Saatli maarif takvimi
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Saatli maarif takvimi

Yeni yıldan bir şey ummuyorum. Yeni yılda hayatın kederlerini aralayan dostluklarla sarmalanmanızı, dayanışmayı, ikinci şans kitabından alıntılayarak “her seferinde yeniden oyuna dönebilecek, yeniden deneyecek gücü bulabilmenizi” diliyorum

Saatli maarif takvimi

“Siz ölçüsü olmayan ve ölçülemez olan zamanı ölçmek istersiniz. Zamanı kıyısında oturup akışını izlediğiniz bir ırmağa dönüştürmeyi seversiniz. Ancak içinizde zamansız olan, yaşamın zamansız olduğunun farkındadır. Ve bilir ki dün, bugüne kalan bir anıdır ve gelecek de bugünün bir düşüdür.”

- Halil Cibran

Siz bu yazıyı okurken uğurlamış olduğumuz yıl, hem bireysel hem toplumsal açıdan berbat bir yıldı demek durumundayım.

Ama bitemeyenlerden, gidemeyenlerden mustaripken, hiç değilse yılın bitmesi bir teselli.

Bireysel olan dertlerim, kaçınılmaz olana, yazgımıza dair, ölümün, kaybın ağır ama tevekküllü kederi.

Halimi soran olunca “keder önce yakama yapıştı, tam unuttuğumu sandığımda kulağıma bir şeyler fısıldayıp durdu, sonra zamanla yüreğimin tam ortasında kendine bir yer açtı.

Günlük oyalanmaları onun etrafına teyelleyip tutturmaya çalışıyorum, sonra bir bakıyorum bazı dikişler atıyor, bazıları yeni bir desen oluyor” diyorum.

Toplumsal dertler ise insan eliyle yaratılan felaketler silsilesi.

Her şey geçse bitse dahi hiçbir zaman geçemeyecek, zamanı ortasından yaran, “onlardan önce, onlardan sonra” diyeceğimiz, tüm hikâyeyi tuzla buz eden şeyler.

Onlar kim mi? Onlar zorbalar.

Zorba kim; vermek istemediğiniz şeyleri sizden zorla alan, kadın olmayı, çiçek olmayı, hayvan olmayı, çocuk olmayı tekinsizleştiren, illaki yok etmeyi, yok olmasını arzu ettiğimiz kişiler.

Bize bir gün anlatacak bir hikâye bırakmayan çok ağır bir yıkım süreci yaşıyoruz.

Geçmişi tarumar etmekteki tutarlılıkları bize bir gelecek bırakmamak kararlıklarını da gösteriyor.

İçimi kemirip duran endişe ve sıkça yakalandığım öfke dalgaları, beni de başka bir şeye dönüştürüyor.

Akademisyen kimliğimin benliğime kattığı, serinkanlı, sağduyulu, sözün özüne, az konuşmaya güvenen biçem, daha ilkel, en fenası işe yaramayacak söylenmeleri ve öfkeleri sızdırıyor.

Ama bazılarımız dertleri benim gibi, bireysel ve toplumsal diye ayıracak kadar da şanslı olamıyor.

En büyük derdi, toplumsal şiddete uğramış mahpustaki oğlu olan yaşlı, çok zayıf, çok kederli kadın hastam düşüyor aklıma.

Omurgasında infeksiyon var, bir türlü iyileştiremiyoruz.

Tütünü bırakamıyor, tedavilerini sürekli yarım bırakıyor.

Onu ve ailenin tüm kederini omuzlamış olan kızı, annesi “benim oğlum hapiste” dediğinde içerliyor, anlatmasını istemiyor.

Çünkü evi geçindirdiği ekmek parasını bir kamu kuruluşunda çalışarak kazanıyor.

Neyse ki, aile olmak meselesi zihinsel zaman makinemde dört dönerken, bir kitapla karşılaşıyorum.

İkinci Şanslar, Stephen Greenbalt, Adam Philips.

“İlk şans ailedir, zoraki oyundur. İkinci şans ise kaybın ve yenilginin telafisini, geçmişe ve geleceğe eş zamanlı duyulan bir özlemin doyumunu içerir.”

Annemin ve abimin kaybından sonra, pırı pırıl zihnine, yaşından çok daha genç olan bedenine rağmen, ölümünün gelmesini sakince bekler gibi hiç kıpırdamadan duran babamı konuşturmaya, anılarla teskin etmeye uğraşıyorum.

Neleri hatırlayabildiğini, neleri tümüyle sildiğini merak ediyorum.

Klasik müzik dinliyor, önüne dizdiği gazeteleri okuyor, biraz haberlere bakıyor.

Annem, kendisinin ardından bu denli üzüleceğini görse inanır mıydı?

O kuşak için evlilik ve çocuk sahibi olmak da ülkenin omuzlarına yükledikleri pek çok görevden biriydi.

Onları birbirlerine bağlayan gönüllü bu esaretin zincirlerini kırmaları olanaksız mıydı yoksa kırmak akıllarından hiç mi geçmedi diye düşünmeden edemiyorum.

“Bir zamanlar bu ev, annemin sofraları neşeyle dolardı” diyorum babama

Abimin mezarından söz açıyorum, çünkü gerçekle bağını koparmasın istiyorum.

Hafifçe gülümsüyor.

Bir an önce gitmemi bekler gibi bir huzursuzluğu var, hemen kederinin içine çekilmek ister gibi...

Annemin koltuğunun başucunda duran saatli maarif takvimin yerinde olmadığını fark ediyorum.

Son zamanlarda, ben ve kardeşim bulunması giderek güçleşen o takvimin peşine düşer, bulunca birbirimize sevinçle haber eder, anneme yeni yıl hediyesi yapardık.

Yemek tarifleri, tarihte o güne denk düşen önemli olaylar, doğanın devinimlerine dair notlar ve yemek tarifleri.

Evde, annemin duyacağı ve göreceği yerlerde duran iki kocaman duvar saati vardı.

Saat başlarında “ding dong” diye bir ses çıkarırdı.

Bunları anımsamak içimi tatlı bir ürpertiyle dolduruyor.

Anılar yalnızca geçmişimizi değil, bizi, kim olduğumuzu da şekillendiriyor.

Şimdi, benliğimi yaşamımdan eksilenlerin özlemiyle doldurduğum, onlarla ilgili her şeyi anımsamaya gayret ettiğim bu yıl, yeni yılı memleketten de uzakta selamlayacağım.

Beni yeni başlamakta olan bir yıla ısıtan iki anı var.

Biri, saatli maarif takvimi ve annemin saatleri.

Öteki, hemen yeni yılın ilk günü annemin sofrasında toplanıp içtiğimiz arabaşı çorbası.

Biz çocukken, daima çok soğuk kış gecelerine denk gelen yılbaşı gecesi, kocaman bir sofrada toplanırdık.

Kaşığa önce beyaz, peltemsi hamuru koyup sonra hindi etinden yapılan unlu, salçalı, baharatlı çorbaya daldırırdık.

O hamuru ağzımızda dağıtmadan, çok sıcak çorbayla birlikte ağzımızdan, boğazımıza sonra yemek borumuza kaydırırdık.

Aileye dahil olacak yabancılar için o çorbayı içebilmek mahareti bir sınamaydı.

Alışık olmayanlar hamuru çiğnemeye kalkıp, mideleri bulanınca, bu acemilik bizi çok güldürürdü.

Şimdi daha önceki yıllarda kötü anıları silmeyi beceren bilim insanları, beyin için bir tamir atölyesi hayal ediyor.

Beyindeki zihinsel zaman makinesinin gücünü anlamanın yolunu arıyorlar, böylece bizi manipüle eden anılara bizim de müdahale edebileceğimizi öngörüyorlar.

Nörobilimci Steven Ramirez, kayıplarımın acısına rağmen beni teskin eden bu hoş anılar gibi olumlu anılarla vakit geçirmenin, beyindeki hücreleri, biyolojimizi nasıl olumlu etkilediğini gösteren bir proje yapıyor.

 "Bir Hafızayı Nasıl Değiştirirsiniz: Bir Nörobilimcinin Geçmişi Değiştirme Arayışı" adlı kitabında, farelerin beyinlerindeki anıları bulup yeniden etkinleştirmeyi amaçlayan projeleri anlatılıyor.

Hafızayı kontrol edebilmek yeteneği biyolojik bir süreç ise ki öyle gibi anlaşılıyor, depresyon, Alzheimer gibi pek çok hastalık sağaltılabilir.

Aynı nehirde iki kere yıkanmak mümkün olmasa da hep aynı nehirde yıkanmak ikinci bir şans olabilir.

Ülke gerçeği, hayatla aramızdaki dikenli bir tel gibi.

Yeni yıldan bir şey ummuyorum.

Yeni yılda hayatın kederlerini aralayan dostluklarla sarmalanmanızı, dayanışmayı, ikinci şans kitabından alıntılayarak “her seferinde yeniden oyuna dönebilecek, yeniden deneyecek gücü bulabilmenizi” diliyorum.

“Zamana borçlu olduğumuz tek şey yaşamdır.”

- Clarice Lispector

İlgili İçerikler