Dış politika “out”
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Dış politika “out”

Türkiye, Ukrayna-Rusya savaşında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Vaşington ziyaretine kadar doğru bir tarafsızlık politikası izlemeyi başardı. Möntro’yü titizlikle uygulayarak savaşın tırmanmasına engel oldu. ABD’nin baskılarına rağmen Rusya’ya yönelik ambargolara katılmadı, enerji iş birliğini sürdürdü. Ancak, Türkiye’nin son dönemde tarafsızlık politikasını devam ettirmekte gittikçe zorlanmaya başladığı görülüyor

Dış politika “out”

Türk kamuoyunun dış politika konularına zaten olmayan ilgisi, gittikçe daha da azalıyor. Geçen hafta Kıbrıs’ta, Suriye’de, Rusya-Ukrayna savaşında önemli gelişmeler yaşandı. Güvenliğimizi emanet ettiğimiz NATO’nun Genel Sekreteri Rutte, Rusya’nın bir sonraki hedefinin kendileri olabileceğini, önümüzdeki beş yıl içerisinde bir NATO ülkesine saldırabileceğini dile getirdi. Amerika’da medya savaş tam tamları çalıyor. Almanya Başbakanı Merz, ABD ile Avrupa’nın yol ayrımına geldiğini ve İkinci Dünya savaşı sonrasında kurulan Transatlantik düzenin çöktüğünü kabul etti. Balkanlar kaynıyor, Sırpların yeni bir Dünya savaşının fitilini ateşlemeye hazırlandığına ilişkin BBC kaynaklı iddialar var.

Oysa Türkiye’nin gündemi ses sanatçısı Güllü intihar mı etti? Yoksa öz evladı tarafından “Maltara Tuzağı”na düşürülerek öldürüldü mü? Habertürk Eski Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy uyuşturucu kullandı mı? Siyasi bir operasyon kurbanı mı oldu? Hangi ünlüler uyuşturucu kullandıkları iddiasıyla gözaltına alındı? Yandaşından muhalifine hangi televizyon kanalını açsanız bu haberlerle dolu. Hatta anlı şanlı gazetecilerimiz bile tartışma programlarını neredeyse magazin programına çevirdiler.

Suriye devriminin birinci yıldönümü

8 Aralık’ta Suriye’de devrimin birinci yılı coşkuyla kutlandı. Etnik temelli ufak çaplı çatışmalar hariç iç savaş sona ermiş görünüyor. Parkasını çıkararak takım elbise giyip kravat takan El Şara, bir yıl içerisinde ülkesini uluslararası planda düştüğü yalnızlıktan kurtarmayı başardı. Suriye’ye uygulanan ambargolar kaldırıldı. El Şara son olarak Beyaz Saray’da  ağırlanarak boş vakitlerini meşruiyet dağıtmakla geçiren Trump tarafından da kutsandı. Ancak Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 16. Büyükelçiler Konferansı’nın açılışında yaptığı konuşmada belirttiği gibi, Suriye’de asıl iş yeni başlıyor.

Suriye konusu açılınca Amerikan Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’tan söz etmeden geçmek olmaz. Barrack, bu yıl TBMM’deki bütçe görüşmelerinde muhalefetin hedef tahtasındaydı. Bir sivil toplum kuruluşu da durumdan vazife çıkararak tam sayfa gazete ilanlarıyla ABD büyükelçisinin sınır dışı edilmesini talep etti.

Barrack’ın sıra dışı bir büyükelçi olacağı Ankara’ya adım attığı gün havaalanında basına verdiği demeçlerden belliydi. Diplomatik usullere göre bir büyükelçi yıllık izin için dahi olsa görev yaptığı ülkeyi terk ederken, hem bulunduğu ülkenin dışişleri bakanlığına hem de diğer büyükelçiliklere nota ile bilgi verilir. Herhalde Barrack için tam tersi bir uygulamayla, Türkiye’de bulunduğunda bilgilendirme yapılıyordur. Türkiye’de olduğu sırada da Ankara yerine İstanbul’da yaşamayı tercih ediyor. Barrack sadece Türkiye açısından değil, Amerika için de farklı bir büyükelçi. Amerikan dış politikasını şekillendiren Trump’ın yakın çevresindeki 8-10 kişiden biri.

Her ne kadar hoşumuza gitmese de, doğru tespitler yapmıyor değil. Son olarak Doha Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Orta Doğu’da en iyi işleyen yönetim şekli iyi huylu monarşiler olmuştur”, dediğinde yine çok tepki çekti. Peki tarihte demokrasiyle idare edilen bir Orta Doğu ülkesi var mı? Yakın zamandaki Arap baharının nasıl neticelendiğini hatırlayalım.

Kıbrıs’ta peşrev başladı

Kıbrıs sorununu yakından takip eden birkaç köşe yazarı olmasa, 11 Aralık’ta BM Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi Holguin’in himayesinde Ada’da Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Christodulides ile KKTC’nin yeni seçilen Devlet Başkanı Tufan Erhürman arasında yapılan görüşmeden haberimiz olmayacaktı. Sekiz yıl aradan sonra  iki toplum lideri ilk kez bir araya geldiler. Görüşmeden sonra yapılan açıklama tam bir “yapıcı muğlaklık” harikası. Nihai çözüm için ne federasyondan, ne de iki devletli çözümden söz ediliyor. Türk tarafının önem verdiği siyasi eşitliğe, Rumların istediği BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıf yapılarak yer verilmiş.

Taraflar ayrıca beş artı bir formatında yeni bir toplantıya katılmayı ve Ada’daki temsilcileri arasında diyaloğu sürdürmeyi taahhüt ettiler. İki lider müzakereler için masaya oturmuş olmasalar da peşreve başladıkları söylenebilir.

Türkiye Ukrayna-Rusya savaşında sıkışıyor

Trump’ın, “Başkan olduğumda 24 saatte sona erdiririm” dediği Rusya-Ukrayna Savaşı yakında dört yılını dolduracak. Uzun süre uluslararası toplumun ilgi göstermediği savaşı sona erdirmek için, son aylarda yoğun bir diplomatik trafik yaşanıyor. Ama buradaki garabet Ukrayna’nın yokluğunda ABD’nin Rusya ile, Avrupa’nın ABD ile barış görüşmeleri yapması. 

Türkiye, Ukrayna-Rusya savaşında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Vaşington ziyaretine kadar doğru bir tarafsızlık politikası izlemeyi başardı. Möntro’yü titizlikle uygulayarak savaşın tırmanmasına engel oldu. ABD’nin baskılarına rağmen Rusya’ya yönelik ambargolara katılmadı, enerji iş birliğini sürdürdü. Bir yandan da Ukrayna’ya ihtiyaç duyduğu insansız hava araçları dahil askeri malzeme temin ederek açıktan destek verdi. Birleşmiş Milletler’le birlikte oluşturduğu tahıl koridoruyla Ukrayna’nın ihracatının önünü açtı.

Ancak, Türkiye’nin son dönemde tarafsızlık politikasını devam ettirmekte gittikçe zorlanmaya başladığı görülüyor. Türkiye bu yıl itibariyle doğal gaz ihtiyacının yüzde 43’ünü, tükettiği petrolün yüzde 47’sini Rusya’dan ithal ediyor Başkan Trump’ın baskısıyla Rusya’dan ithal edilen enerjide süratle bir indirime gidileceği anlaşılıyor.4 Aralık’ta bu yıl başında sona erecek doğal gaz sözleşmesinin bu kere sadece bir yıllığına uzatıldığı açıklandı. Oysa Türkiye gibi Rusya’dan ucuz petrol ithal eden üç ülkeden biri olan Hindistan’ın Başbakanı Modi, baskılara boyun eğmemek için dört kez Başkan Trump’ın telefonlarına çıkmamış. Modi geçen hafta da ülkesinde Putin’i ağırladı.

Öte yandan, Türkiye bu sefer de Rusya’nın gönlünü alabilmek için ilkeli dış politikasından tavizler vermeye başladı. 3 Aralık’ta BM Genel Kurulu’nun olağanüstü toplantısında, 12’ye karşı 91 oyla kabul edilen ve Putin’in Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında yakalama müzekkeresi çıkarılmasına sebep olan Ukrayna’da kaçırılan çocukların serbest bırakılması çağrısında bulunan gayet insancıl bir kararın oylanmasında salona girmedi. Oylamalarda salona girmemek Birleşmiş Milletler’de pek rastlanılan bir uygulama değildir. Bir oylamada sorunun taraflarını karşınıza almak istemezseniz, normalde çekimser oy kullanırsınız. Nitekim 57 ülke 3 Aralık’taki oylamada çekimser oy kullanmış. Türkiye ile birlikte salonda bulunmayanlar ise Zambia, Tuvalu, Türkmenistan, Venezuala, Sırbistan, Rwanda gibi Türkiye’nin birlikte görünmemesi gereken ülkeler.  Oylamaya katılmamak için salondan çıkmak böyle bir sorunu tamamen yok saymak anlamına gelir.

Türkiye, önümüzdeki yıl 7-8 Temmuz’da NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bu amaçla, Ankara’da, Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesine yakın bir yerdeki evler boşaltılarak yerlerine yeni bir havaalanı, otoyollar inşa edilecekmiş.

Hepsi iyi hoş da Zirve bildirisinde Rusya’yı Avrupa güvenliğini tehdit eden en büyük tehlike olarak gösteren yazımların müzakerelerinde Türkiye ne yapacak? Korkarım bu sefer salondan çıkmak da işe yaramaz.

İlgili İçerikler