşakların favori dizilerinden “Bizimkiler”in sarhoş Cemil’inin, karısını pencereye çağırdığı “Sevim koş” repliğini başlık yaparak bu sitede yayınlanan köşe yazısında, olası bir Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ittifakının sakıncalarını gayet güzel anlatmıştı. O günden bu yana, bu konuda başka makaleler de kaleme alındı, “X” platformunda paylaşım yapanlar oldu. Ancak kimsenin değinmediği, pencereye koşan Sevim’in göremediği üçlü ittifakın bir başka tehlikesi daha var. O da Hindistan faktörü.
Hindistan ile dibe vuran ilişkiler
Türkiye ile Hindistan arasındaki ilişkiler, tarihinin en kötü günlerinden geçiyor. Geçen yıl mayıs ayında yaşanan Hindistan-Pakistan savaşında, Türkiye’nin Hava Kuvvetlerine ait C-130 nakliye uçaklarıyla Pakistan’a insansız hava araçları ve bazı askeri savaş malzemesi sevkiyatında bulunduğuna ilişkin haberler, ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’le birlikte katıldığı Azerbaycan’ın bağımsızlık günü törenlerinde yaptığı konuşmada, Azerbaycan, Pakistan ve Türkiye’yi tek millet, üç devlet olarak nitelemesi kanayan yaraya tuz biber ekti.
Hindistan, Türkiye’nin Pakistan’a artan açıktan desteğine sert tepki gösterdi. İlişkilerin gerginleşmesinden en fazla zararı Hindistan pazarında yeni yeni filizlenmeye başlayan sınırlı sayıdaki Türk iş insanları görüyor. Hindistan “güvenlik belgesi” diye icat ettiği yeni bir uygulama ile Türk müşavirlik ve mühendislik firmalarının açılan ihalelere girmesine engel çıkarıyor. Hindistan’daki belli başlı havaalanlarının işletmesini üstlenen Çelebi’nin lisansı, ulusal güvenlik gerekçesiyle iptal edildi. Türkiye-Hindistan İş Konseyi Başkanı bu gelişmelerden duyduğu hayal kırıklığından dolayı görevini bırakıyor.
Türkiye Pakistan’ın yardımına nasıl koşacak?
Suudi Arabistan-Pakistan anlaşmasının en çarpıcı özelliği, NATO’nun üyelerine güvenlik garantisi veren meşhur 5. maddesine benzer şekilde, taraflardan birine yapılacak bir saldırının diğerine de yapılmış sayılarak saldırıya uğrayan ülkeye yardım edilmesi taahhüdü.
Pakistan ve Hindistan bağımsızlıklarını kazandıkları tarihten bu yana 80 yılda Trump’ın sonlandırdığını iddia ettiği son savaşı da sayarsak beş kez (1947,1965,1971,1999 ve 2025) savaşa tutuştu, en az bir o kadar kez de savaşın eşiğinden döndü. Keşmir meselesi çözümlenmediği sürece, ki bu konuda ufukta en ufak bir emare görünmüyor, iki ülke arasında her an yeni bir savaş patlayabilir. Peki, siz bir de Türkiye’nin üçlü ittifaka girerek Pakistan’ın güvenliğine kefil olduğunda olacakları düşünün. Hindistan, Pakistan’ın egemenlik iddia ettiği Keşmir’e saldırırsa, Türkiye 6 bin km uzaktan Pakistan’ın yardımına nasıl koşacak? Karadan Pakistan’a gidene kadar savaş sona erer. F-16’ların menzili Hindistan’a ulaşmaya yetmez. Olsa olsa Türkiye-Hindistan ilişkileri bir daha düzelmemek üzere dibe vurduğuyla kalır.
Taraflar böyle bir ittifaktan ne tür bir fayda görür?
Suudi Arabistan’ın üzerine oturduğu petrol yatakları haricinde dünya sahnesinde hiçbir ağırlığı yok. Nasıl harcayacağını bilemediği petrol gelirleri olmasa kapısını çalan olmaz. Pakistan deseniz, strateji analistlerince, “failed state” (başarısız ülke) sayılıyor. Afganistan ile paylaştığı sınır bölgesi İŞİD’in cirit attığı tam bir terör yatağı. Her 5-10 senede bir askeri darbeyle çalkalanan istikrarsız bir ülke.
Türkiye açısından bakacak olursak, bazı çevrelerin öteden beri bitmeyen bir nükleer merakı var. Türkiye’nin Pakistan ile nükleer işbirliğine gittiğine ilişkin iddialar, 2000’li yılların başında CİA çalışanı Snowden’in gizli belgelerine atıfla Alman basınına yansımıştı. Pakistan sevdamızın arkasında yatan nedenlerden biri de bu olmalı. Oysa Türkiye’nin nükleer caydırıcılığa ihtiyacı yok. Pakistan ve İran’ın aksine NATO’nun nükleer şemsiyesinin koruması altında. Ayrıca üyesi olduğu “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması”, “Nükleer Tedarikçiler Grubu”, “Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi” ve “Zangger Komitesi” çerçevesinde üstlenmiş olduğu yükümlülükler var. İnsan hakları alanında olmasa da Türkiye altına imza attığı silahların kontrolü ve silahsızlanma yükümlülüklerine uymak hususunda bugüne kadar hep parlak bir sicile sahip oldu.
Üçlü ittifak taraftarları, Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü, Pakistan’ın nükleer ve balistik füze teknolojisi alanındaki bilgi birikimi ve Türkiye’nin savunma sanayii ve muharebe sahasındaki deneyimi ile birleştiğinde, güçlü bir birliktelik oluşacağını savunuyorlar. Şeker, yağ ve una sahip olmak her zaman iyi bir helva yapabilmek anlamına gelmiyor.


