Evdeki hesap tutmaz
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Evdeki hesap tutmaz

Halk “oynanmak istenen hain oyunu görüyorum, buna izin vermeyeceğim” diyor. Bu kadar basit. Tüm muhalefet partileri de aynı tavrı sergiliyorlar. Bu konuda özellikle İyi Parti’nin ve Zafer Partisi’nin tavrı çok değerli. Ama sol partilerin tavrı da değerli. Sol partilerin her daim CHP ile dayanışma içinde olmaları kitlelere cesaret veriyor. DEM ise sanıldığının aksine iktidara kör bir sadakat içinde değil. Aksini düşünenler düşünenler DEM’i hiç tanımamışlar. Bunlar dışında iktidara oy vermekle beraber yapılan haksızlıklara ve hukuksuzluklara dayanamayarak CHP’nin yanında yer alan çok sayıda vicdan sahibi yurttaşı da görmek lazım

Evdeki hesap tutmaz

 

Hesap belli ama tutma şansı yok

Bugünkü ekonomik ve siyasi koşullarda kimsenin mutlu bir bayram geçireceği yoktu ama ülkeyi bayramdan birkaç gün önce bu kadar derin bir karanlığın içine yuvarlamak için özel gayret gerekiyordu. Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere bunu başaranları tebrik ediyorum. Eserinizle ne kadar övünseniz azdır. Hepiniz tarihe geçtiniz. Tarihe ne şekilde geçtiğinizi merak ediyorsanız, şakşakçılarınızdan biraz uzaklaşıp sokakta sıradan insanlara sorun. Korkmayanlar size ne düşündüklerini söyleyeceklerdir. Korkanlar da bir gün sandık kurulursa cevaplarını orada verirler. 

Hesap artık iyice belli oldu. Ankara’nın ötesine geçmeyecek, sesini çıkarmayacak, sadık bir muhalefet yaratılmak isteniyor. Bu yolla dikensiz bir gül bahçesi yaratılarak seçimlerin bir kez daha kazanılması ve anayasanın değiştirilmesi amaçlanıyor.

Bu nedenle ana muhalefet partisinin koltuğu, hukuk dışı mahkeme kararıyla seçilmiş ve popüler  liderinin elinden alınarak kendi partisi ile uğraşmaktan başka bir şey yapmayan bir önceki başkana verildi. Sırada iktidarın hesabını kabul etmeyen diğer muhalefet partileri var. Herkes bu oyunu görüyor.

Ama evdeki hesap tutmuyor. Bolu beyinin karşısında Köroğlu, Hızır Paşa’nın karşısında Pir Sultan Abdal nasıl büyüdüyse, Özgür Özel de halkın gözünde o şekilde büyüyor. Bunu en son Sayın Özel CHP genel merkezinden yağmur altında çıkarak Meclis’e yürürken arkasında çığ gibi toplanan kalabalıkta gördük. Ertesi gün de, gittiği İzmir’de su sıkan TOMA’lara ve göz yaşartıcı bombalara aldırmadan sokakları kendiliğinden dolduran onbinlerde şahit olduk.

Ekrem İmamoğlu’nun ilk kazandığı belediye seçimleri gülünç gerekçelerle iptal edildikten sonra gidilen ikinci tur seçim sonuçlarından gereken dersi almayanlar, Özgür Özel’e verilen desteğin ne anlama geldiğini hiç anlayamazlar.

Dilim döndüğünce ben anlatayım. Halk “oynanmak istenen hain oyunu görüyorum, buna izin vermeyeceğim” diyor. Bu kadar basit. Tüm muhalefet partileri de aynı tavrı sergiliyorlar. Bu konuda özellikle İyi Parti’nin ve Zafer Partisi’nin tavrı çok değerli. Ama sol partilerin tavrı da değerli. Sol partilerin her daim CHP ile dayanışma içinde olmaları kitlelere cesaret veriyor. DEM ise sanıldığının aksine iktidara kör bir sadakat içinde değil. Aksini düşünenler DEM’i hiç tanımamışlar. Bunlar dışında iktidara oy vermekle beraber yapılan haksızlıklara ve hukuksuzluklara dayanamayarak CHP’nin yanında yer alan çok sayıda vicdan sahibi yurttaşı da görmek lazım.

Mesaj iyi alınmalı

İzmir’deki görüntüler ibret vericiydi. Kadınlar, kızlar, gençler ve yaşlılar TOMA’lardan sıkılan suya, atılan onlarca göz yaşartıcı bombaya rağmen protestolarına devam ettiler. Görüntüler Gezi’yi andırıyordu. Gezi korkusuna Taksim yasaklanabilir ama İzmir’in sokaklarını, Ankara’nın bulvarlarını, İstanbul’un meydanlarını, Anadolu’nun diğer kent ve kasabalarını ne yapacaksınız? Bıçak kemiğe dayanınca sokaklara çıkan insanları nasıl durdurabilirsiniz? Her yer Taksim olunca İrandaki gibi vur emri mi vereceksiniz? Benden tavsiye, halkın mesajı iyi okunmalı. İpi daha fazla germenin kimseye faydası yok.

Halk bir mesajı da, Atatürk’ün kurduğu partiye  iktidarın sadık kayyumu olarak atanmayı kabul eden Kılıçdaroğlu ve arkasındaki insanlara verdi. Bunlar meydanlarda atılan “hain” sloganlarını duymak istemiyorlarsa, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) açıklamasına bakıversinler bir zahmet. ÇYDD, CHP’de fiilen kayyum rolü oynayanlardan zinhar bağış kabul etmeyeceğini açıklayarak suratlarına ağır bir şamar indirdi. Güya “haram” parti arabalarını satıp parasını ÇYDD’ne bağışlayacaklarmış. Bu arabaların “haram” değil, “helal” olduğu daha yatsıdan önce anlaşıldı! Gerçek ortaya çıkınca bu pişkinlerin yüzleri dahi kızarmadı.

Zaten polisi Atatürk’ün partisinin üstüne salanlardan, camı çerçeveyi kırdırıp ortalığı gaza boğdurtanlardan, pavyon fedaisi-mafya bozuntusu kriminal tiplerle parti merkezini basmaya yeltenenlerden başka tavır beklenmezdi. Bunlar kendilerine yakışanı yaptılar. Bundan sonra da rollerini oynamaya devam edecekler. 

Fakat ne yapılırsa yapılsın, bu hesap tumayacak. Çünkü halk yapılanlara rıza göstermiyor. Halk haksızlıklara tepki gösteriyor.  Hukuk ve adalet, demokrasi ve özgürlük, çağdaş bir yaşam istiyor. Bir avuç yandaş sürekli devlet eliyle zenginleşirken, yoksulluk girdabından kendini çıkaracak yeni ve dürüst bir yönetim arıyor. Kimse halkın bu taleplerinin karşısında duramaz.

29 Mayıs kutlamaları

Her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul’un fethi kutlandı. Çok şükür bu yıl Yeniçeriler Topkapı surlarına  saldırmamışlar. Onun yerine Beyazıt meydanından Ayasofya’ya başta Mehter Takımı olmak üzere, “fetih yürüyüşü” yapılmış. Malum Mehter Osmanlı’da Yeniçeri ordusunun başında savaşa giderdi. Yeniçeri Ocağı II. Mahmut tarafından kaldırılınca o da lağvedilmişti. Sonradan Enver Paşa 90 yıl sonra siyasi amaçlarla Mehter’i 1914’te yeniden açtı. Çünkü Halife’ye cihat ilan ettirmişlerdi. Komik olan Hristiyan Almanya ve Avusturya-Macaristan da bizimle beraber cihat edecekti. Neyse, mesele cihat olunca elbette Mehter’siz olmazdı. Enver Paşa hazretleri o yüzden eski defterleri açmıştı.  Mehter 1935’te bir kez kapatıldı, ama 1950’den sonra Menderes tarafından “kültürel amaçlarla” yeniden açıldı. Şimdilerde hangi taşı kaldırsanız altından Mehter çıkıyor. Neredeyse düğünlere bile Mehter’le gideceğiz.

Fetih töreni için yürünen söz konusu yol günümüzde Aksaray’dan itibaren üç isim alır. Aksaray-Beyazıt arası Ordu Caddesi, Beyazıt-Cağaloğlu arası Yeniçeriler Caddesi, sonrası ise Sultan Ahmet meydanına kadar Divan Yolu adını alır. Belli ki Fatih’in Yeniçerilerin önüne düşüp atıyla Ayasofya’ya girişi, orada şükür namazı kılarak kiliseyi camiye çevirmesi canlandırılmak istendi.

Ama bu güzergah Yeniçerilerle ilgili başka tarihi olaylara da tanıklık etmiştir. İlk olarak Genç Osman olarak bilinen padişah II. Osman Yeniçeriler tarafından Topkapı Sarayı basılarak dayak ve hakaretlerle aynı yoldan Yedikule zindanlarına götürülerek idam edilmiştir. Genç Osman’ın suçu disiplinsiz davranan Yeniçeri ordusunun yerine, Avrupa orduları gibi disiplinli, bilime ve eğitime dayalı yeni bir ordu kurma hayali taşımasıydı.

Daha sonra, kendisi de Yeniçeri olan Patrona Halil Beyazıt meydanın hemen altında yer alan hamamdan çıkarak  Yeniçerilerin ve sokak serserinin önüne düşüp, aynı yoldan geçerek  Topkapı Sarayı’nı basmış, III. Ahmet’i tahtan indirmiştir. Tarihimizde Patrona Halil İsyanı olarak bilinen bu olayda Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa öldürülmüş, Osmanlının ilk reformasyon ve aydınlanma teşebbüsü sayılan Lale Devri, gerici bir güruh tarafından kanla sona erdirilmiştir. Ben sabahın 7’sinde CHP’yi basmaya giden adamları Patrona Halilin arkasındaki sokak takımına benzettim. Teşbihte hata olmaz.

Lale Devri’nden sonra yeni bir reform atılımı 60 yıl sonra ancak III. Selim zamanında yapılabildi.  Ama o da Yeniçeriler tarafından öldürüldü. Onu kurtarmaya gelen Alemdar Mustafa Paşa da bir süre sonra Yeniçerilerin saldırısına uğradı. Ama o boynunu ipe uzatmak yerine şerefiyle çarpışarak ölmeyi seçti. Konağına giren Yeniçerileri kendisi ile beraber havaya uçurarak şehit oldu.

Dünkü Yeniçeri/Mehter yürüyüşü Ayasofya’ya varmadan önce Divan Yolu’nda padişah II. Mahmut’un türbesinin önünden geçmiş olmalı. II. Mahmut’u Yeniçerilerin elinden Alemdar Mustafa Paşa kurtarmıştı. Çocuk yaşta tahta çıkan ve tarihimizdeki en büyük reformcu Padişah olarak bilinen II. Mahmut çocuk yaşta Yeniçerilerin elinde yaşadığı travmaları ve ihaneti hiç unutmadı. Yıl 1826’yı gösterirken II. Mahmut kutsal Sancak-ı Şerif’i çıkartarak Yeniçerileri yok edilmesi için ferman verdi. Tarihte Vaka-i Hayriye denilen bu olayda İstanbul sokaklarında oluk oluk kan aktığı rivayet edilir. Bilmiyorum dünkü Yeniçeriler, türbesinin önünden geçerken Sultan II. Mahmut’a bir selam vermişler midir?

Konu Yeniçerilerden açılmışken bunları da hatırlatmak istedim. Yeniçeriler bir dönem görevlerini yaptılar ama bu, devletin yükselme dönemiydi. Genç Osman dönemiyle beraber (ölümü 1622) ülkenin başına bela kesildikleri de gerçek. Yeniçerileri yüceltenleriden Genç Osman, III. Ahmet, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, III. Selim, Alemdar Mustafa Paşa ve II. Mahmut’un hikayelerini anlatmalarını bekliyorum.

Yeniçeri Ocağı Vaka-i Hayriye ile bir daha geri gelmemek üzere son buldu. Ancak Yeniçerilerin ve onları kışkırtanların reformasyon çabalarını engellemeleri nedeniyle ülke Batı’ya nazaran çok geri kaldı ve sonuçta yıkıldı gitti. Bu topraklarda gerçek reformasyon Atatürk’le başladı. Ama Atatürk’ün mirası ve reformları eskiye özlem duyan sağ iktidarlar tarafından sürekli olarak yok edilmeye çalışılıyor. Bugün olanlar bu uzun sürecin son ve en şiddetli halkası. Ancak yeise kapılmaya gerek yok, çünkü hesap tutmayacak. Halk geriye gitmek istemediğini her hareketiyle ortaya koymuşken tarihin tekerleğini tersine çevirmek mümkün değil.

Uluslararası sahada da hesap tutmayacak

CHP’nin başına gelenlerden sonra içimden bir İran yazısı daha yazmak gelmedi. Ama şu kadarını söyleyeyim, Trump’ın ve Netanyahu’nun Orta-Doğu’yu bombalarla dikensiz bir gül bahçesine çevirme hesapları da tutmayacak. Bunu yakında göreceğiz.

İlgili İçerikler