Ahmet El Şara, o zamanki adıyla Colani Halep üzerinden Şam’a doğru giderken, T24’teki program konuğum Esad rejiminin düşmesinin zor olacağını söylemişti. Bir kaç saat sonra emekli büyükelçi Şafak Göktürk’ten bir mesaj aldım. Esad rejiminin düşmesinin an meselesi olduğunu öne sürüyordu.
Bir kaç gün sonra, Beşar Esad’ın ülkesini terk ederek Rusya’ya gittiğine şahit olduk.
Mısır’da büyükelçi olarak görev yapan Şafak Göktürk’ün kariyerinde Ortadoğu genel müdür yardımcılığı da var.
Göktürk’ün 7 Ekim 2023’te Hamas’ın kanlı saldırısının üzerinden çok geçmeden yaptığı analizdeki öngörüler ise, tam da 7 Ekim saldırısının yıldönümünde tam isabet tutmuş görünüyor.
Çok net hatırlıyorum; 7 Ekim’den çok kısa bir süre sonra, Göktürk kapalı bir toplantıda konuşurken, Hamas’ın Gazze’den çıkartılacağı öngörüsünde bulunmuştu.
30 Kasım 2023’te İngilizce kaleme aldığı yazısında da özetle şu ifadeleri kullanmıştı:
“...ateşkes çağrıları daha yüksek sesle dile getirilecek. Bu durum, İsrail hükümetini ve Hamas'ı zor bir duruma sokuyor. Savaşın, ölüm ve yıkımın ötesinde, siyasi maliyeti de artacak. Bu çatışmanın nihai sonucu savaş alanında değil, siyasi düzlemde ortaya çıkacak. İki devletli çözüm ihtimali hakkında daha çok şey duymaya başlayacağız. Mevcut İsrail liderliği bunu istese de istemese de, ya da Filistin liderliği bu rolü üstlenebilecek olsa da olmasa da, bu artık pek de önemli olmayacak. Bu sefer, savaş değişen bağlamın bir sonucu haline geliyor, tersi değil. Gazze için savaş sonrası düzenlemeler ne olursa olsun, Hamas’ın orada bir geleceği yok gibi görünüyor. Arap dünyasında bu yönde oluşan bir fikir birliği var. Bu durum, İsrail’in bu savaştaki somut hedefini de tatmin edecek. Hamas ise kendisini daha geniş Filistin çerçevesi içinde bir siyasi rolle yetinmek zorunda kalacak. Ne de olsa Filistin meselesini tekrar uluslararası gündeme taşıyan Hamas oldu. Bu kısmi başarının bulanıklığında, Gazze’deki Hamas liderliği ve kalan savaşçıları üçüncü bir ülkeye tahliye edilebilir.”
Göktürk’ün öngörülerinin isabeti karşısında kendisiyle mevcut durumu ve budan sonrasını konuşmak şart oldu.
Dün telefonla görüştüğüm Göktürk’e göre mevcut plan Filistin sorununu çözülebilir değil, idare edilebilir/yönetilebilir hale getirmeyi hedefliyor. Hatta planın odak noktası Filistin sorununa çözüm yolu açmak değil, Gazze’de çatışmaların bitirilmesi.
Bu nedenle kısa vadede ortaya konan hedeflerle ilgili adımlar daha somut sıralanmış durumda. Bu hedefler nedir? Gazze’de savaşın/çatışmaların son bulması; İsrail’li rehinelerin serbest bırakılması, Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırılara son verilip, insani yardımların başlaması. Sancılı da olsa bu hedefler doğrultusunda sürecin kısa vadede işlemesi beklenebilir.
Orta-uzun vadeye dair süreç ise müphem bırakılmış. Planda iki devletli çözüme dair referanslar Körfez/Arap ülkelerinin kamuoylarına dönük olarak yer alsa da, bu çözüme nasıl ulaşılacağı planda belirsizliğini koruyor. Göktürk, “iki devletli çözümün olmayacağı cümle aleme gösterilse bu süreç Arap rejimleri bakımından yönetilmesi imkansız hale gelir. O nedenle de müphem ifadeler kullanılmış. O müphemlik içinde iki devletli çözüm Arapların talebi olarak orada duruyor” diyor.
Şafak Göktürk
İsrail askeri kapasitesinin sınırına dayandı
Deneyimli büyükelçinin İsrail’le ilgili tespitlerine gelince.
İsrail “tam militarizasyon” siyasetinin sınırına ve dolayısıyla sonuna geldi. İsrail askeri kapasitesinin sınırını gördü zira o kapasite ile siyasi hedefe ulaşamadığı görüldü. “Hamas’ı Gazze’den çıkartacağım” dedi ama çıkartamadı.
Göktürk’ün bir başka tespiti, İsrail’in 2006’dan bu yana devreye soktuğu “Filistin’i güvenlik/terör sorununa indirgeme” şeklindeki Gazze politikasının da sona erdiği yönünde.
Bu politika İsrail’in “bir terör/güvenlik sorunu” olarak dikkatleri Gazze’ye çekerken Batı Şeria’yı öğütmek” olarak özetlenebilir.
İsrail, Batı Şeria’nın iki devletli çözüm için kullanılamaz hale getirilmesi stratejisini perdelemek için Gazze’yi kullanıyordu. Gazze’ye müdahale edince, Batı Şeria stratejisi faş oldu. Hatta Netenyahu’nun hükümetindeki radikal unsunlar gemi azıya alıp iki devletli çözümün olmayacağını açıktan arazide göstermeye kalkınca da ABD’den veto yendi.
Göktürk’e göre Trump, Arap/Körfez ülkeleri arasında Hamas’ın Gazze’den çıkarılması, varlığını siyasi bir aktör olarak devam ettirmesi yönünde bir konsensus oluşturdu.
Büyükelçinin tahmini, Hamas’ın Filistin ölçeğinde siyasi varlığını devam ettireceği ancak Gazze’de yönetimden uzak tutulacağı yönünde.
Türkiye’nin rolü: Hamas’ın militan etkinliğine darbe
Türkiye’nin rolüne gelirsek.
Türkiye Hamas’ın bu planı kabul etmesi için resmen ikna sürecine girdi. Şimdiye kadar Hamas’ı destekleyerek, Batı Şeria’daki Filistin yönetimini gücendiren Ankara, “direniş hareketi” olarak gördüğü Hamas’ın “aktivizmini;” bu enstrümanı kendi eliyle ortadan kaldırıyor. Bir başka deyişle Ankara Hamas’ın “militan etkinliğinin” ortadan kaldırılmasında rol üstlendi-üstleniyor.
“İşte Trump’ın Arap-Körfez ülkeleriyle oluşturduğu koalisyon bu,” diye konuştu Göktürk.
Birebir ikna misyonu, ABD’nin talebiyle Türkiye ve Katar’a verildi.
Trump’a dair…
“Trump’ın bir özelliği var ki çok iyi işliyor. Hasmını olumlu manivelayla kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Bu örneği Ahmet El Şara’da gördük. Suudi Arabistan’a gitti, Şara’yı oraya çağırdı ve yaptırımları kalırdı. ‘Benimle iş yapmazsan, seni açlığa mahkum ederiz, benimle iş yaparsan bundan sen de kazanırsın ama benim söylediğim çerçevede hareket edeceksin’ demeye getirdi. Bunun ilk sonucunu da İsrail - Suriye güvenlik anlaşmaları görüşmelerinin başlaması olarak gördük.”
Bu yorumu yapan Göktürk, Trump’ın bölge ülkelerindeki yönetim yapısını da çok iyi çözmüş ve anlamış olduğuna dikat çekerek, liderlerin “ihtiyaçları üzerinden” gittiğine de dikkat çekti.
İnsan bu noktada ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın “ona meşruiyet vereceğiz” lafını hatırlamadan edemiyor. Oval Ofis’te sandalyelerin çekilmesi, iltifatlar yağdırılmasını da denklemin içine koymak gerekiyor.
Hamas’ın ikna edilmesi için Erdoğan’ı arayan Trump’ın “Ben senin için çok şey yaptım, şimdi de senin bunu yapmana ihtiyacım var” dediğini de unutmamak lazım.
Hamas’a tam destek veren Türkiye, kendi eliyle Hamas’ı zayıf düşürüyor. Çünkü askeri gücünü kaybeden örgütler siyasi güçlerini de kaybediyorlar.
ABD’den gelen bunca övgü boşuna değil. Göktürk’ün deyişiyle, iktidarın “İslamcı aktivizmi destekleme refleksi” kesilmiş oluyor.
Ben de olsam, benim dediğimi her yapanı sabah akşam övgüye boğardım.


