Bir kıspet meselesi…
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Bir kıspet meselesi…

Bir tweet attım ve ortalık karıştı. Her şey aklıma gelirdi de yağlı güreş otoritesi olacağım, sonra da buradan linç yiyeceğim aklıma gelmezdi. Bu sene Kırkpınar’da TRT’den yorumculuk teklifi bekliyorum. Madem kıspet meselesi bu kadar önemli, azıcık anlatayım madem…

Bir kıspet meselesi…

Efendim, iki gündür bir kıspet meselesidir aldı başını gidiyor. Baktım ki iş “milli” bir meseleye dönüştü, dedim “Bari oturup yazayım ben bu işi.” Zira İran’ı anlattım, bu kadar ilgi çekmedi.

(Ayrıca meseleye dair birkaç sosyolojik gözlemim de var, onu da en sona saklıyorum.)

Önce meseleyi özetleyeyim: Fethiye’deki yağlı güreşlerde Kırkpınar altın kemerli başpehlivan Ali Gürbüz rakibiyle güreşirken rakibinin kıspeti bel kısmından aşağıya kayıyor. Hakem de bu durumu fark edip işaret edince, Ali Gürbüz centilmence bir hamleyle kıspeti yukarı doğru çekiyor. Bunun üzerine rakip güreşçi de söylenerek kalkıp er meydanını terk ediyor.

Sosyal medyadaki haber siteleri de kalkıp giden güreşçiye “öfkeleniyor.” Haberi hemen her haber mecrası paylaşıyor, paylaşırken de “rakibin tuhaf hareketleri tepki çekti” diye veriyorlar. Yani “Adam sana iyilik etti, kıspetini düzeltti. Sense adama bozuk atıyorsun” diyorlar bir nevi.

Ben de bunu görünce dayanamadım ve haberlerden birini alıntılayıp, o anki ruh halimin de etkisiyle şöyle bir paylaşım yaptım:

“Allah’ım her şeye bu kadar ilgisizlik, bilgisizlikten öleceğim en sonunda. Haber metni ayrı hatalı, yorumlar ayrı. Kıspet düşer veya yırtılırsa yenik sayılırsın zaten. Kıspetin düşer, rakibin düzeltir, bir de güreşe devam etmek isterse hakaret sayılır. "Bitti" diyor adam. "Bitti ve yenildim." Gayet gururlu bir davranış. Düşmemişti diye itiraz da edebilir. Hakkı. Yani ne tepkisi "garip" ne de kıspetin düşmesiyle güreşin bitmesi.”

Yazıya konu olan X paylaşımı

Meğer halkımız kıspet ve yağlı güreş konuşmak istiyormuş. Sen misin bunları yazan! 2 bin küsur “beğenme…” 1 milyona yakın görüntüleme… Hakaretler, övgüler. Karıştı ortalık.

Bilsem, ben hiç uğraşmazdım koca İran tarihiyle filan.

Bunların dışında “Her şeyden de anlıyorsun maşallah” diye laf sokanlar mı ararsınız… Beni okuduğumu anlamamakla itham edenler mi… Hiç kızmıyorum. Haklarıdır. Eleştiri duymak istemiyorsan sosyal medyaya bulaşmayacaksın. (Ama sosyolojik gözlemime geleceğiz, o ayrı.)

Neyse, durum böyle olunca dedim ki, madem halkımız bu kıspet işini merak etti, azıcık anlatayım. Demek ki böyle bir içeriğe rağbet var.

Kıspeti anlatmadan önce… Siz de “Eray ya, bunu nereden biliyorsun” diye merak buyurduysanız hemen söyleyeyim: Baba tarafım Edirneli ve çocukluğumda yaz aylarım orada geçti. Kaç kez Kırkpınar zamanı Sarayiçi’ndeydim, hatırlamıyorum bile.

Bir de rahmetli dedem, hiçbir spora değil ama yağlı güreşe pek meraklıydı. İzlerken de bana detayları anlatırdı. “Bak evladım bu paça kazık oyunu”, “Bak evladım burada kasnaktan yakaladı” diye…

Hatta beni de güreştirmeye niyetlendi bir sene. Ben zayıflıktan iç organlarım görülür bir kilodayım. Utanıp kaçtım.

Biz dönelim kıspete. “Kıspetin iyisi manda derisinden olur” derdi dedem. Biraz bakındım, doğru ama çok eskiden öyleymiş. Zira manda derisi kıspet yağı da yiyince 10-13 kilo çekiyormuş. O yüzden şimdilerde hafif olsun diye dana/keçi derisi ve hatta başka malzemelerden yapılıyormuş. Yeni kıspetler 3 kilo civarındaymış.

Peki, bu yırtılma/düşme meselesi nedir? Yazdığım şey doğru. Kıspetin “avret” yerlerini gösterecek çıkarsa yahut yine oralara kadar yırtılırsa yenilmiş sayılıyorsun. Zaten Ali Gürbüz’ün rakibi de (önce gürültülü bir yerde izledim videoyu) “Kardeşim düşmedi kıspetim. Ama siz düştü gibi çekiştirirseniz, yenilmiş oluyorum” diyerek itiraz ediyor. (Ali Gürbüz’ün hiç suçu yok, o güreşe devam etmek istiyor zaten.)

Ama yani, çok afedersiniz kıçınız açılırsa yeniliyorsun. Burası kesin.

Yok diyelim ki, kıspet yırtıldı ama paçadan dize kadar olan kısım yırtıldı. O zaman güreş devam ediyor. Hatta derler ki, bu sporun yani yağlı güreşin en büyük iki efsanesi Kurtdereli Mehmet ile Koca Yusuf’un mücadelesinde Kurtdereli’nin kıspetinin paçası Yusuf’un elinde kalmış. Manda derisi kıspetin yırtılması olacak iş değil. Herkes şaşırmış. Kurtdereli de tabii… Yusuf o kadar kuvvetli.

Hani yani “Kıspet namustur” demiyorum ama ona yakın bir şey… Eskiler abdestsiz giymez, ilk kıspetlerini ustalarından aldıklarında iki rekat da namaz kılarlarmış.

Dolayısıyla -yine çok afedersiniz- güreş esnasında kıçınızdan çekilip alınacak, siz de hiçbir şey olmamış gibi kıspeti düzeltip güreşe devam edeceksiniz… Böyle bir şey mümkün değil.

Kıspetin pek tabii ki en önemli özelliği de bel ve paçalarının sımsıkı bağlanması. Paçalar zaten dardır, bir de iple bağlanır. Öyle kolay kolay düşmez anlayacağınız. Niye öyle? Pehlivanların her yeri vıcık vıcık yağ… Tutacak tek yer bel kısmıyla paça da o yüzden. Rakibinizi bir belden bir de paçadan yakalayabilir, bir de üstüne ayağa kalkabilirseniz güreşi kazandınız sayılır. Ya iki adım atacaksınız ya sırtı üstüne “açık düşüreceksiniz”, işlem tamam. Maç sizin.

Bel kısmında iç taraftan geçirilen bir ip var. İşte buraya “kasnak” deniyor. Kasnak ipi de rakibin eline gelmesin (tutamasın) diye üzerinden birkaç kat deriyle geçiliyor. Dikkat edin, kasnaktan elini sokan pehlivan hemen yumruk yapar. O kadar sıkıdır ki, o yumruk belden çıkmaz. (Yine dedemden bir bilgi.)

Kıspet yıkanmaz da. Yıkanırsa, kurursa bozulur. Ara ara yağlanır. Kıspeti eline alan pehlivan kasnak kısmını öper ve sonra giyer. (Eski geleneklerden.)

Zembil

Bir de çok ilginçtir, hasır bir sepette saklanır ve taşınır kıspet. Bu sepete de “zembil” denir.

Son olarak kıspetlerin arka kısmına da ya bir “Bismillah” ama yine eskilerde o pehlivanın ustasının ismi zımbalarla işlenir.

İşte kıspetin hikayesi böyle. Artık herkes rahatlamıştır umarım.

Gelelim benim bu paylaşımıma gelen cevaplara dair gözlemlerime…

Bir kere herkes her şeyi çok ciddiye alıyor. Ciddiye almak da değil bu. Cinnet sınırında bir öfke birikimi var insanlarda. İnsan kıspet için kavga eder mi yahu? Delirdik ama haberimiz yok sanırım!

İkincisi, herkes fikrine aşık. Yahu ben de başaltında güreştim de oradan biliyor değilim. Yanlış söyledim belki. Zaten ne diyorum: “Gazeteciler böyle şeyleri ‘Rakip güreşçi de tuhaf tuhaf hareketler yaptı’ diye haberleştireceğine bir zahmet bakıversin bu işin kuralına. ChatGPT var, iki saniyelik iş. Kendi mesleğimle ilgili de eleştiri yapmayayım mı?

Üçüncüsü, bu sosyal medya “kabalığı” olacak iş değil. Beğenmedin bir şeyi diyelim. Onu karşındakinin yüzüne çamur gibi niye fırlatıyorsun? “Okuduğunu anlayamıyorsun sen galiba” demiş biri misal… Evet, 25 yıldır işim okumak, yazmak ve yazılmışı düzeltmek ama anlamıyorum. Velev ki, sahiden anlamadım. Bunu düzgün bir dille ifade etmek herhalde “zayıflık” olarak algılanıyor. Ne garip.

Son olarak da “Böyle spor mu olur”, “Yasaklansın”, “Rezillik” diyenler… Bir sonraki aşama da “Yağlı güreş yasaklansın” deyip altına ilgili bakanlıkları, emniyeti filan etiketlemek herhalde.

İzlemeyiniz efendim. Çok kolay bir yöntem. Ben hoşuma gitmeyen pek çok şeyde öyle yapıyorum. Hop, kapatıveriyorum. 650-700 yıllık gelenekle kavga edilir mi yahu? Bir de böyle her beğenmediğimiz şeye “yasaklansın” demek nasıl bir alışkanlıktır?

Yasak, yasak, yasak… Her yerimiz yasak doldu. Kılımızı kıpırdatmaya korkar olduk.

Japonların Sumo’yu dünyaya nasıl pazarladıklarını görüyoruz. Bırakın, hiçbir şey değilse bile dünyaya “ilginç” gelen gelenek de bozulmadan yaşayıversin.

NOT: Epey takipçili bir spor haberleri hesabı da haberi daha sonra tekrardan verirken, başına hiçbir sıfat kullanmadan benden alıntı yapmış. Eray Özer, iki nokta üst üste: Kıspet düşer veya yırtılırsa… Her şey aklıma gelirdi de yağlı güreş otoritesi olacağım aklıma gelmezdi. Çok güldüm. Bu sene Kırkpınar’da TRT’den yorumculuk teklifi bekliyorum.

İlgili İçerikler