CHP, DEM, TİP ve EMEP'in aralarında bulunduğu bazı siyasi parti temsilcileri, Edirne Cezaevi'nde, eski HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı'yı ziyaret etti. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, "Meclis'te kurulan komisyonun hazırlamış olduğu raporun en önemli başlıklarından birisi, AİHM kararlarına uyulması, AYM kararlarına uyulması ve tutuksuz yargılanmaya dönük yapmış olduğu belirlemelerdir. Toplum adalet arıyor. Meclis komisyonu bunu tespit etmiş, raporuna yazmış. Peki bu yasaları kim çıkaracak? Niye çıkarmıyor? Eğer gerçekten bu konuda ülkeyi yönetenler samimiyse barışa ulaşacağımız merdivenin ilk basamağı olan AİHM ve AYM kararlarını bir an önce uygulamalıdır. Eğer bu süreçte samimiyseniz inandırıcı olmak için bir an önce bu kararları uygulayın. Bir an önce siyasetçiler, seçilmişler tutuksuz yargılanmalı. Bir an önce siyasi tutsaklar için bir çare bir çözüm bulunmalıdır" ifadelerini kullandı.
CHP, DEM, TİP, EMEP, EHP, TÖP, ESP, DBP, Devrimci Parti, SODAP, SYKP, Sosyalist Meclisler Federasyonu ve Yeşil Sol Parti temsilcilerinden oluşan heyet, Edirne Cezaevi'nde, Demirtaş ve Mızraklı'yı ziyaret etti.
Ziyaretin ardından yapılan açıklamada konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
"Bu yasalar niye çıkarılmıyor?"
"Türkiye'nin birçok meselesi var ama sokakta kimi görürseniz ve sorarsanız en başta adalet meselesi gelir. Seçilmişi adalet arıyor, öğrencisi adalet arıyor, kadını adalet arıyor. Gezi'de doğasını, çevreyi savunduğu için mücadele edip tutuklananlar adalet arıyor. Toplumda neredeyse 7’den 70’e kadar herkes adalet arıyor. Sadece bunu toplum söylemiyor. Meclis'te kurulan komisyon da bunu tespit etti. Meclis'te kurulan komisyonun hazırlamış olduğu raporun en önemli başlıklarından birisi, AİHM kararlarına uyulması, AYM kararlarına uyulması ve tutuksuz yargılanmaya dönük yapmış olduğu belirlemelerdir. Toplum adalet arıyor. Meclis komisyonu bunu tespit etmiş, raporuna yazmış. Peki bu yasaları kim çıkaracak? Niye çıkarmıyor?
"Bir an önce siyasetçiler, seçilmişler tutuksuz yargılanmalı"
Eğer gerçekten bu konuda ülkeyi yönetenler samimiyse barışa ulaşacağımız merdivenin ilk basamağı olan AİHM ve AYM kararlarını bir an önce uygulamalıdır. Eğer bu süreçte samimiyseniz inandırıcı olmak için bir an önce bu kararları uygulayın. Arkadaşlarımız bu mücadelede bizimle birlikte dışarıda mücadele ederek büyük katkı sunarlar. Barış Figen'siz olmaz. Barış Selahattin'siz olmaz. Barış, AİHM ve AYM'nin ‘Serbest bırakın’ dediği yoldaşlarımız olmadan olmaz. Bir an önce AİHM ve AYM kararları uygulanmalı. Bir an önce siyasetçiler, seçilmişler tutuksuz yargılanmalı. Bir an önce siyasi tutsaklar için bir çare bir çözüm bulunmalıdır."
Erkan Baş: Türkiye'de halkın büyük çoğunluğunun iradesi gasbedilmiş durumda
TİP Genel Başkanı Erkan Baş da Türkiye'de muhalif siyasetçi arkadaşlarının şu anda cezaevinde tutulduğunu belirterek, "Biz bu ülkede bir demokrasiden söz ediyoruz. Bu ülkede seçme ve seçilme hakkından söz ediyoruz. Herhangi bir seçilmiş arkadaşımızın, halkın görev verdiği bir arkadaşımızın cezaevine atılması, sadece onun cezaevine atılması değil, halkın iradesinin hapsedilmesi, halkın iradesinin gasbedilmesidir ve bugün Türkiye'de halkın büyük çoğunluğunun iradesi gasbedilmiş durumdadır" diye konuştu.
Böyle bir ülkede, böyle bir coğrafyada, özgürlük, demokrasi, barış için mücadeleyi her seferinde bir kez daha hatırlamak durumunda kaldıklarını söyleyen Erkan Baş, "İnsanları sadece siyasi görüşleri nedeniyle bu iktidara karşı mücadele ettikleri için haksız, hukuksuz biçimde cezaevine atılıyorlar. Bunun karşısında bütün hukuk yolları tükenmişken Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlar veriyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin yürürlükteki anayasası bu kararların bağlayıcı olduğunu söylüyor ama anayasa uygulanmıyor" dedi.
Seyit Aslan: Türkiye'nin birçok cezaevinde siyasi rehineler var
EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, şunları söyledi:
"4 Kasım 2016’dan beri Selahattin Demirtaş Edirne F tipi cezaevinde siyasal bir rehine olarak tutuluyor. Ve yine 27 Ekim'den itibaren de Selçuk Mızraklı aynı biçimde burada bir siyasi rehine olarak tutuluyor. Sadece Edirne değil, Silivri, Sincan, Kandıra… Türkiye'nin birçok cezaevinde siyasi rehineler var. Bugün burada biz anayasal hak olan ve uluslararası mahkemelerin almış olduğu kararların uygulanması talebiyle, Türkiye'de siyasal operasyonlara son verilmesi talebiyle, ülkede demokratik ve hak özgürlüklerin sınırsızca kullanılabilme talebiyle, kayyumların son bulması ve bu ülkede yaşayan herkesin özgür bir birey olarak, özgür bir insan olarak kendi geleceğini güvence altına aldığı, bir endişe duymadan yaşandığı bir ülkenin çağrısını yapıyoruz. Bugün cezaevinde tusak olan arkadaşlarımız, savcıların hazırladıkları düzmece iddialarla, geçmişte beraber yol yürüdükleri FETÖ'cülerin düzmece iddialarıyla cezaevlerinde tutuluyorlar. Bu ülke; bu halk, işçiler, emekçiler, Türk ve Kürt halkı, bu antidemokratik uygulamaları hak etmiyor. İktidarın adım atması gerekir. İktidarın Anayasa ve AİHM kararlarını kayıtsız şartsız bir şekilde uygulaması gerekir.
Bugün tutukluk hali, mahkumiyet hali adeta iktidarın elinde bir silaha dönüşmüş durumda. Bugün bir kez daha gözaltına alınan belediye başkanları, onların çalışanları tutuklandı. Edirne Cezaevi'nden çağrımız şudur: Türkiye'nin demokratikleşmesi, Türkiye'nin hak ve özgürlüklerini kullanması, eşit koşullarda bir arada yaşamasının teminatı bir an önce düzenlemelerin yapılarak hayata geçirilmesini istiyoruz. 10 yıldır bu cezaevinde yaşayan Selahattin Demirtaş'ın da yıllardır burada yaşamak zorunda kalan, cezaevinde tutsak olan Selçuk Mızıraklı da Silivri'deki arkadaşlarımızın da Sincan'daki ve Kandıra'daki arkadaşlarımızın salıverilmesini istiyoruz. Eğer yasalar böyle emrediyorsa o zaman bu yasaları uygulasınlar. Yetmez. Türkiye'de barışın, eşitliğin sağlanabilmesi için bir siyasal genel affa da ihtiyacımız var. Tabii ki Selahattinler çıksın, Selçuk Mızraklı çıksın, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve diğer arkadaşlarımız çıksın. Ama bir siyasal genel af talebimizi de dillendirmemiz gerekiyor. Operasyonların durması gerekiyor. Hak ve özgürlüklere dokunulmaması gerekiyor. Bu ülkede milyonlar kendini güvencede hissetmiyor."
Gül Çiftçi: İktidarın yarattığı siyasal iklim, hukuk devletinin temel ilkelerini çiğneyen bir tabloyu ortaya koymaktadır
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi Binici de iktidarın sandıkta yenemediği muhalefeti, yargı diliyle susturmak istediğini belirterek, şöyle konuştu:
"Mahkeme salonları bu dönemde adaletin tesis edildiği yerler olmaktan çıkarılmış, siyasal rekabetin bastırıldığı, seçim başarısının cezalandırıldığı, topluma gözdağı verildiği, seçilmişleri ve muhalif siyasetçileri susturulmak istendiği bir merkeze dönüştürülmüştür. Bugün iktidarın yarattığı siyasal iklim hukuk devletinin temel ilkelerini çiğneyen bir tabloyu ortaya koymaktadır. Seçilmiş belediye başkanlarının gazetecilerin, aydınların, toplumsal muhalefetin farklı kesimlerinin ceza tehdidi altında tutulduğu bu düzende demokrasi sistematik bir biçimde yok edilmek istenmektedir. Partimizin kurumsal kimliğine, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve 15,5 milyon yurttaşımızın oylarıyla belirlediği Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'na, belediye başkanlarımıza ve yol arkadaşlarımıza yönelik yargı kuşatması, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın haksız yere cezaevinde tutulması, gezi tutsaklarının Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve Osman Kavala'ya yönelik ağır hak ihlalleri ve son dönemde yaşadığımız tüm hukuksuzluklar tek bir şeye işaret etmektedir, iktidar sandıkta yenemediği muhalefeti yargı diliyle susturmak istemektedir."
Sezgin Tanrıkulu: AYM kararları bağlayıcıdır ve AİHM kararlarını uygulamak anayasal zorunluluktur
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da yargı süreçleri, tutukluluklar, AYM ve AİHM kararları ile halk iradesine yönelik müdahalelere ilişkin değerlendirmelerde bulunarak şunları söyledi:
"Ülkemiz uzun süredir siyasal yargı eliyle şekillendirilen ağır bir baskı döneminden geçmektedir. Mahkeme salonları adaletin tesis edildiği yerler olmaktan çıkarılmış; siyasal rekabetin bastırıldığı, seçim başarısının cezalandırıldığı, topluma gözdağı verildiği, seçilmişlerin ve muhalif siyasetçilerin susturulmak istendiği merkezlere dönüştürülmüştür. Bugün iktidarın yarattığı siyasal iklim, hukuk devletinin temel ilkelerini çiğneyen bir tablo ortaya koymaktadır. Seçilmiş belediye başkanlarının, gazetecilerin, aydınların ve toplumsal muhalefetin farklı kesimlerinin ceza tehdidi altında tutulduğu bu düzende demokrasi sistematik biçimde yok edilmek istenmektedir.
Partimizin kurumsal kimliğine, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve 15.5 milyon yurttaşımızın oylarıyla belirlenmiş Cumhurbaşkanı Adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’na, belediye başkanlarımıza ve yol arkadaşlarımıza yönelik yargı kuşatması; Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı, Gezi tutsakları Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve Osman Kavala’ya yönelik ağır hak ihlalleri ve son dönemde yaşadığımız tüm hukuksuzluklar tek bir şeye işaret etmektedir: İktidar, sandıkta yenemediği muhalefeti yargı eliyle susturmak istemektedir. Halk nezdinde siyasi ömrünü çoktan tüketmiş iktidar, varlığını sürdürebilmek için açıkça bir darbe rejimini yürürlüğe koymak istemektedir. Bu nedenle bugün cezaevleri önünde yaptığımız bu açıklama aynı zamanda halk iradesine ve sandığa sahip çıkma çağrısıdır. Çünkü mesele isimlerin kişisel hukuku değil; tüm toplumun hukuk güvenliği, yurttaşın verdiği oyun kıymeti, seçimle gelenin görevini hukuk güvencesi altında sürdürebilmesi ve demokratik siyasetin yargı kıskacından çıkarılmasıdır.
Buradan bir kez daha açıkça ifade ediyoruz: Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası yükümlülüklerin parçasıdır ve uygulanmaları anayasal bir zorunluluktur. Bu kararların uygulanması anayasal düzenin, hukuk devletinin ve uluslararası hukuka bağlılığın gereğidir. AYM kararlarını etkisizleştiren, AİHM kararlarını yok sayan her uygulama hukuk güvenliğini zedelemekte, yurttaşların adalete olan inancını sarsmakta ve devletin kendi hukukuyla kurduğu bağı yıpratmaktadır. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gezi tutsakları ve TİP Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında yıllardır süren hak ihlalleri artık son bulmalıdır. Ekrem İmamoğlu’na ve tutuklu belediye başkanlarımıza yönelen araçsallaştırılmış yargı pratiği terk edilmelidir.
Türkiye, iktidarın meşruiyetini milletten değil yabancı güçlerden aldığı, rakiplerini hapsederek yol aldığı bir ülke olamaz; Türkiye adaletle güçlenen, demokrasiyle büyüyen, halk iradesine saygıyla yönetilen bir ülke olmalıdır. Bugün burada yükselen ses aynı zamanda ortak mücadele çağrısıdır. Buradan açık çağrımızdır: Tutuksuz yargılama esas alınmalı, adil yargılanma ve yeniden yargılanma hakkı eksiksiz güvence altına alınmalı, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları derhal uygulanmalı, siyasi saiklerle sürdürülen tutukluluklara son verilmeli ve kayyum uygulamasından derhal vazgeçilmelidir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm yurttaşlarımızla birlikte hukukun, demokrasinin ve halk iradesinin yanında durmaya devam edeceğiz. Çünkü bu ülkenin ihtiyacı daha fazla baskı, daha fazla keyfilik ve daha fazla otoriterleşme değil; hukuk, adalet ve demokrasiyle kurulmuş ortak bir gelecektir. Bu yüzden bir kez daha diyoruz: Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz."
DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Özlem Gündüz, Selçuk Mızraklı ve Selahattin Demirtaş’ın mesajını okudu.
(ANKA)
The Drama: Aşk her şeyi affeder mi? (Spoiler içerir) |



