Dr. Necdet İpekyüz*
Türkiye’nin medya iklimi uzun süredir ağır bir yük taşıyor: Kutuplaştırıcı dil, nefret söylemi ve temsilde dengesizlik. Televizyon ekranlarından dijital platformlara uzanan bu atmosfer, yalnızca toplumsal gerilimi derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda farklı kimlik ve inanç gruplarının görünürlüğünü de daraltıyor.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
T24 ABONELERİNE ÖZEL
- T24'te yayımlanan tüm yazılara erken erişim
- 1 milyon içeriği aşan T24 özel arşivine tarih filtrelemesiyle erişim
- Yaklaşık 2 bin sayfalık T24 Yıllık dergilerinin dijital arşivine erişim
- T24 Yıllık Konferansları'nı online olarak ücretsiz izleme
Oysa medya, yalnızca haber aktaran bir mecra değildir; toplumsal hafızayı şekillendiren, ortak umudu ya da korkuyu besleyen güçlü bir alandır.
Bu nedenle Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) bugüne kadar çoğunlukla “denetleyen” ve “ceza veren” bir kurum olarak bilindi. Oysa doğru vizyon ve kurumsal dönüşümle, barışı, çoğulculuğu ve demokratik toplumu hızlandıran bir katalizör görevi de üstlenebilir.
RTÜK süreci hızlandırabilir
Kimyada katalizör, bir reaksiyonu hızlandıran ama kendisi bu süreçte tükenmeyen maddedir. Siyasette ise katalizör, değişimin önünü açar, süreci hızlandırır ama merkezinde yer almaz.
RTÜK de aynı şekilde, medya aracılığıyla toplumda barışa giden süreci hızlandırabilir; farklı kesimler arasındaki empatiyi ve ortak yaşamı güçlendirebilir. Bu kapsamda roller üstlenebilir, hatta üstelenmelidir. Bu roller üç başlık altında toparlanabilir.
RTÜK, görevini yalnızca teknik denetimle sınırlandırmamalı. İfade özgürlüğü, çoğulculuk, ayrımcılıkla mücadele ve toplumsal barış gibi hak temelli ilkeler denetimin ana pusulası olmalı. Uluslararası sözleşmeler, Avrupa Konseyi ve Anayasa’da güvence altına alınan temel haklar, RTÜK’ün karar mekanizmalarının merkezine yerleşmeli. Hak temelli bir yaklaşım, düzenleyici otoritenin hem meşruiyetini güçlendirecek hem de kamu güvenini artıracaktır.
6112 sayılı Kanun’un yayın ilkelerine dört açık ilke eklenmeli: Yayınlar toplumsal barışı desteklesin; çatışmayı, kutuplaşmayı körüklemesin. Kültürel çoğulculuğa saygı temel ilke olsun; farklı kimlik ve yaşam biçimleri aşağılanmasın. Nefret söylemi ve ayrımcılık her biçimiyle yasaklansın. Ve tüm yayınlar, Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları sözleşmeleriyle uyumlu yürüsün.
Barış için medya ödülleri
Medya politikaları, homojenleştirici değil; farklılıkları güvence altına alan bir anlayışla kurgulanmalı. Barışçı ve çoğulcu yayıncılığı kalıcı hale getirmek için RTÜK bünyesinde Barış ve demokratik toplum yayıncılığı hedefleyen “Barış Odaklı Yayıncılık ve Toplumsal Uyum Dairesi” kurulmalı.
Bu daire: Bu daire; nefret söylemi, çatışma–medya ilişkisini izler, anadilde yayın ve kültürel temsiliyeti takip eder, barış gazeteciliği için rehberlik sağlar, medya okuryazarlığı ve farkındalık kampanyaları yürütür. RTÜK’ün yaptırım anlayışı da dönüşmeli.
Ceza son çare olmalı. Öncelik eğitim ve rehberlikte olmalı. Eğitim ve düzeltme fırsatı tanınmalı, ceza, ihlalin sürmesi halinde devreye girmelidir. Böylece cezadan önce yol göstericilik ön plana çıkar, yayıncıya hatasını düzeltme fırsatı tanınır.
Barışçı yayıncılığın yaygınlaşması sadece cezalarla değil, iyi örneklerle de olanaklıdır. Çok dilli belgeseller ve kamu spotları desteklenmeli; farklı inanç ve kültür gruplarını konu alan içeriklere pozitif ayrımcılık uygulanmalı. “Barış için Medya Ödülleri” ile dengeli temsil, çoğulcu dil ve toplumsal etkiyi öne çıkaran yayınlar ödüllendirilmeli. Reyting uğruna travmaları istismar eden, tek sesli ve dışlayıcı formatlara ise izin verilmemeli, barışçı dil, dengeli temsil, çoğulculuk ve toplumsal etkiyi önceleyen yapımları görünür kılınmalı.
İzleme ve raporlama şeffaf olmalı
İletişim fakülteleri, medya sendikaları, Türkçe dışında yayın yapan kuruluşlar, kadın medya kolektifleri ve azınlık topluluklarıyla iş birliği geliştirilmelidir.
İzleyici şikâyetleri şeffaf bir biçimde değerlendirilmeli, sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalı. Sivil toplumla iş birliği içinde ortak izleme faaliyetleri yürütülmeli. Böylelikle RTÜK, yalnızca karar veren değil; toplumun farklı kesimlerinin görüşlerini dikkate alan katılımcı bir mekanizma haline gelir.
RTÜK’ün teknik denetimin ötesine geçip barışı, çoğulculuğu ve birlikte yaşam kültürünü kurumsal olarak güçlendirmesine imkân veriyor. Mevzuatın netleştiği, kurum yapısının güçlendiği, izleme–raporlamanın şeffaflaştığı ve teşvikin ödülle birleştiği bir model; yayıncılığı etik olarak yükseltir, toplumun ortak vicdanını onarır.
Tüm bu düzenlemeler aynı zamanda uluslararası düzenlemelerle de uyumlu olmalıdır. Avrupa Konseyi’nin nefret söylemi tavsiyeleri, AİHM içtihatları, UNESCO barış gazeteciliği rehberleri ve AGİT çoğulculuk standartları, RTÜK’ün politika belgelerine entegre edilmeli. Bu, hem iç hukuk hem uluslararası normlarla uyumlu güçlü bir çerçeve sağlar.
Avrupa eserleri ve bağımsız yapımlarla ilgili hükümlerin, Türkiye’nin AB’ye tam üye olduğu tarihten itibaren uygulanacağı ifade edilmiştir. Madde ile ilgili uygulama tarihinin bu denli ileriye atılması sakıncalıdır. Türkiye’de medya hizmet sağlayıcıları, direktif kapsamında çok önemsenen bağımsız yapımlara yer vermek konusunda çaba göstermeli, RTÜK bu uygulamaları teşvik etmelidir.
RTÜK kendini dönüştürmeli
RTÜK’ün toplumsal barışa katkısı, yalnızca yasaları uygulamasında değil; toplumsal çeşitliliği koruyan, birleştirici bir medya düzeni oluşturmasında gizlidir. Hak temelli, pozitif entegrasyonist bir çerçeve benimsendiğinde RTÜK, hem kamu güvenini hem de demokratik topluma katkısını güçlendirecektir.
Medya açısından siyasal-toplumsal kutuplaşmayı büyütecek dilin artık geride bırakılması toplumsal, kamusal bir ihtiyaçtır. RTÜK'ün bu eksende Medya, kutuplaşmanın değil, birlikte yaşamanın dili olmalıdır. RTÜK de bu dilin en önemli koruyucularından biri olma sorumluluğunda kendisini dönüştürmesi ve medyanın önünü açması gerekir.
RTÜK, isterse Türkiye’nin demokratik geleceğinde yalnızca bir “denetçi” olarak değil, aynı zamanda barışın, çoğulculuğun ve ortak yaşamın koruyucusu olarak da önemli bir rol üstlenebilir. Bunun yolu, kurumsal yapısını güçlendirerek barışı, çoğulculuğu ve demokratik yaşamı destekleyen bir katalizör haline gelmesinden geçer.
Mevzuatın güncellendiği, kurum yapısının güçlendiği, şeffaflık ve ödüllendirme sistemlerinin birleştiği bir model, toplumsal kutuplaşmayı azaltarak birlikte yaşam kültürünü güçlendirecektir.
Kısacası: Medya kutuplaşmanın değil, birlikte yaşamın dili olmalı. RTÜK de bu dilin en güçlü teminatı olmalıdır.
*RTÜK Üyesi


