Tıpkı kahvehaneler gibi pavyonlar da “erkek mekanı” olarak işlev gören ve onlara göre düzenlenen yerlerdendi. “Kapalı, hatta yer yer tedirgin edici bir mekan” olarak da hep merak uyandırdı. Fakat son yıllarda önce müziğiyle, danslarıyla, konsomatrisler/dansçılar başta olmak üzere çalışanlarıyla pavyon kültürü aralanan kapıdan sızmaya başladı. Kapıyı ilk aralayanlar, az sayıda özgün Ankara türküsüne ve çok sayıda pavyon havasına bu mekanlarda çektikleri kliplerle her sınıftan insanı bu kültüre aşina kılan; yalılarda, lüks otellerde yapılan düğünlerin, çılgın partilerin sonunda, tekne gezilerinde bu havalarla oynatan; isimlerinin başında “Angaralı” ibaresi bulunan müzisyenler, şarkıcılardı. Arkasından dijital bir platformda yayınlanıp bir anda popüler olan Pavyon belgeseli geldi. Osman Özarslan’ın taşradaki pavyonları ve benzer mekanları anlattığı Hovarda Alemi adlı gözleme dayanan ve Süreyya Köle’nin hazırladığı Şehir Söner Biz Yanarız başlıklı, 23 kadından pavyon öyküleri anlattığı kitaplar bunları izledi. Ve nihayet Pavyon kültürünü merkeze alan İnci Taneleri dizisi kapıyı ardına kadar açtı.
Pavyon kültürüne duyulan merakın merkezinde buralarda çalışan kadınlar yer alıyor. Şarkıcı, dansçı, konsomatris olarak hayatını kazanan kadınlar, son yıllarda aralanan kapılardan görebildiğimiz halleriyle bir belgesel serisinin ana karakterleri oldular. İki sezondur Pavyon adlı belgeselde bize kendilerini, mesleklerini, gece alemini anlatan kadın çalışanlar başta olmak üzere işletmeciler, garsonlar, bodyguardlar, taksiciler, müşteriler, kuaförler, menajerler bu sezonda da karşımızdalar. HBO Max’de yayınlanmaya başlayan 3 bölümlük belgeselde Ulus’un ve Maltepe’nin kaşık havası mekanlarının ardından bu kez yabancı dansçı ve konsomatrislerin çalıştığı bir turistik gece kulübünün kapısından başımızı uzatacağız. Bu mekanın diğerlerinden farkını ve gece aleminin en ışıltılı yıldızını Pavyon belgesel serisinin yapımcı ve yönetmeni Sami Öztürk ile konuştuk.
Sami Öztürk
- Sami, seni pavyonun peşine takılmaya sevk eden şey neydi?
20’li yaşlarımda kuzenimle arkadaşları beni ilk kez pavyona, daha doğrusu turistik bir gece kulübü olan Havana’ya götürdüler. Burası Ankara’nın mutena bir semti sayılan Gaziosmanpaşa’daydı. O zamana kadar hiç bilmiyordum böyle bir mekanı. Çok net hatırlıyorum, kapıdan girince, ‘Böyle bir dünya mı varmış?’ dedim kendi kendime. Çalışanlar eski Sovyet coğrafyasındandı. Çok iyi bir direk dansı performansı izlemiştim. Kayda değer bir sahne şovu vardı. Ankara’da böyle bir ortam olmasına ve bunu bilmememize şaşırmıştım. Başka pavyonlardan burayı ayırt eden şey de konsomasyon sistemi ve müşterilerin erkek ağırlıklı olmasıydı. Çok nadir aileler de geliyordu. Yine kuzenim beni Beypazarı’nda bir başka mekana götürmüştü. Ora halkının ‘dam’ dediği, kaşık havası oynanan, oturak alemlerinden evrimleşmiş bir yerdi. Pavyon belgeselinin birinci Sezon’unda çekim yaptığımız Elhamra, Yalıkent gibi bir yerdi. Bu tecrübe bende merak uyandırmakla kalmadı, bu mekanlara dair bir belgesel çekme isteği de uyandırdı. İletişim fakültesi mezunuyum ve mesleğim de bu.
- Pavyonun her türlüsünü üç sezondur yakından gözlemliyorsun. Turistik gece kulübü kategorisinin diğerlerinden farkı ne? Mekanın düzeninden, müşteri profilinden, kadınların müşterilerle kurdukları ilişki biçimlerinden bahseder misin?
Müşteri profili bölgeye göre değişiyor. Mesela Şaşmaz sanayi bölgesinin içinde bildiğimiz kaşık havası mekanları var. Taşradan oraya daha çok müşteri akıyor çünkü taşra bölgesine çok yakın. Mesela Ayaş’a. Çevre şehirlerden ve taşradan gelen müşteriler Ulus’u tercih ediyorlar. Ama yine de müşteri profili çok karışık.
Kaşık havasıyla öne çıkan mekanlarda masa sahneyle daha çok etkileşim içinde. Buralarda müşteri sahneye çıkıp konsomatrisle, şarkıcıyla oynayabiliyor. Etkileşim daha fazla olduğundan, alkolün etkisiyle, masalar arasında gerginlik daha fazla yaşanabiliyor. Eski gazinolardaki gibi. Turistik gece kulüplerinde bu çok çok nadir. Buralarda eski Sovyet blokuna dahil olan ülkelerden gelen kadınlar dans gösterileri yapıyorlar. Toplu olarak veya solo. Bunların bir kısmı erotik şov niteliğinde. Kendileri de böyle tanımlıyorlar. Buralarda müşteriler biraz daha masasına dönük. Sahneyle ilişkisi, sahnedeki kadına şampanya açtırma veya başka hediyeler gönderme şeklinde oluyor. Çoğunlukla izleme üzerine kurulu. Çünkü sahnede uzun süren provalarla hazırlanan kayda değer bir gösteri yapılıyor.

Tabii fiyat da müşteri profilini belirliyor. Fiyatı arttıran şey, masalarda kadınlarla, yani konsomasyonda geçirilen vakit. Bu kültürde ‘bayan içkisi’ veya ‘kadın içkisi’ diye geçen içecek fiyatı belirliyor. Masaya çağrılan konsomatrisin içtikleri bunlar. Kadının isteğine göre alkollü de oluyor, alkolsüz de. Bazen mekanı işletenler kadınların çok sarhoş olmasını istemiyorlar, çünkü uzun süre ayık kalıp çok müşteri ağırlamalı, daha çok içki ısmarlatmalı. Bunun yanında, her gün bu işi yapan bir kadın da sürekli içmek istemiyor. Sağlığına zararlı neticede. Bazı günler vücudunu dinlendiriyor. Kimi müşteri de kadının sarhoş ve daha keyifli olmasını istiyor. Müşteri ısrar ederse bu kadınlar ona karşı bazı stratejiler geliştiriyorlar.
Yarımşar saatte bir içki yenileniyor. Masaya bir konsomatris davet ettiğinizde garson gelip, “Hanımefendi ne içer?” diye soruyor. Ona bir bardak da, bir şişe de içki söyleyebilirsiniz. Muhabbetin gidişine bağlı. Konsomatrise bardak geldiği anda görünmeyen kum saati çalışmaya başlıyor. Yarım saat sonra garson yeniden ortaya çıkıyor ve içkiyi yenilemek gerekiyor. Konsomatris süre dolana kadar sizinle oturmak zorunda değil. Dilediği zaman gidebilir veya süreyi gönlüyle uzatabilir. Ama süreyi uzatırsa şef garson sıkıştırır. Konsomatrisler de gidip bir masada boş boş oturmak yerine müşteriyle muhabbeti uzatmak ve hoş vakit geçirmek isteyebiliyorlar. Biraz esnaf kafası. “Beni iş’te görsünler, tercih ediliyorum” mesajı veriyorlar.

Kimi müşteri sahneden ve diğer masalardan görülebilecek şekilde oturur, kimi locada oturur. Locada oturanlar genelde görülmek istemeyen tipler oluyorlar. Ortada oturanlar ne harcadıklarının, hangi kadınlarla oturduklarının görünmesini isterler.
Görülmekten bahsetmişken birçok mekanda, özellikle turistik gece kulüplerinde fotoğraf ve görüntü kaydı almanın yasak olduğuna dair levhalar asılıdır. Turistik gazinonun müşterisi biraz daha kalantor, iş adamı, bürokrat olabiliyor. Bunun sebebi biraz bu.
Müzik türü bakımından kıyaslayacak olursak, pavyona giden kaşık havasını seven oluyor. Turistik mekana giden kadınlara duyduğu ilgiden gidiyor. İki tarafta da kadınlar önemli ama kaşık havasında sanatçı için giden daha fazla. Müziği de seviyor. Gündelik hayatının içinde olan bir müzik türü pavyondaki.
- Son sezon tek bir mekanda, mazisi çok eskiye dayanan Ankara Maltepe’deki Monamour Gece Kulübü’nde geçiyor. Diğerleri öyle değildi. Bunun sebebi ne?
Birçok turistik gece kulübü dolaştık. Ama buralarda çekim yapmamıza izin verilmedi. Monamour’un işletmecisi bize kapısını açtı. Hikayeyi orada geçirdik. Bu tür mekanlarda ara ara operasyonlar oluyor. Kaçak işçi çalıştırma ve benzeri sebeplerden. Monamour Maltepe’de kalan tek mekan. Eskiden daha çok benzeri mekan vardı. Maltepe’deki mekanlar hep kaşık havasına döndü. Tıpkı birçok düğün salonunun kaşık havası mekanına dönmesi gibi. Çünkü kaşık havası olan mekanlar hem daha ucuza insan çalıştırıyorlar, hem de talep daha çok. Ayrıca turistik gece kulübünde çalışan yabancılar daha maliyetliler. Konaklamaları, çalışma izinlerinin alınması, menajerler epey bir yekun tutuyor.
Mesela belgeselde geniş yer verdiğimiz menajer İrina, 90’ların ortasında Türkiye’ye çalışmaya geliyor. Kontratı bittiği için dönmek zorunda kalıyor. Dönecekken Monamour’un kapıcısı ona ilan-ı aşk ediyor. İrina Rusya’da mutlu olamayacağına karar verip kısa süre sonra Ankara’ya dönüyor ve kapıcıyla evleniyor. Yine belgeselde yer verdiğimiz, yabancı kadınların konakladığı otelin çalışanı Erkan da bu kadınlardan biriyle evlenip boşanıyor, iki kızı var. Erkan’ın hikayesinde çok alışıldık ama yine de çok eleştirilebilecek bir yan var: Rus kadınların sadakatsizliği affetmemelerine çok şaşırıyor, onların eşlerine çok sadık oldukları için aynı bağlılığı erkeklerden de beklediklerini söylüyor. Ve sanırım boşanma bu yüzden gerçekleşiyor. Yine üç ayrı Rus’la ve nikahlı karısıyla ilişkisini birlikte yürüten Faik adlı bir karaktere yer veriyoruz. Faik’in son bölümde, birlikte olduğu yabancı kadınlara dair açıklaması, Sovyet Bloku dağılınca Türkiye’ye çalışmaya gelen kadınların nasıl algılandıklarına ve ayrıştırıldıklarına dair de bilgi veriyor: “Benim birlikte olduklarım Nataşa değiller ki, kaliteli hepsi.”
Şunu da ekleyeyim, çekimi yaptığımız Monamour’un sahibi Hacı Bey Ordulu. Bu sektörde Ordu’lular, hatta Akkuş’lular oldukça etkili. Ulus’taki mekanlarda epey Akkuş’lu işletmeci var.
- Belgeselde yer alan dansçılar, menajerler ‘Bizden sonra güzellik algısı da değişti’ iddiasındalar. 90’larda, Soğuk Savaş’ın bitişi ve Sovyet Bloku’nun çöküşüyle birlikte bakım hizmetinde, eğlence endüstrisinde çalışmak için dünyaya yayılan bu kadınlara duyulan hayranlık ile nefret iç içe geçmişti. Ailesinden, sevdiklerinden, doğup büyüdüğü topraktan, kültürden kopup gelen ve burada el üstünde tutuluyormuş gibi görünürken bile hoyratça muameleye maruz kalan bu kadınların en güçlü silahı da hayranlık uyandıran fiziksel görünüşleri sanırım. Eril tahakkümün kadınları birbirleriyle yarışmaya sevk ettiğini gösteriyor bu fiziksel üstünlük iddiası. Bu konuda ne dersin?
Yabancı yıldızların kendilerini elit görme hali var, evet. 2. Sezon’da bunu daha çok işlemiştim. Ulus ile Maltepe’deki kaşık havası üzerine kurulu mekanlarda çalışan kadınlar arasında bile böyle bir rekabet var. 2. Sezon’da Ulus pavyonlarından bir kadın, “Ben Ulus’ta çalışıyorum, diğer kız Maltepe’de çalışıyor. Sanki Maltepe’de değil Paris’te çalışıyormuş havasına giriyor. Bir burnu havada, bir kibir” diyor. Yabancı kadınların daha fazla beğenilmesi, arzu uyandırması, hakim güzellik kriterlerine daha uygun olmalarıyla ilgili. Bunu korumak için de formlarına özen gösteriyorlar. Ayrıca sporcu gibi disiplinliler. Çünkü zorlu ve yetenek gerektiren gösteriler sergiliyorlar. Sabah altıya kadar çalışıyorlar. Sonra uyuyor ve iki-üç gibi kalkıp hızlı bir kahvaltı yapıyorlar. Provaya başlıyorlar. Öte yandan, kültürel bir boyutu da var tabii bu ayrıcalığın. Yabancı olana, farklı olana, duygusal-cinsel ilişkilerde daha özgür davranana duyulan arzu.
- Belgeselde görüş ve tespitlerine sık başvurulan Kazak menajer Firuze en renkli karakterlerden biri. Buralarda çalışan kadınlara kazançlarını arttırmak konusunda tüyolar verdiğini, taktikler önerdiğini söylüyor. Mesela müşteriye hediye aldırmak için nasıl davranmalı, gibi. Bu tavır çok yaygın mı? Bir yandan da kendini depresyondan, şiddetten korumak için aşktan uzak durmayı salık veriyor. Konsomatrislerden biri ise “Kendimi soyutlamayı zamanla öğrendim. Erkeklerle fazla yakınlık kurmak beni tüketiyor” diyor. Kadınlar bu mesleğin olumsuz yanlarından korunmak için ne gibi taktikler geliştiriyorlar?
Mevsimlik işçilere benziyor bu kadınlar. Koşullar daha iyi ama sistem çok benzer. Kazançları yaşadıklarına değiyor ki bu işi yapmaya devam ediyorlar. Yerli olsun, yabancı olsun bu işi bir atlama tahtası olarak kullanan çok. 20-25 yaş arası çalışıp birikimini yapıyor, sonra evleniyor veya iş kuruyor. Temel motivasyon iş kurmak. Ağırlıklı olarak güzellik merkezi açıyorlar. Belgeselin merkezinde olan Anna, Rusya’ya dönünce güzellik salonu açtı mesela.
Anna
Kimi müşteri gösteri yapmayı da seviyor. Belgeselimizde yer alan Faik Bey böyle biri. Kimi müşteri de daha yakın ilişki, hatta cinsel ilişki kurma sürecine daha hızlı gidebilmek için hediye alma yoluna başvuruyor. Çünkü kadınlar isterlerse dışarıda müşterilerle birlikte olabiliyorlar. Güzel bir kadınla bağlantıda olmak, onun senin telefonunu hemen açması, bunun etrafındakiler tarafından görülmesi bazı erkekleri tatmin ediyor. Normal şartlarda aynı masada bile oturamayacağı kadınlara çok hızlı biçimde ulaşabiliyor bu mekanlarda erkekler. Hediye de bu işi hızlandırıyor. Etrafında bu kadınları görmek, onlarla aşkı çağrıştıran ilişki kurmak ona yetiyor bazen de.
- İnci Taneleri gibi dizilerden sonra pavyona olan ilgi daha da mı arttı?
Arttığı söyleniyor. Ama asıl etki fiyatlar üzerine olmuş. Eski gazino dünyasında olduğu gibi, sanatçıya verilen para işletmeyi zorlar, rekabeti arttırır. Turistik gazino dünyasında kimi dansçıların daha popüler olması kızlar arasında rekabete sebep oluyor. Bu da fiyatları arttırıyor, artış piyasaya yansıyor. Müdavimler bu sebepten eskisi kadar gelemiyor. Bu da müşteri profilini değiştirmiştir.
|
Yapımcı, yönetmen, senaryo ve proje tasarım: Sami Öztürk Kurgu: Esra Çepnili, Taha Bayramoğlu Görüntü yönetimi: İlyas Hayta |



