Tilki ve horozun queer ittifakı: Çağdaş sanatın yeni ekolojileri
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Tilki ve horozun queer ittifakı: Çağdaş sanatın yeni ekolojileri

Berlin’den İstanbul’a uzanan iki sergi, masalın dönüştürücü gücünü çağdaş dünyanın kırılganlıklarıyla buluşturuyor. Sanatçılar, mitleri günümüze uyarlayarak barışı hayal ediyorlar

Tilki ve horozun queer ittifakı: Çağdaş sanatın yeni ekolojileri

Bugün çağdaş sanatın yöneldiği büyülü atmosferler ve hayali evrenler artan baskıların bir göstergesi, bozulmuş dünyanın poetik bir teşhiri gibi.

Sanat var olanın içinde olmayanı gösterir. Orta çağda kiliseler tanrıya erişmek için göğe doğru uzarken içinde daha da küçülen insanlara yükselmek istedikleri mertebede olmadıklarını hatırlatıyordu. Bugün sanat, masal diliyle düşlerin büyülü dünyasına davet etse de düşlerin karanlık alt katmanlarını açığa çıkarır. Olaylar eski zamanlarda uzak diyarlarda geçer ama günümüz dünyasına aittir. İç ve dış dünyanın iç içe geçtiği masallar insanın doğayla yeniden temas kurabildiği korunmuş alanlardır.

Berlin ve İstanbul’dan iki sanatçının eşzamanlı sergilerinde bu ortak duyarlılığın izini sürmek mümkün: Petrit Halilaj’ın An Opera Out of Time’ı ve Nilbar Güreş’in Kadife Bakış’ı. İki sanatçı masalın dönüştürücü gücünü çağdaş dünyanın kırılganlıklarıyla buluşturuyor, düşsel ekolojilerini, birlikte var olma biçimi olarak yeniden tanımlıyor.

Masalı bir ara dünya olarak kullanan sanatçılar, ikonik hayvan imgeleriyle farklılıkların çatışmadan yan yana durabildiği yeni bir tür barış miti yaratıyorlar.

Emre Baykal (solda) ve Nilbar Güreş

Tilki ve horozun queer ittifakı

Kişisel geçmişinde savaş, göç, mültecilik deneyimi olan Kosova’lı sanatçı Halilaj’ın Zamansız Opera adlı büyük ölçekli yerleştirmesi Berlin Hamburger Bahnhof’taki Çağdaş Sanat Müzesi’nde geniş bir alana yayılır. Sanatçı, memleketi Kosova yakınlarında yer alan Syrigana adlı üç bin yıllık köyü operada kaybolmuş bir cennet olarak kurgular.

Syrigana cennet bahçesinin Âdem ve Havva’sı halk masallarında kurnazlık, arzu ve tehlikeyi temsil eden tilki ve horozdur. Beyaz takım elbiseleriyle yan yana ve el ele sahneye yukarıdan bakarken kendi düğün hazırlıklarını izlerler.

Adem ve Havva, Petrit Halilaj

Tilki ve horoz maskeleri kimliklerin sabit değil performatif olduğunu, bireyin toplumsal rolleriyle sürekli değiştiğini ima eder.

Halilaj, Âdem ve Havva’nın kutsal meyvesi olan elmayı armuta dönüştürerek, merkeze beş büyük armut çiçeği yerleştirir. Operayı Kosova’ya, armut ağaçlarının bolca yetiştiği bir yere köklendirir. Armut, elmanın queer bir karşılığına dönüşür. İlişkileri, imkânsız kabul edilen bir aşkı temsil eder. Toplumsal cinsiyet normlarına karşı Halilaj, günah meyvesini aşk meyvesine çevirerek yaratılış mitini yeniden yazar.

Adem ve Havva, Petrit Halilaj

Kadim tasvirden günümüze

Nilbar Güreş’in Kadife Bakış adlı sergisinde Sırt Sırta veren hayvanlar ise aslan ve ceylandır. Sanatçının 2016 yılında Gelin Bahçemizi Ekelim sergisinde bir kaya oyuntusuna yerleştirdiği bu figürler Arter’de izleyiciyi yine yüksek bir bölmeden, girişte kapının üzerindeki alandan izler.

Sırt Sırta, Nilbar Güreş

Bu yerleştirme, aslan ve ceylanın Hacı Bektaş-ı Veli’nin kucağında barış içinde oturdukları ikonografik sahneye dayanır. Nilbar Güreş’in yerleştirmesinde bu zıt hayvanlar arasındaki gerilim, iktidar ile kırılganlık, erkek ile dişil, saldırganlık ile şefkat arasındaki kutupları çözer. Karşıt figürler bir arada barış, denge, adalet ve doğa ile uyum içindedir. Sanatçı bu kadim tasviri, günümüz kadın bedenine, doğaya ve inanç sistemlerine yönelen şiddet biçimlerini sorgulamak için yeniden kurar. Aslan, toplumsal güç, iktidar, eril enerjiyle; ceylan ise kırılganlık, zarafet ve korunmasızlıkla ilişkilidir. 

Masal atmosferi, dünyayı yumuşatmanın ve yeniden kurmanın bir yolu olur. Sanatçı, dokuma, kumaş, dikiş gibi tekniklerle mitolojik anlatıyı ev içi malzemeleriyle yeniden örer. Böylece düşsel olan, bedensel ve gündelik bir forma bürünür.

Güreş’in figürleri eşit, dingin bir düzlemde kadın, queer ya da kültürel azınlık kimlikleri arasında iktidar ilişkilerini yumuşatır, dayanışma önerisi sunar.

Çağımız sanatında kesişmeler

İki sanatçı kültürel kökenlerinden ödünç aldıkları mitleri toplumsal cinsiyet rollerine karşı yeniden yorumlarken bir noktada kesişirler.

Fabllardan ödünç alınan ve metamorfoza uğramış hayvan-insan karışımı yaratıklar, biyolojik formlardan oluşan ekolojilerde bir arada barış içinde yaşarlar. Gerçek dünya ile tezat bir şekilde.

An Opera Out of Time, Petrit Halilaj

Dokuma, günümüz sanatında ne klasik dönemin ideali arayan kusursuz mermer heykelleri, ne de kavramsal sanatın hazır buluntu nesneleri gibi. Dijital çağda dokuma, kapitalist üretime karşı yavaşlık, sabır, onarım, kusur ve el emeği gibi insani değerleri temsil etse de her dönem sanatında olduğu gibi kendi çelişkilerini beraberinde getiriyor. Çoktandır bir tüketim fantezisi olma tehlikesiyle iç içe. Dirençli ama eğilip bükülebildiği için sistem tarafından bir o kadar kullanışlı. İzleyici her zaman Nilbar Güreş ve Petrit Halilaj gibi sanatçıların zengin hayal güçleriyle karşılaşmıyor.

Bazı sanatçılar, doğaya ve insana dair duyarlılıklarını bu medyumların diliyle derinleştirirken, kimileri çağın estetik eğilimlerine uyum sağlayarak bu dili yüzeysel biçimde yeniden üretiyor.

Bugün sanatçıların çoğu batı merkezli modernist anlatıya alternatif olarak yerel mitleri, halk hikâyelerini, dokuma ve zanaatı geri çağırıyor. Kadim kültürlerden şifa arıyorlar.

Tekstil dokuma, çağdaş sanat piyasasının en arzu edilen materyali olarak son yıllarda baş köşeye oturmuş gibi görünüyor. Çok değil otuz-kırk yıl öncesine kadar kadın emeğine dayalı olduğu için “zanaat” alanına sıkıştırılmıştı. Bugün ise tam da aynı nedenle özellikle feminist ve queer sanat tarafından sahiplenildi, itibarı giderek arttı. İstanbul ve Berlin gibi metropollerdeki önemli galeri ve müzelerin en büyük salonlarının tekstili medyum olarak kullanan sanatçılara ayırdıklarını söylersem abartı olmaz.

Ağaç formundaki tekstil heykeller, pamuk ipliğinden oluşan kök sistemleri, yumuşak dokularla sarılmış yaratıklar…  Çoğunlukla estetik bir dekor haline geliyor. Aynı estetik dilin tekrarı, biçimsel bir formüle dönüşüyor. Kumaş heykellerin, şefkatli doğa, kadın, queer ya da toprakla yeniden bağ kurma temalarına bağlanması anlatısal çeşitliliği zayıflatabiliyor. Hatta sanat alanının kendi içsel kodları, özgürlükçü gibi görünse de farklılığı bastıran bir düzene dönüşebiliyor.

An Opera Out of Time, Petrit Halilaj

Pandemi, savaşlar, göç, ekolojik ve ekonomik krizlerle boğuşan ve hızla değişen dünyada soft bir paralel evren kurarak gerçeğin şiddetinden korunmaya çalışan sanatçı günümüze dair duyarlılığını kaybedebiliyor.

Alternatif sanat alanlarında dogmatizm

Türkiye’de çağdaş sanat ortamı, bu açıdan bir paradoks yaşar: Özgürlük iddiası taşıyan alternatif yapılar çoğu zaman kendi mikro-dogmatizmlerini üretir;

Sanatçının hangi kurumlarla ilişkilendiği ve hangi sanat çevrelerinde kabul gördüğü oldukça belirleyicidir. Bu alandaki güç ilişkilerini bir şekilde içselleştirir

Sanat dünyasındaki gizli hiyerarşiler ve güç dinamikleri alternatif ya da farklı bakış açısına sahip sanatçılar için zor bir ortam oluşturuyor. Sanatçılar bazen belirli estetik anlayışlara sahip sanat çevrelerinde kabul görmek için kendi işlerini bu kurallara uygun hale getiriyorlar.

İlgili İçerikler