Çanlar Kimin İçin Çalıyor! 
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Çanlar Kimin İçin Çalıyor! 

Bugün Anadolu’nun pek çok kentinde bulunan askerlik şubelerinin depolarına bakılsa yüzlerce Kilise çanının ortaya çıkacağına eminim. Daha nadir olarak liman müdürlüklerinin, sahil güvenlik birimlerinin depolarında da rastlanır

Çanlar Kimin İçin Çalıyor! 

Ortaçağ Latincesinden gelen Campāna (Kampana) yani çan benim için çağrışımı güçlü kelimelerden biridir. Karadeniz üzerine çalışıyor olsam da, tüm Anadolu’ya bu perspektifle baktığınızda hikâyelerin aynı çatlaktan aktığını görürsünüz. 1915 Ermeni Tehciri ve Rum Sürgünü’nden sonra cemaatlerini yitiren ya da yıkıma uğratılan kiliselerin çanları toplandı; 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş dönemi boyunca, bu çanlar pasif korunma olarak; denizden veya havadan gelebilecek bir saldırıyı ya da başlayan bir yangını haber vermek adına kullanıldı ve sonrasında askeri depolara kilitlendi. Bir zamanlar Anadolu’nun çok dilli, çok sesli, çok kültürlü yapısının simgesi olan çan, devletin elinde sessiz bir metal yığınına dönüştü. Bu yaşanan, basit bir “eşya devşirme” pratiği değil; belleğin, kimliğin ve toplumsal hafızanın sistematik biçimde sökülmesidir. Dolapdere’de 1893 tarihli Panayia Evangelistria Kilisesi’nin çanı 2005’de çalınmıştı. Hâlâ ses yok!

Doğup büyüdüğüm Ordu’da, dönemin valisi Bekir Sami Baran tarafından 1938’de yıktırılan Surp Asdvadzadzin (Meryem Ana) Ermeni Kilisesi’nin kampanasının (Çan) Askerlik Şubesi girişinde “Zafer Takı” gibi yıllarca sergilendiğini, yapmış olduğum sözlü tarih görüşmelerinden biliyorum;

 “2. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında pasif korunma için kullanılmıştı Ermeni Kilisesi Çan’ı. Görmek için okula giderken yolumuzu Ordu Askerlik Şubesi’nin önünden geçerirdik. Vartan Çakıryan çok istedi almak ama vermediler. Ermeni Patrikhanesi de hiç ilgilenmedi. 12 Eylül Darbesi (1980) sonrası dahi duruyordu. Bir gün birden kayboldu! Cesaret edip soramadık ama Surp Asdvadzadzin (Meryem Ana) Ermeni Kilisesi’nin kampanası (Çan), Ordu Askerlik Şubesi’nin deposunda olmalı!” 

Bugün Anadolu’nun pek çok kentinde bulunan askerlik şubelerinin depolarına bakılsa yüzlerce Kilise çanının ortaya çıkacağına eminim. Daha nadir olarak liman müdürlüklerinin, sahil güvenlik birimlerinin depolarında da rastlanır. Antik yerleşimlerden devşirilerek yapılara konan sütun başlıkları veya kitabelerden farklı olarak “Çan” metaforu çok katmanlı çalışıyor. Sadece bir nesne değil; hafıza, ses, çağrı, cemaat, kimlik ve politik şiddetin kristalize olduğu bir figür, güçlü bir metafor hâlini alır. Hikâyesi de o denli “ses” getirir.  

Çan kendi başına var olamaz; evi kilisedir. Bir çanın izini sürdüğünüzde önce kiliseyi, sonra o kilisenin cemaatini bulursunuz. Süreç sizi başka yapılara, mezarlıklara, çeşmelere; yani yok edilmiş, üzeri örtülmüş, bastırılmış bir tarihin izlerine götürür. Eşeledikçe utanç hikâyeleri çıkar ortaya ama yüzleşmek istemeyiz ve ses kesilir. 

Halk ağzında “Çanına ot tıkamak” diye bir deyim vardır ki; Herhangi birini sesi çıkamayacak duruma sokmak, susturmak

anlamında kullanılır. Kürtler 80 sonrası solcu kalmayı başarabilen tek grup oldu diyebiliriz. Türk solu diye bir şey kalmadı. Kalanlarsa ulusalcılık adı altında devlete daha da bağlandı. Zulüm karşısında yapacak bir şey olmadığına bizi ikna eden her akıl yürütme, kendimizle dünya arasındaki derin boşlukta durmamızı söylüyor bize. Türkiye gibi entelektüel manada, düşünce dünyasında az gelişmiş ülkelerde toplum çoğunluğa, popülere, çevrede dillenen görüşlere, beğendiğinin iddiasına göre bir düşünceyi sahiplenir… 

Bugün çanların susturulduğu o uzun tarihsel çizgi, başka bir acıyı ve utancı işaret ediyor: “Bugün çanlar Kürtler için çalıyor.” Anadolu’daki farklı halkların yaşadığı baskı, sürgün, yok sayılma ve kültürel sökülmenin, aynı politik mantığın farklı zamanlardaki tezahürlerini görüyoruz. Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, ardından başka halklar…

Çanın sesi hangi dönem kime çalıyorsa, o dönemin devlet politikası da çoğu zaman onu işaret ediyor. Bu nedenle çan sadece geçmişe ait bir nesne değil; bugünün de politik sesidir.

Bu Karanlık Bir Çan Kulesi olsun

Sessiz dostu nice uzakların, dur ve dinle
nasıl enginleştiğini mekanların soluğunla.
Bırak çalsınlar seni karanlık çan kulelerinde 

Suskun dostu sayısız uzakların, hisset,
soluğun nasıl da çoğaltıyor mekanı.
Çatı kirişlerinin karanlığında 
asılı çanlar çalsın senin uğruna. 

Aş tüm sınırları bu gecede;
sihirli güç ol düşüncelerinin yol ayrımında;
anlamı ol garip karşılaşmaların.

Ve eğer dünya seni duymayı bıraktıysa, 
sessiz toprağa söyle: Akıyorum. 
Çağlayan suya söyle: Ben de varım.

Rainer Maria Rilke
Orpheus'a Soneler II

Karaköy - Yelkenci Han
Yelkenci Han'ın çalınan tabelası, 2015

İlgili İçerikler