Bundan tam 102 yıl önceydi, 1923 sonbaharı idi. Almanya’da enflasyon artık hiperenflasyon aşamasına gelmişti. Ödeme aracı olarak çoğunlukla Mark yerine büyük ödemeler için altın, küçük ödemeler için sigara gibi ürünler kullanılıyordu.
İşsizlik yaygındı, alınan bazı önlemlere karşılık üretim artmıyordu. Çünkü aynı anda enflasyonu düşürmek için sıkılaştırıcı önlemler de alınıyordu. Komşularla, özellikle Fransa ile savaş tazminatı nedeniyle ilişkiler gergindi.
Bu ortamda 1918’de başlayan Weimar Cumhuriyeti hükümetleri, ki demokrat merkez partiler oluşturuyordu, ülkeyi zorluklarla yönetmekteydi. Bunu gören diğer partiler hükümete giden yolu açmak için değişik hamleler yapıyorlardı.
Bu hamleleri en çok eski Alman İşçi Partisinden dönüşerek 1920’de kurulmuş olan Nazi Partisi (Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Partisi) yapıyordu. Lideri A. Hitler idi. Üyelerinin önemli bölümü asker olan bu parti, silahlı gösterilerden bile çekinmiyordu.
Bir yargıç, bir karar
Nazi Partisi 8 Kasım 1923’te Bavyera eyalet Merkezi Münih’te eyalet hükümetini devirme planı yaptı. Devrilen hükümet yerine kendi hükümetini kurmayı kararlaştırdı. Açıkça Hitler önderliğinde darbe yapacaklardı. Moorhouse (2017).
Eyalet hükümetini devirdikten sonra, Münih’ten merkezi hükümetin olduğu Berlin’e, diğer şehirleri de ayaklandırarak yürüyecekler ve merkezi hükümeti de devireceklerdi.
Böylece tüm ülkenin yönetimini ele geçireceklerdi.
Uygun zaman 8 Kasım idi. Çünkü o akşam üzeri Bavyera Eyaleti Hükümet Başkanı Gustav Ritter von Kahr bir bira salonunda (Bürgerbreükeller) vatandaşlara hitap edecek ve sorularını, sorunlarını dinleyecekti.
Plana göre, Başkan Kahr bu salonda tutuklandıktan sonra Münih’teki eyalet resmi dairelerini işgal edeceklerdi. Ancak, bu eyleme yasal bir destek de gerekir diye düşündüler. Aradılar, sordular ve bir yargıç buldular.
Bu kişi Theodor von der Pfordten’di ve Bavyera eyalet mahkemesinde yargıç idi. Kendisi ile konuştular, darbelerine bir yasal dayanak gerektiğini söylediler. Pfordten heyecanlandı, mahkemeye gitti, aşağıdaki kararı yazdı ve altına da imza attı.
“Bavyera Eyaletinin yasal hükümeti, Nazi Partisinin ve lideri Hitlerin kurduğu hükümettir.”
Kendisine sordular: “Bu yeterli olur mu, başka imzalar gerekmez mi?” “Elbette yeterli olur. Ben eyalet mahkemesinin yargıcıyım. Sizler Berlin’e giderken başka yargıçlar da buluruz ve benzer kararlar alırlar.”
Artık Nazi kalkışmasının bir “hukuk” dayanağı vardı. Zaten ekonomik dayanağı vardı; yüksek veya hiper enflasyon ve işsizlik. Bunlarla sosyal yapı da çöküyordu.
8 Kasım akşam üzeri önde Hitler ve partinin diğer ileri gelenleri, arkada 600 kişilik silahlı SA (SturmAbteilung) gücü olmak üzere bira salonuna doğru yürüyüşe geçtiler.
Pfordten elinde kendisinin yazıp imzaladığı kararı içeren kağıdı sürekli sallıyordu. “Eylemimizin hukuki temeli var, işte kanıtı” diyordu. Yolda silahlı SA gücünü alkışlayanlar da oldu.
Bira salonuna vardıklarında SA gücü salonun etrafını sardı, Hitler başta olmak üzere diğer ileri gelenler salona girdiler. Hitler, birçok eylemlerini yasaklayan Başkan Kahr’ın yanına kızgınlıkla gitti, ancak gürültüden ne dediği anlaşılmadı.
Bunun üzerine tabancasını çıkarıp tavana ateş etti. Milli devrimin başladığını ve Kahr’ın tutuklanacağını söyledi. Elinde de “yasal eylem”in kanıtı olan yargıç Pfordten kararı vardı.
Kahr o geceyi Nazilerin gözaltında geçirdi. Güvenlik güçleri de gece müdahale etmedi. Ertesi gün yaklaşık iki bin kişilik Nazi topluluğu “milli devrimi” kutlarken, güvenlik güçleri müdahale etti, 15 Nazi taraftarı ve dört polis yaşamanı yitirdi.
Bunun üzerine Hitler kaçtı, kendisini kırsal bölgede sakladılar. Hitler, verilen güvencelerle iki gün sonra geri döndü, yargılandı, vatana ihanetten hapse atıldı. Ancak Hitler bu süreci hem partisinin hem kendisinin propagandası için kullandı.
24 gün süren duruşmalarda devleti ve hükümeti eleştirdi, kendi çözüm önerilerini, “milli devrim” heyecanını anlattı. Taraftarları içeride ve dışarıda hep destek verdiler. Beş yıla mahkum olan Hitler, yalnızca 9 ay içeride kaldıktan sonra serbest bırakıldı.
Hitler hapiste iken Kavgam (Mein Kampf) kitabını yazdı. Yazma sürecinde partinin önde gelenlerinden, özellikle Rudolf Hess’ten çok yardım gördü.
Yargıç kararı ve etkileri
Hitler’e ve taraftarlarına göre bu eylemle kazanılan, kaybedilenden çok daha fazla idi. Bir yargıcın kararıyla darbe girişimine yasal bir dayanak bulmuşlardı. En önemlisi de şuydu:
Hiçbir dayanağı olmayan, hiçbir tutarlı gerekçesi olmayan bir yargıç kararıyla hem eyalet devleti, hem merkezi devlet zayıflatılmıştı. Bu devlet bu hırpalanma ile daha sonraki eylemlerde daha kolay yıkılacaktı.
Bu hikayeyi bu nedenle yazdım. Hedefi ve amacı ne olursa olsun, devletin hukuk yapısıyla uyuşmayan bir yargıç kararı, Hitler ve taraftarlarının söylediği gibi, öncelikle devleti, hukuk sistemini ve bunlara olan güveni zayıtlatır, çökertir.
Yukarıda örnek olarak aldığımız ülke Almanya. Bu ülkede yargıçları, mahkemeleri de içine alan devlet karşıtı eylemlerle sonuç Nazi iktidarı ve tüm dünya için getirdiği yıkımlar oldu. Türkiye ve başka ülkelerde de sonuç farklı olmaz.
Bazı yargıç ve mahkeme kararları CHP’yi veya başka partileri hırpalama amacıyla alınmış olsa da, bu kararların asıl olarak hırpaladığı, çökerttiği devlettir.
Tutarsız ve dayanaksız kararlar alan yargıçlar ve mahkemeler konunun bu yanını düşünüyorlar mı acaba? Bilemeyiz.
Bazen bir devlet içindeki bazı grupların aynı devlet içindeki başka grupları hırpalamak için devleti yıpratan kararlar aldıkları söylenir. Eğer Türkiye’de durum böyle ise yine çok vahim.
Sonuç olarak, iktidarları veya grup çıkarları uğruna devleti hırpalayan ve çökerten kararlar alanlar sonunda devletin enkazı altında kendileri kalırlar.
Bir not: T24’te yazmaya Eylül 2021’de başladım. Tam 4 yıl olmuş. 188 yazı yazmışım. Yazdıklarım salt iktisat içerikli olur diyordum. Ama, Türkiye için hep birlikte duyduğumuz kaygılar nedeniyle, iktisatla ilgisi ancak dolaylı olan konulara da giriyorum.
Kaynaklar
Moorhouse, Dan (2017) The Munich Putsch. Wayback Machine.


