7 Ekim cumartesi sabahı Hamas'ın İsrail’e karşı “Aksa Tufanı” adı altında gerçekleştirdiği saldırılarla başlayan İsrail-Filistin savaşı tüm acımasızlığı ile devam ediyor. Bombalanan şehirlerde büyük bir yıkım var, her yerde ölüm kol geziyor. Hayatını kaybedenler arasında masum kadınlar ve çocuklar çoğunlukta. Rehinelerin hangi koşullar altında tutulduğu belli değil. Bölgede tam bir insanlık dramı yaşanıyor. Tüm dünya da maalesef yaşanan vahşeti televizyonlardan adeta “Star Wars” filmi seyreder gibi izliyor.

Uluslararası hukuk ve kuvvete başvurmama yükümlülüğü
Uluslararası hukuk, ilişkilerde kuvvet kullanılmasını yasaklıyor. Birleşmiş Miletler Eski Genel Sekreterleri'nden Kofi Annan’ın Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın en önemli ilkesi diye nitelendirdiği 2.maddenin 4.paragrafı tüm üye ülkelere, iki istisna haricinde uluslararası ilişkilerinde Birleşmiş Milletler’in amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınılması yükümlülüğünü getiriyor.
Kuvvet kullanılması yasağının istisnaları
İstisnalardan birincisi, Antlaşmanın barışın tehdidi, bozulması ve saldırı durumunda alınacak önlemler başlıklı Vll. bölümü uyarınca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından yetkilendirme. Bu konuda herhangi bir tereddüt yok, ama daimi üyelerinin sahip oldukları veto hakkı nedeniyle BMGK’dan bu yönde bir karar çıkarmak kolay kolay mümkün olmuyor. İkinci istisna ise devletlerin meşru müdafaa hakkı. BM Antlaşması’nın 51.maddesine göre, Antlaşmanın hiçbir hükmü, üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel, ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmiyor. Ancak Antlaşmanın hiçbir yerinde meşru müdafaanın ayrıntılı bir tanımı yapılmamış. Oysa iç hukukta meşru müdafaaya ilişkin Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesinde meşru müdafaa için, ortada gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhtemel bir saldırı bulunması, saldırının haksız olması, savunma ile saldırı arasındaki orantı gibi ayrıntılı düzenlemeler var.
Uluslararası hukukta meşru müdafaa
BM Antlaşması’nda ayrıntılı bir düzenleme bulunmaması nedeniyle, meşru müdafaa da “ulusların kendi geleceğini belirleme hakkı” gibi uluslararası hukukun tartışmalı kavramlarından biri. Kuvvete başvuran her ülke BM Antlaşmasının 51.maddesine atıfla meşru müdafaa hakkını kullandığını öne sürüyor. Sınır ötesi operasyonların meşru müdafaa hakkı çerçevesinde gerçekleştirildiği söyleniyor. ABD, 10 gün önce Türk SİHA’sını sözüm ona meşru müdafaa için düşürmüş. Aynı Amerika 2001 yılında meşru müdafaa diye Afganistan’ı yerle bir etmişti. Şimdi de İsrail aynı gerekçeyle Gazze’yi haritadan silmek üzere.
BM Antlaşmasında meşru müdafaanın tanımındaki boşluk örf ve adet hukuku ile Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) içtihatlarıyla doldurulmaya çalışılıyor. Doktrinde iki ayrı görüş var. Bir tarafta Cambridge Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Derek Williams Bowett’in öncülük ettiği 51.maddedeki meşru müdafaa hakkının geniş bir şekilde yorumlanmasını savunanlar, diğer tarafta da Oxford kökenli Prof. Ian Brownlie’nin başını çektiği kuvvet kullanılmasının sınırlı kalmasını isteyenler. Tartışılan konuların başında da meşru müdafaa hakkının devam eden veya geçmişte kalan bir silahlı saldırının yanı sıra, ileride gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel bir saldırıyı kapsayıp kapsamadığı geliyor.
Meşru müdafaanın ilkeleri
Meşru müdafaa hakkının kullanılmasına ilişkin UAD kararlarına da yansımış genel kabul gören bir takım ilkeler de var. Kuvvet kullanılmasının, ister devam etsin, ister kuvvetle muhtemel olsun, mutlaka silahlı bir saldırıyla bağlantılı olması, saldırının savunan ülkenin kontrolü altında bulunmayan dışardaki topraklardan gelmesi (UAD’nın İsrail’in Gazze’nin etrafına duvar çekmesinin meşru müdafaa hakkı çerçevesinde değerlendirilemeyeceğine ilişkin verdiği bir istişari mütalaası bulunuyor), kullanılacak kuvvetin orantılılık kriteri ile uyumlu olması, kuvvet kullanılmasının fiziki ve ekonomik sonuçlarının saldırının yaratacağı zararları aşmaması, kuvvetin cezalandırma amacıyla kullanılmaması, Meşru müdafaa çerçevesinde alınan önlemlerin süratle BM güvenlik konseyine bildirilmesi bu ilkelerden bazıları.
Gazze ve meşru müdafaa
Şimdi İsrail’in son bir haftadır Gazze’ye yönelttiği saldırıların meşru müdafaa olarak kabul edilmesi için bu kriterlerden kaç tanesini karşıladığı sorusunu sormak gerekiyor. Cevabını vereyim. Kuvvete başvurulmasının silahlı bir saldırıyla bağlantılı olması haricinde hiçbirini. Ama Hamas'ın büyük ölçüde sivilleri hedef alan 7 Ekimdeki terör eylemleri gözleri öyle bir kör etti ki, kimse İsrail’in saldırılarının meşru müdafaa sayılamayacağını göremiyor, belki de görmek istemiyor.
Uluslararası ilişkilerde de hukukun gücü değil, güçlülerin hukuku geçerli olmuş.
|
Hasan Göğüş kimdir? Hasan Göğüş'ün ayrıca 42 yıllık meslek anılarını derlediği, Doğan Kitap'tan yayımlanmış "Zor Başkentlerde Diplomasi" ve köşe yazılarını topladığı İdeal Kitap'tan yayımlanmış "Diplomasi Yazıları" isimli iki kitabı bulunmaktadır. |


