25 Nisan 2018

Demir kafese hapsedilmiş küçük mücevher: Orda bir çeşme var... Yakında!..

ürkiye özellikle AKP döneminde korumacılık alanında çok kötü bir sınav verdi-veriyor

Mimarlar iyi bilir: Bir yapıtın mimari değerinin büyüklüğüyle ilişkisi pek yoktur. Sorun, küçük ya da büyük, kendi çapı, kendi sınırları ve iddiası çerçevesinde estetik kurallarına en çok uyan; insanoğlunun yüzyıllar boyu, her uygarlık içinde ayrı ve özel bir çiçek gibi sulayarak geliştirdiği o ortak güzellik duygusuna en yakışanı yaratmak ve yapmaktır.

Bu açıdan Osmanlı uygarlığının özel bir yeri olduğunu hep düşünmüşümdür. Bu uygarlığın içinde o devasa camiler ve görkemli saraylar kadar, kimi zaman çok daha alçakgönüllü bir yapı da aynı düzeyde heyecan verici olabilir: bir hamam, bir türbe, küçük bir köy camisi... Bir çeşme, bir konak, bir kale.... Hatta kimi zaman bir ahşap ev ya da tek bir mezar taşı.

Bu nedenle, adına koruma dediğimiz eylem ve doğanın yanı sıra insan eliyle yaratılmış her güzelliği de koruyup gelecek kuşaklara teslim etme görevi son derece doğru, ama aynı ölçüde zor bir görevdir.

Yani Türkiye gibi sayısız uygarlığın gelip geçtiği ve kimilerinin uzun zaman yerleştiği çok özel bir ülkede her güzelliği, her özgün yaratışı gözetmek, korumak, geleceğe taşımak. Ne kadar zor, ama ne denli onurlu ve  yüce bir misyon...

Tüm bunları bana düşündüren, geçen festival sırasında yeniden o kendine özgü ruhunu keşfetmeye çalıştığım Beyoğlu’ndaki bir minik eser oldu. Tophane’den yukarı kıvrılan Boğazkesen Caddesi iki ad değiştirip Yeni Çarşı Caddesi olduktan sonra ve tam Galatasaray’a varmak üzereyken, sağda, aynı adlı lisenin yüksek duvarları altına sıkışmış bir küçük çeşme. Adını bulamadığım...

Onu hatırlardım. Yıllar boyu hem o lisede okurken, hem sonraki gelişmiş Beyoğlu sevdam içinde tanıdığım bir küçük  mücevher. Yakın yıllarda, Beyoğlu’na çıkmak için başvurduğum yöntemlerden biri olan, arabamı yolun solundaki Galatasaray Garajı’na bıraktıktan sonra hep önünden geçtiğim....

Ama bu yıl sanki yoktu. Varlığını özellikle aramış değildim, ama gözüme çarpmamıştı. Sonunda iyice bakınca keşfettim. Üzerine bir demir kafes geçirilmiş, önüne de kocaman bir reklam panosu asılmıştı. Böylece çeşme sanki görünmez olmuştu.

Ve yanı başına kıvrılmış yatan bir vatandaşımız, fotoğrafa başka bir anlam kazandırmış, onu çağdaş İstanbul gerçeğinin bir simgesi haline getirmişti.  Vallahi-billahi onu ben bulup oraya yatırmadım!..

Başka ne söylenebilir? Belki şu: Türkiye özellikle AKP döneminde korumacılık alanında çok kötü bir sınav verdi-veriyor.

Gerçi kimi zaman önemli onarımlar da yapıldı. Yalnızca yakın zamanı dikkate alır ve öncelikle İstanbul’a bakarsak... Haliç’deki Bulgar Klisesi diye bilinen tümüyle madeni yapının onarımı (ve ardından özelikle Balkanlar’dan gelen büyük turist akımına uğraması); Sultanbeyli’deki Bizans yapımı Aydos kalesinin onarılıp ziyarete açılması; Fatih’deki 1600 yıllık (ve Yerebatan’dan da eski!) Bizans sarnıcının restorasyonu ve dün itibarıyla ziyarete açılması...

Ayrıca Sirkeci’deki o şahane ‘art nouveau’ Vlora Han’ın onarımı projesi; Karaköy’de iki yüzyıllık banka binasıyla Çeşme Hamamı’nın biten onarımı. Anadolu’daysa Ani kalıntılarındaki büyük klisenin başlanan onarımı. Ki bu bana heyecan veren bir proje. Ya da Yozgat- Sarıkaya’da onarılan iki bin yıllık hamam...

Ama ya ötekiler?  Büyükada’da dünyanın en büyük iki ahşap yapısından biri olan o devasa Rum Yetimhanesi’nin dokunsan yıkılacak hali? Ki işin içine UNESCO girdiği için belki kurtarılabilecek. Ya da Şanlıurfa’da yine yıkılmak üzere olan Ermeni Germus Klisesi?

Ya da yıkılıveren bize, Cumhuriyet dönemine ait binalar... Karaköy’deki eski Yolcu Salonu, Postane...’İlla da daha büyüğünü yapmalıyım, kendi damgamı vurmalıyım’ inadına kurban giden AKM?  Adlarını bir kez daha saymak istemediğim eski sinema ve tiyatro salonları? Ki en son Ankara’nın o güzelim opera binası da gelip bu listeye eklendi.           

Bunlara modern sanatın kaba bir hoşgörüsüzlükle yıkılan heykelleri de katılabilir. Ünlü heykeltıraş Mehmet Aksoy’a ait, o dönemin başbakanı Erdoğan’ın Kars’ta görüp ‘ucube’ diyerek yıktırdığı İnsanlık Anıtı’ndan her yerde yıkılan ya da zarar verilen heykeller, büstler, anıtlar...

AKP iktidarının bu açıdan da çok kötü bir sınav verdiği açıktır. Sanatçılar kadar sanatseverler de, o eserleri yaratanlar kadar yıllar boyu, kuşaklar boyu o eserlere ve o mekanlara sevgiyle, saygıyla, inançla bağlananlar da bunu unutmayacak. 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Nefis bir sonbahar şenliğinden izlenimler

Sinefil ilgisi çekmeyi umarak; Filmekimi'nden yıldız tablosu

Korkunç ailenin eline düşen zavallı gelin!..

Oyuncular hem bu fantastik ailedeki farklı üyelerin kimliğini sunma, hem de açıkça korkunç olmanın zor macerasını başarıyla yaşatma işi büyük ölçüde başarılıyor

Almodovar’ın kendisine 70. yaş armağanı

Antonio Banderas uzun yıllardır yüklendiği Almodovar’ın ‘alter ego’su olma işlevini burada da yürütüyor