Bir vakitler şehre benzemeyen bir yere kaçmak isteyenlerin yeriydi Bodrum.
Görünce büyüleniyorduk.
Memlekette bildiğimiz her yerden daha beyazdı.
Çok kişi bir gün orada bir beyaz evde sürekli yaşamak hayâliyle aklı ve kalbi orada kalarak binerdi, kıvrım kıvrım zorlu bir yola koyulacak gece otobüsüne.
Sanki o vakitler geceler bu kadar sıcak da değildi.
Patırtısız olduğu muhakkak.
Kumbahçe’de söveleri çivit rengine boyalı Mavi’de yeğenleriyle şarkı söylerdi “Amca” İlhan.
Havadaki sizi saran ılıklığa ve huzura yakışan efendi bir sesi vardı.
Henüz kaybedilmemiş bir banliyö naifliğini, alçakgönüllülüğünü (Pendiklilik) hissederdiniz o şarkılarda.
Gündüzleri çoluk çocuk bazan Torba’ya, bazan Türkbükü’ne gidilirdi. Çoğunlukla askeriye eskisi ciplerle, sarsıla sarsıla. Ama hayatından memnun olarak.
Gerçek neşeyle.
Sonra kumlara sere serpe uzanılırdı.
Ne peş peşe kıyıyı ele geçirmiş şezlonglu güneşlenme salları vardı, ne pahalı lahmacun yemek merakı.
Zaten dereden sonra yol yoktu.
İlhan Şeşen Eda’nın önünde çocuklara balık sepeti yapar, sonra onları masalcı dede gibi peşine takar, her tahtası ayrı oynayan daracık iskelenin ucuna, bırakma yapmaya giderdi.
Arada Kadir İnanır Eda’dan çıkar kısa bir volta atardı kumda. Slip mayosu ve etek uçları bel hizasında düğümlenmiş, düğmeleri açık gömleğiyle.
Bir gün, kırmızı çocuk paletleri aldı Amca küçük kızına, Melis’e.
Zeren anlatıyor, onları çok beğenince, Amca, “al senin olsun” demiş, Emel itiraz edecek olmuş ama ısrar etmiş küçük kızı.
Öyleydi çocuklar eskiden.
Ertesi gün Emel çarşıda Osman’ın deniz malzemesi dükkânında eşini bulup götürmüş Türkbükü’ne.
Sanıyorum 1986’nın Kasım’ında çıkmıştı onların ilk kasetleri.
“Bir yaz daha bitiyor”du.
Yıllar sonra ben de “çocuklar bitirir yazı” diye yazdım bir kenara.
O kaseti aldığım gün, yapımı tam bitmemiş bizim eve çıktım, Hadigari’de iki tek atıp. Yalnızdım.
Karanlık gecede kasetçaların sesini iyice açıp, kasabayı seyrederek onlara eşlik ettim:
“Bir yaz daha bitiyor
Gökyüzü bulutlandı
Dalgalar yorgun ağır
Kıyıda soluklanırlar gibi
Çadırlar söküldüler
Pansiyonlar boşaldı
Ağırlaştı yürekler
Ayrılıklar oyun gibi.”
Yıllar sonra kalenin yanına taşıdı Hakan dükkânı.
Taş duvarda, kaybedilmiş ilk Bodrum sevdalılarının fotoğrafları kalan sağlara bakıyordu.
Grup da dağılmıştı.
İlhan Şeşen soruyordu:
“Neler oluyor bize?”
Bir kış akşamı onun solo konserini Yelda’nın “kaymakam masası” diye dalga geçtiği, Hakan’ın yeni Hadigari’nin en orta yerine kurdurduğu masada dinledik cümbür cemaat.
Sonra tezgâhta yolluklar içilirken, şarkı sözlerini çok beğendiğimi söyledim ona, iyi kötü yıllarca epey metin yazmış biri olarak.
Sesi kadar yumuşak bir gülümsemeyle teşekkür etti.
Onu son görüşüm odur.
Geçip gittiğini duyunca içimde saklı eski Bodrum takviminden bir yaprak daha koptu.
İlhan Şeşen,
Belli ki çok yorulmuşsun.
Bana esmeyi anlat
Esip geçmeyi anlat.


