Davos, Davos olalı
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Davos, Davos olalı

Davos’ta Trump’ın Filistin sorununun çözümü için ortaya attığı planın önemli bir unsurunu teşkil eden, kimilerine göre yeni Birleşmiş Milletler’in temelini oluşturacak “Barış Kurulu” da resmen kurulmuş oldu. Bir yandan da geçtiğimiz hafta AB, önce Latin Amerika’daki Mercosur ülkeleriyle, sonra da Hindistan ile serbest ticaret anlaşmaları imzaladı. Daha önceki Davoslarda gündemin ön sıralarında yer alan çevrenin korunması, iklim değişikliği ve yeşil enerji gibi konular artık fazla rağbet görmüyor

Davos, Davos olalı
Trump, Dovos'ta

Davos Zirvesi olarak bilinen “Dünya Ekonomik Forumu”nun (WEF) bu yılki toplantıları, 19-23 Ocak tarihleri arasında “Diyalog Ruhu” temasıyla gerçekleştirildi. Her yıl devlet adamlarını, farklı görüşlerdeki siyasetçileri, iş dünyasının üst düzey yöneticilerini, tanınmış düşünce kuruluşlarının temsilcilerini bir araya getiren forum, 1971 yılından beri İsviçre’nin turistik ve de sosyetik kayak merkezlerinden Davos’ta düzenleniyor. Son yıllarda Almanlar “Münich Güvenlik Koferansı”yla, Avusturyalılar “Alpach Forumu”yla, Slovenler “Bled Stratejik Forumu”yla, Hintliler “Raisana Diyalogu”yla bu piyasadan pay almaya çalışıyor. Emekleme döneminde de olsa “Antalya Diplomasi Forumu” da bu çerçevede değerlendirilebilir. Ama hiçbiri henüz Davos’un tanınırlığına ve itibarına erişmiş değil.

Davos ve Türkiye

Davos’u Türkiye’de meşhur eden merhum Turgut Özal’dır. Diplomasi tarihimize Davos süreci olarak giren Türk-Yunan yakınlaşması, 1988 yılındaki Davos toplantısında Turgut Özal başbakanken, Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreau arasında yapılan görüşmede el sıkışmalarıyla başlamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Başbakanlığının ilk yıllarında Davos’a üst düzey katılım geleneğini devam ettirdi. Ancak Türkiye’nin Davos defteri 2009 yılında Amerika’nın ünlü gazetecilerinden David İgnatius’un yönettiği bir panelde Erdoğan ile İsrail Başbakanı Perez arasında yaşanan “One minute” krizi ile kapandı.

Bu yılki Davos toplantıları

Bu yılki 55. Davos toplantılarından en fazla akılda kalacak bir gözlük ve iki konuşma oldu. Ayna gibi parlayan güneş gözlüğü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a ait. Niçin gözlük taktığı konusunda rivayet muhtelif. Hinlik yapmak isteyenlere göre, gözlüğün nedeni karısının patlattığı bir yumrukla gözünde oluşan morlukları kamufle etmek. O kadar gaddar olmayanlar ise sağlık nedenleriyle gözlükle dolaştığını tahmin ediyor. Macron’un gözlüklerine gırgıra alanlar arasında Trump ile İngiltere Başbakanı Starmer da var.

Trump’ın Avrupalılara hakaret dolu konuşması

Davos’a damga vuran konuşmalardan birincisi şüphesiz Trump’ınki. Canlı dinlemeyip “YouTube”dan videosunu izlemekle yetinenler, herhalde kulaklarına inanamayıp, “Koca Amerika’nın Devlet Başkanı böyle bir konuşmayı nasıl yapar? Acaba yapay zekâ ürünü müdür?” diye sorgulamadan edememişlerdir.

Trump Avrupalıların gözlerinin içine baka baka, “Siz aptalsınız (stupid), Çinliler akıllı, rüzgâr jeneratörlerini Çinliler üretip size gazlıyor, kendisi kömür kullanıyor. Biz olmasak şimdi hepiniz ya Almanca ya da Japonca konuşuyor olacaktınız” deyiverdi. Hızını alamayan Trump, bu tür genel beyanlarla yetinmeyip isim vererek Avrupa ülkelerine tek tek sataşmaya başladı. Bu çerçevede, İngiltere’yi üzerine oturduğu Kuzey denizindeki zengin petrol yataklarını işletmemekle, Almanya’yı yüksek maliyetle elektrik üretmekle, İsviçre’yi pahalı saatler satarak Amerika’nın kanını emmekle itham etti. Trump’ın suçlamalarından tabiatıyla Danimarka ve Kanada da payını aldı. İşin en garibi de Trump’ın konuşmasının sonunda yerin dibine soktuğu Avrupalılar tarafından alkışlarla uğurlanması oldu.

Kanada Başbakanı Mark Carney’in çıkışı

Bu yılki Davos’tan akılda kalacak ikinci konuşma ise Trump’ın Grönland’tan sonra çökmek için radarına aldığı ülkeler arasında anılan Kanada’nın Başbakanı Mark Carney’den geldi. Uluslararası ilişkiler öğrencilerine örnek olarak okutulabileceği söylenen ve Thukydides’ten, Çekya’nın entelektüel cumhurbaşkanlarından Vaclav Havel’den alıntılarla süslediği konuşmasında Başbakan Carney, kurallara dayalı uluslararası düzenin sona erdiğini, güçlülerin istediklerini yapabildikleri, zayıfların ise yaşananlara katlanmak zorunda kaldığı yeni bir dünyaya girildiğini dile getiriyor. Carney’in söyledikleri bilinmedik şeyler değil. Ama Carney konuşmasında, biz Türklerin yabancı olmadığı “masada değilsen, menüdesin” söyleminden hareketle, orta güçteki devletleri kural tanımayanlara karşı dayanışma içerisinde birlik olmak çağrısında bulundu.

Türkiye’nin içerisinde bulunduğu Meksika, Avustralya, Endonezya ve Güney Kore’den oluşan MİKTA isimli bir yapılanma var. MİKTA tam da Kanada Başbakanı’nın sözünü ettiği türden beş orta güçteki G-20 ülkesinin bir araya gelmesiyle 2013 yılında kuruldu. Acaba Türkiye’de kaç kişi bugüne kadar MİKTA adını duymuştur? Arkasına caydırıcı bir askeri güç almayan birlikteliklerin kural tanımayan süper güçlerin karşısına çıkması o kadar basit değil. Söylemek kolay, yapmak zor.

Davos’ta Trump’ın Filistin sorununun çözümü için ortaya attığı planın önemli bir unsurunu teşkil eden, kimilerine göre yeni Birleşmiş Milletler’in temelini oluşturacak “Barış Kurulu” da resmen kurulmuş oldu. Bir yandan da geçtiğimiz hafta AB, önce Latin Amerika’daki Mercosur ülkeleriyle, sonra da Hindistan ile serbest ticaret anlaşmaları imzaladı. Daha önceki Davoslarda gündemin ön sıralarında yer alan çevrenin korunması, iklim değişikliği ve yeşil enerji gibi konular artık fazla rağbet görmüyor.

Merhum İsmet İnönü’nün Johnson mektubu bağlamında söylediği gibi sanki yeni bir dünya düzeni kuruluyor.

Acaba, Türkiye yerini nerede alacak?

İlgili İçerikler