"Dünyaya bağlandıkça köklerini yitiren bizler ağaç tepelerine sarılıyoruz."
Carl Gustav Jung, Dışa Bakan Rüya Görür, İçe Bakan Uyanır
İlk kez yaz bitti diye çok seviniyorum.
Bu yazın kurak ve sıcak yazların yalnızca başlangıcı olduğu ve gelecek konusundaki karamsarlığımdan değil, seçim sonrası adını koyamadığım bana yabancı o yılgınlık da direncimi düşürdü.
Nasıl bu şekilde hipnotize olup umutlanabildiğimi çözmeye ömrüm yetecek mi bilmiyorum.
Mecburcu eli oynayıp kaybedilmiş bir kumardan sonra, üzerine dayak yemişim gibi ağır bir bozgun.
Kandırılmışlık hissi ve gerçekçilik diyemeyeceğim bir umutsuzluk yakama yapıştı.
Belki bu da Jung'un bir soruya cevaben söylediği gibidir:
"Bazı meseleler ömürden uzun sürer."
Bir yandan gelecekle ilişkili karamsarlığım beni ele geçirmesin diye gündelik hayattaki çabalamalarımı artırıyorum.
Neyse ki eylül sabahlarının serinliği, koşar adım uzaklaştığım yazın nefes tutuşturan alevini biraz olsun söndürüyor.
Eylül, benim yaşadığım gri şehire bile yakışıyor.
Sabahları yürümeye indiğim bir avuç yeşilliğin etrafında dizi dizi yükselen beton kulelerdeki süslü evlerin pencerelerine vuran güneşe yeniden göz kırpıyorum.
Biz Ankaralılar, adres tarif ederken şehirdeki ünlü yapıları kerteriz alırız.
Atakule'yi biraz geçince eskiden gecekonduların olduğu alanlardan upuzun yükselen binalardan birinde yaşıyorum.
Akşam güneş batarken elimdeki telefonun kamerasıyla güneşi hizalayıp bina aralarına sıkışmış tuhaf gün batımı kareleri kaydediyorum.
Ağustosun son günleri Kaz Dağları'nın eteğindeki pastoral bir köyde yapılan bir sanat festivaline katıldım.
Salgının Seyir Defteri adlı kitabım için imza günü ile biten, salgınlar, yerküre ve aşı ilişkili bir söyleşi yaptık.
Demirciköy; yalın, az ellenmiş bir köy olarak, dağın yamacındaki diğer köylerden farklılaşıyor.
İnsanların yaşadıkları şehirleri kadim köylere taşıyıp, oralardan da taşmalarına, güya çok önemli bir vazgeçişle arkada bıraktıkları şehirlere benzetivermelerine hiç anlam verememişimdir zaten.
Köyün yerleşik halkı, önce festivali düzenleyen, kendisi de ressam olan ev sahibesinin ünlü ressamların tablolarının da bulunduğu sergisini ilgiyle gezdiler.
Çoğu henüz ileri yaşta olmamasına karşın ellerinde baston ya da yürüyüşlerinde eklem hasarının izleri vardı.
Romantize edildiği gibi köy hayatı insanın ömrünü uzatmıyor.
Sağlıklılık konusunda köylerde yaşayanları, tüm laboratuvar değerleri tanımlanmış sınırlar içinde olsun diye dert eden şehirlilerden farklılaştıran yalnızca "kabullü" olmaları.
Sağlık sorunları alarm vermedikçe uzlaşıp idare ediyorlar.
Beni salgından biliyorlar, "Covid doktoru" diyorlar.
Aşı konusunda kafaları epeyce karıştırılmış ama bana güven duydukları için söylediklerimi ilgiyle dinlediler ve kavradılar.
Dağın karşı yamacında, yine hoca dedikleri uzak bir ülkeden gelip yerleşmiş, aralarına pek karışmayan birinden söz ettiler.
Ama ona İstanbul'un zenginleri geliyormuş.
O yoga, meditasyon ve kişisel gelişim hocasıymış.
Ona gelenler neredeyse üç ayda bir tekrar, tekrar geliyorlar, köyü, dağı dolaşmadan hocanın yanına gidip orada duruyorlarmış.
Muzipçe "O hoca iyileştiriyor olsa bir daha, bir daha niye geliyorlar ki" diye dedikodusunu yaptılar.
Kalan birkaç sabah, keçilerin, kazların yamaçtan usulca yükselen gün doğumuna karışıp salındıkları ormanlarda yürüyüş yapınca neredeyse bu kışa yetecek kadar dinlendim diye hevesleniverdim.
Çok uyumamı ve iyi uyumamı oksijen fazlalığına bağlayan köy halkının söylediklerine onlara katılmış gibi gülümsedim.
Yüksek yerlerde oksijen basıncının daha düşük olduğunu, onun da uyuklamaya yol açabileceğini söylememiş olmamı, salgındaki karşılıklı etkileşimlerden olgunlaşmış olmama bağlıyorum.
Şehir ve çalışmak beni bir girdap gibi yutuveriyor.
Akademideki ekibin özenle fiziksel iş yükümü hafifletmeye çalışmasına karşın nedendir bilmiyorum, işlerim azalacağına çoğalıyor.
Çok çalışmak ve fazla çabalamanın tüm boşlukları kapatma arzusundan taşmış olma ihtimali vardır.
Derinlemesine edinilen uzmanlık meselesini çok abartıp vazgeçilmezlik algısına kapılmış olmak fikri beni ürkütüyor.
Yoksa o köydekilerin işaret ettiği gibi hep bir şeyler çalışmak ve anlatmak zorunda kalmam, muzipçe bir yoruma mı müstehak?
Başıboş avare eylül günlerine umarsızca muhtaçken, yalnızca ustalıklı bir tembellik için emekli olmak isteğim ağır basıyor.
Eylüle ve işlere koyulmak üzere hastanede odamın olduğu koridora girdiğimde sinik bir telaş fark ediyorum.
Ekibimizin değerlisi, tüm salgında bölüme sayısız teşekkür aldıran, nefessiz çalışanımız, bu yıl ki iznini dahi kullanamadan hastalanmış.
Tetkikler hızla tamamlanılıyor.
Konuşmaya ürperiyoruz.
Yaşatmak telaşından ölümlülüğümüzü unutmuş gibiyiz.
Zorlu bir teşhis olasılığı yanıbaşımızda beliriyor.
Tüm soğukkanlılığımla elini tutuyorum, korkulacak bir şey var ama... Diyorum.
Gözlerinden iki damla süzülüyor, elimi sıkı sıkı kavrıyor.
"Eve gideyim, annem-babam endişelenir" diyor.
"Hepimiz, ama en çok sen korkuyorsun. Hepimiz ama en çok sen üzülüyorsun çünkü korkulacak, üzülünecek bir şey ama bu senin başına geldi, o yüzden başkalarını düşünme artık" diyorum.
Alınan doku örneğini koridorun diğer ucundaki eşsiz patologlardan birine gönderiyoruz.
Çok nadir bir kanser teşhisini 36 saatte koyuyor.
İlk beliren kuvvetli olasılıktan çok daha umut verici bir sonuç.
Çünkü bu hızlı teşhis ile birlikte yapılabilecek çok şey var.
Hatta başlangıçtaki yol tıkansa dahi olasılıklar tükenmeyecek ki, bu umutlu bir şey.
Demek ki salgın sırasında kavrayıp tekrarlayıp durduğum gibiymiş:
"Mucize yalnızca felaketin öbür yüzü."
Hemen yanıbaşımdakilere dönüp soruyorum:
"Sizce dünden ya da yarından başka bir zaman var mı?"
Duraksıyorlar:
"Yok diyorum, şimdi diye bir şey yok. Yalnızca dünün yarına değdiği bir an var."
İyi ki zamanı icat edip mevsimlere, aylara bölmüşüz.
Zamansızlıkla nasıl baş ederdik ki...
"Ölüm bizi ayırıyor, benim ölümümse bizi birleştirmeyecek."
Simone de Beauvoir
|
Esin Şenol kimdir? Esin Şenol, lise eğitimini TED Ankara Koleji'nde tamamladıktan sonra, tıp eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 1987 yılında tamamlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda Araştırma Görevlisi olarak uzmanlık eğitimine başlamıştır. Aynı anabilim dalında 1992 yılında ihtisasını tamamladıktan sonra uzman olarak göreve başlamış, 1995 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent, 2003 yılında da profesör unvanlarını almış ve 2009-2013 yılları arasında anabilim dalı başkanlığı yapmıştır. 1999 yılında Tufts University, New England Medical Center, Boston/MA'da "Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi"nde Research Fellow (Araştırma Asistanı) olarak çalışmıştır. Halen kanser hastalarının infeksiyon izleminde konsultan olarak görev yapmakta ve bu konuda araştırmalarını sürdürmektedir. Prof. Dr. Esin Şenol, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları Ve Klinik Mikrobiyoloji Anablim Dalı Öğretim Üyesidir. Ayrıca bağışıklama ve özellikle erişkin aşılması ile ilgili çalışmalar yürütmekte olup, Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye'deki ilk "Erişkin Aşı Merkezi" kurmuştur. 2013 yılında KLİMİK (Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları) Derneği alt grubu olarak, Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu (EBÇG) kurmuş ve halen başkanlığını yürütmektedir. Ayrıca; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Komite (2005-2007), Gazi Üniversitesi Akademik Değerlendirme ve Akreditasyon Ofisi (GÜADEK) –Kurucusudur (2005-2007). Gazi Üniversitesi - Avrupa Üniversiteler Birliği ve Bolonya Süreci Kurucusu (2005-2007) ve Febril Nötropeni Derneği Genel Sekreterliği (2005-2011) yürütmüş olduğu diğer görevlerdir. TTB_Pandemi Çalışma Grubu üyesidir. ATO Onur Kurulu Üyesi olarak çalışmıştır (2020-2022). ATO-Yönetim Kurulu Üyesi (2006-2008) olarak çalışmıştır. Halen T24 ve Birgün Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır. Yabancı dili İngilizce olup evli, 1 çocuk annesidir. Dünya Kitle İletişim Vakfı tarafından gerçekleştirilen 31. Ankara Uluslararası Film Festivali (3-11 Eylül 2020) ve 32. Ankara Film Festivalı (4-12 Kasım 2021) Düzenleme Kurulunda yer almıştır. 33. Ankara Film Festivalı (3-11 Kasım 2022) Düzenleme Kurulundadır. İlgi alanları, sinema, yelken ve edebiyattır. |


