T24 Haber Merkezi
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kürt meselesinin “bir seçim meselesi olmadığını” vurgulayarak, “Kürt deyince sandık, barış deyince oy/sayım çizelgesi hayal etmek siyaset değil, siyasetsizliktir. Kürt meselesi tarihsel bir meseledir, Türkiye’de demokrasinin önündeki temel engellerdendir ve çözülmelidir” dedi.
Tülay Hatimoğulları, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne değinerek başladığı grup toplantısı konuşmasında, Mirabel Kardeşleri, Berivan Kutlu’yu, sosyalist kadınları, Türkiye feminist hareketine emek veren Şirin Tekeli’yi ve cezaevlerindeki kadınları andı; Figen Yüksekdağ, Leyla Güven, Ayşe Gökhan ve siyasi mahpus olduğunu söylediği kadınlara “saygı, sevgi ve dayanışma duygularını” gönderdi.
Suriye’de iki gün önce yaşanan Alevi katliamını kınayan Hatimoğulları, Şam güçleri ve onlara bağlı aşiretlerin Humus’ta Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelere saldırdığını, evlere, araçlara ve dükkânlara gelişigüzel ateş açıldığını, 2025 Mart’ında binlerce Alevinin katledildiğini, kadınların kaçırılıp işkence, taciz ve tecavüze maruz kaldığını belirtti. “Suriye’de Alevilere dönük soykırımın devam ettiğini, aynı güçlerin Dürzilere ve Hristiyanlara da saldırdığını” söyleyen Hatimoğulları, bunun durdurulması için DEM Parti olarak ulusal ve uluslararası düzeyde mücadele edeceklerini, “Alevi kadınlar, Alevi canlarımız yalnız değildir” sözleriyle ifade etti.
Hatimoğulları, kayyım atamalarına ilişkin bölümde ise, “Erkek devletin gasbettiği belediyelere atanan kayyımların ilk olarak kadın kurumlarını kapattığını, kadınların şiddet ve ihtiyaç durumlarında başvuracakları mekanizmaların yok edildiğini” söyledi. Kayyım uygulamasının, eş başkanlık ve eşit temsiliyete ağır bir müdahale olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, DEM Parti belediyelerinin bulunduğu tüm kentleri “kadın kenti” olarak tanımladı; eş başkanlık sistemi sayesinde kadın aklı, kadın bakış açısı ve kadın emeğiyle yönetilen yerel yönetimlerin kadınları kentin öznesi ve karar vericisi olarak gördüğünü belirtti. “Sözümüz Var; Şiddeti Durduracağız!” kampanyası kapsamında 45 belediyenin Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Tutum Belgesi’ni imzaladığını, belediyelerin 25 Kadın Dayanışma Merkezi, 41 Kadın Yaşam Merkezi ve 28 Dinlenme Merkezi ile hizmet verdiğini, çok dilli ALO Şiddet Hatlarının aktif olduğunu ve yüzlerce kadına psikolojik ve hukuki destek sağlandığını aktardı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı ayrıca, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmeyi Türkiye’nin uzun süredir beklediği barış ve kardeşlik kapısını aralayan, barış ve demokrasi sürecine odaklanan tarihi bir adım olarak değerlendirdi. Öcalan’ın Türk - Kürt ittifakının ve bütün halkların ortak yaşam zeminini güçlendirme, çatışmasızlığı kalıcılaştırma ve demokratik çözüm iradesini net biçimde ortaya koyduğunu, Kürt meselesinin bir seçim meselesi olmadığını, “Kürt deyince sandık, barış deyince oy/sayım çizelgesi hayal etmenin siyaset değil, siyasetsizlik” olduğunu belirterek barışın bir tarafın değil, tüm tarafların ortak iradesiyle inşa edilebileceğini vurguladı.
"Tutanakların kamuoyuyla paylaşılmasını isteriz"
Grup toplantısından sonra, gazetecilerin İmralı’daki komisyon - Abdullah Öcalan görüşmesine ilişkin sorulan soruyu yanıtlayan Hatimoğulları, “Görüşme olumlu geçti. Bununla ilgili detaylı açıklamayı yarın komisyon toplandıktan sonra Komisyon başkanı Numan Kurtulmuş yapacak. Tutanakların herkese açık olmasını istiyoruz ama bunun kararı komisyonda alınacak. Oradaki tutanakların kamuoyuyla paylaşılmasını isteriz.” dedi.
Hatimoğulları'nın konuşmasından öne çıkan satır başları şu şekilde:
"25 Kasım 1960’da Mirabel Kardeşler, Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi verdikleri için işkence edilerek katledildiler. Mirabel Kardeşlerden Maria’nın “Belki bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor. Haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz” sözleri belleklerimizde ve mücadelemizde yer almaya devam ediyor. Kelebeklerin yaktığı ışık, mücadele mirası bugün dünyanın dört bir yanında büyüyor.
Bugüne, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne hayat veren Mirabel Kardeşleri saygıyla, minnetle ve dirençle anıyorum. Ve sevgili kadınlar, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz sevgili yol arkadaşımız Berivan Kutlu’yu; kadın mücadele tarihinde simgeleşen sosyalist kadınları, Klara Zetkin’i, Roza Lüksemburg’u; Türkiye feminist hareketine büyük emekler veren Şirin Tekeli’yi; Kürt özgürlük mücadelesi kadınlarını, Sakineleri, Sêvêleri, Pakizeleri, Deniz Poyraz’ı ve onların şahsında yitirdiğimiz bütün kadınları saygıyla, minnetle anıyorum.
Cezaevlerinde siyasi rehine olarak tutulan sevgili Figen Yüksekdağ, Leyla Güven, Ayşe Gökhan ve adını sayamadığım siyasi mahpus kadınlara saygılarımı, sevgilerimi ve dayanışma duygularımı gönderiyorum.
Suriye’de 2 gün önce yaşanan Alevi katliamını kınıyorum. Şam güçleri ve onlara bağlı aşiretler, Humus’ta Alevilerin yoğun yaşadığı El Muhacirun mahallelerine saldırmış. El Firdus, Bab el-Dreyb mahallelerini hedef almışlar. “Aşiretleri düşmana karşı savaşa çağırmak” anlamına gelen El Faza sloganıyla, pankartıyla gerçekleştirmişler. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verdiği bilgiye göre evlere, araçlara, dükkânlara gelişigüzel ateş açılmış. Her yeri yakıp yıkıyorlar. Ölü ve yaralı var. 2025’in Mart ayında Suriye’de Aleviler tarihin en büyük katliamlarından birini yaşadılar. Binlerce Alevi katledildi. Kadınlar kaçırıldı, işkenceye, tacize, tecavüze maruz kaldı. Suriye’de Alevilere dönük soykırım devam ediyor. Aynı güçler Dürzilere ve Hristiyanlara saldırıyor. Buna sessiz kalamayız. DEM Parti olarak bu soykırımı durdurmak için ulusal, uluslararası, diplomatik, siyasal, toplumsal anlamda yapılacak ne varsa yapacağız. Herkesi görev ve sorumluluk almaya çağırıyoruz. Alevi kadınlar, Alevi canlarımız yalnız değildir.
Biz kadınlar şiddeti yaşamın her alanında yaşıyoruz. Kadına yönelik şiddet münferit değildir. Erkek-devlet şiddeti kapitalizmle el ele vererek kendini yeniden yeniden üretiyor. İçişleri Bakanı, kadın cinayetlerinin yüzde yirmi beş azaldığını iddia ediyor. Oysa 2025’in ilk on ayında 235 kadın cinayeti, 247 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Şüpheli ölümler, kadın cinayetlerini aşmış durumda. Araştırılmıyor, üstü örtülüyor. Her gün kadınların erkekler tarafından öldürüldüğüne tanıklık ediyoruz. Daha dün Nuran Şimşek boşandığı erkek tarafından katledildi, hayattan kopartıldı. Üniversite öğrencisi 19 yaşındaki Mizgin Ertekin, Ankara’da kaldığı öğrenci yurdundan “düşerek” hayatını kaybetti. Genç kadınlar öğrenci yurtlarında güvende değiller.
Bizler “şüpheli” denilerek üstü örtülmek istenen kadın cinayetlerini çok iyi biliyoruz. İntihara sürüklenen kadınları da, sevdiği yakını olan erkekler tarafından katledilen kadınları da… Gülistan Doku, Rabia Naz, Narin Güran ve Rojin Kabaiş, delilleri karartılan dosyalardan birkaç tanesi. Rojin Kabaiş’in dosyasında iki DNA örneği, kan lekesi ve şüpheli araç bilgisi olmasına rağmen intihar iddiasının korunması, genç bir kadının ölümünün devlet eliyle karartıldığına dair kaygıları büyütüyor. Geçtiğimiz günlerde Van 100. Yıl Üniversitesi’ne gittim. Kadınlarla ve aileyle beraber Rojin’in kaybolduğu noktada basın açıklaması yapmak istedik. Bütün Van polisi oraya yığılmış, barikatlar oluşturmuş. O noktaya gitmemiz engellendi. Buradan soruyorum: Van Valisi, 100. Yıl Üniversitesi Rektörü, Emniyet bu olayın üstünü örtmek için neden bu kadar çırpınıyor? Adalet talep eden öğrencilere, basına, sosyal medya hesaplarına, gazetecilere neden baskı yapılıyor? Kimler korunuyor? Neden korunuyor? Rojin’in dosyası derhal aydınlatılmalıdır.
Bizler susmayacağız. Bizler bedeli ne olursa olsun “Gülistan Doku nerede?, Rojin için adalet!” demeye devam edeceğiz.
Erkek egemen sistem her alanda kazanımlarımıza saldırmaya devam ediyor. Devlet kadınları koruyacak mekanizmaları işletmiyor. Bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiler. Hâlâ kadınların en temel yaşam güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmeli. 6284 sayılı kanun uygulanmıyor, uzaklaştırma kararları denetlenmiyor, mahkemeler faillere iyi hâl ve tahrik indirimleri dağıtıyor.
Yargı, erkeği koruyan, cesaretlendiren; kadınları cezalandıran bir mekanizmaya dönüşüyor. Bıkmadan tekrar edeceğiz: 6284 etkin uygulanmalı. Şimdi geri çekildiği söylenen 11. Yargı Paketi benzeri girişimler ise yıllardır nefret cinayetlerinin, nefret söyleminin ve ayrımcılığın hedefi olan LGBTİ+’ların varoluşlarına dönük açık bir saldırı niteliğindedir.
Erkek devletin gasbettiği belediyelere atanan kayyımlar ilk olarak kadın kurumlarını kapatıyor. Kadınların şiddet ve ihtiyaç durumlarında başvuracakları mekanizmaları yok ediyor. Kayyım, eş başkanlık ve eşit temsiliyete ağır bir müdahaledir. Merkezi iktidar kadınları görmezden gelse de DEM Parti belediyelerimizin bulunduğu tüm kentler birer “kadın kenti”dir. Eş başkanlık sistemi sayesinde kadın aklıyla, kadın bakış açısıyla, kadın emeğiyle yönetilen yerel yönetimlerimiz kadınları kentin öznesi ve karar vericisi olarak görüyor.
2024 Kasım’da ilan ettiğimiz “Sözümüz Var; Şiddeti Durduracağız!” kampanyası kapsamında 45 belediyemiz Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Tutum Belgesi’ni imzalamıştır. Belediyelerimiz Kadın Eşitlik Komisyonları kurdu, şiddet ve yoksulluk haritaları çıkardılar, Kadın Dayanışma Merkezleri ve çok dilli ALO Şiddet Hatlarını aktif hâle getirdiler. Bugün itibarıyla belediyelerimiz 25 Kadın Dayanışma Merkezi, 41 Kadın Yaşam Merkezi ve 28 Dinlenme Merkezi ile hizmet veriyor; yüzlerce kadına psikolojik ve hukuki destek sağlandı; kadın kent bostanları, giyim bankaları, kadın emek pazarları kuruldu; 5 Kadın Emeği Festivali düzenlendi.
Türkiye önemli bir süreçten geçiyor. Barış ve demokratik toplum süreciyle çatışmaların durmuş olması çok kıymetli. Bölge kaynıyor. Bitmeyen savaş ve çatışmalarda en ağır bedeli kadınlar ödüyor. Savaşta ilk hedef kadın bedeni oluyor, ilk sessizleştirilen kadın sesi oluyor. Göç yollarında kaybolan kadınların dramı, insan tacirlerinin eline düşen genç kadınların trajedisi, savaşın kadınlara nasıl bir yıkım getirdiğinin acı gerçekliğini gözler önüne seriyor. Biz kadınlar Türkiye’nin bu trajediden kurtulması için barışa dört elle sarılıyoruz.
Bizler barış sürecinde yalnızca izleyici değil, doğrudan özneleriz. Barış erkek egemen siyasetle değil, kadın özgürlükçü bir siyasal ve toplumsal dille inşa edilir. Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi, Kadın Özgürlük Meclisi ve DEM Parti Kadın Meclisi bu hattın en somut taşıyıcılarıdır. Barış masalarında eşit temsili, karar mekanizmalarında etkin rol almayı vazgeçilmez görüyoruz.
Bugün buradan güçlü bir iradeyle sesleniyoruz: Bu ülkenin barışını kadınlar kuracak. Bu toprakların karanlığını kadınların cesareti dağıtacak. Yaşamı, demokratik geleceği, eşitliği kadınlar inşa edecek.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu İmralı'da Sayın Öcalan’la çok önemli bir görüşme gerçekleştirdi. Partimiz adına bu heyette Gülistan Kılıç Koçyiğit vekilimiz yer aldı. Bu heyette yer alan, giden komisyona bir defa daha teşekkür ediyoruz. Bu görüşme Türkiye'nin barış ve demokrasi sürecine odaklanan, yapıcı, kapsayıcı ve umut verici bir niteliğe sahip olmuştur. Bu görüşme, Türkiye'nin uzun süredir beklediği barış ve kardeşlik kapısını aralayan tarihi bir adım oldu. Bu görüşme, sadece bir dinleme ve temas değil, halkların ortak geleceğini şekillendirecek bir diyalog köprüsüne dönüşmelidir. Görüşmenin içeriğine dair şüphesiz Meclis Başkanı ve komisyon gerekli paylaşımları yapacaktır. Ancak Sayın Öcalan, Türk-Kürt ittifakının ve bütün halkların ortak yaşam zeminini güçlendirilmesi, çatışmasızlığın kalıcılaştırılması ve demokratik çözüm iradesini bir kez daha net bir şekilde ortaya koyduğundan şüphemiz yoktur. Sayın Öcalan, Kuzey Doğu Suriye özelinde çözüm sürecinin anahtarı olacak bir perspektifi ortaya koymuştur. Türkiye halklarının geleceği için bu sürecin başarıya ulaşması şart. Başarıya ulaşmasının yolu, iktidar ve muhalefetin süreci tam, açık ve cesurca sahiplenmesiyle; barışın daha çok toplumsallaşması için çalışmasıyla mümkündür.
Biz komisyonda temsili bulunan bütün partilerin İmralı’ya giden komisyonda yer almasını isterdik. Ama olmadı. Bu konuda eleştirel değerlendirmelerimizi de yaptık. Komisyonun Sayın Öcalan’la görüşmesinin, 86 milyona zarar değil, yarar sağladığını görülecektir.
Bir kez daha belirtiyoruz ki, Kürt meselesi bir seçim meselesi değildir. Kürt deyince sandık, barış deyince oy/sayım çizelgesi hayal etmek siyaset değil, siyasetsizliktir. Kürt halkına da haksızlıktır. Kürt meselesi hiçbir siyasi partinin kendi penceresinden araçsallaştıracağı konjonktürel bir mesele de değildir. Tarihsel bir meseledir. Türkiye’de demokrasinin önündeki temel engellerdendir. Ve çözülmelidir. Türkiye’nin ve bölgenin barışa ihtiyacı var. Herkes bu perspektiften bakabilmeli, ona göre bir pratik ortaya koyabilmeli.
Değerli Türkiye halkları! DEM Parti olarak, bu süreçte üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Ancak iktidar, muhalefet ve devletin de sorumluluğu büyüktür. Bu yolun ilerlemesi için gerekli yasal düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi şarttır. Barış, bir tarafın çabasıyla değil, hepimizin ortak iradesiyle inşa edilir. Sürecin bu yeni aşamasında beklentimiz; komisyonun raporunu bir an önce yazması, yasal ve hukuki düzenleme aşamasına hızla geçilmesidir.
Bugün, dünyanın dört bir yanında kadınlar talana, sömürüye, baskıya, şiddete ve erkek egemen iktidarlara karşı direnişi kuşanıyor:
İran’da Mahsa Aminilerin saçının teli direnişin simgesi oldu.
Şili’de kadınlar tecavüzcülere karşı mücadele tarihi yazdı.
Amerika Birleşik Devletleri’nde kürtaj yasağına karşı mücadele sürüyor.
Afganistan’da baskılara rağmen burkasıyla, çadoruyla, hicap ve çarşafıyla; en önemlisi de dışarıya açılan tek pencere olan bir çift gözün gördüğü özgürlük ufkuyla, ruhuyla mücadele ediyor.
Sudan’da Kandaka’lar özgürlük için alanlarda haykırıyor.
Rojavalı kadınlar… Kadın mücadele tarihine eşsiz bir deneyim armağan ettiler. Dünyada kadın olmak zor, Ortadoğu’da çok daha zor. Feodalizmin ve siyasal İslamın topluma, aileye, devlete yoğun bir şekilde sirayet ettiği bir bölgeden Rojava kadın deneyiminin çıkışı muazzam bir başarı ve umuttur, bir modeldir. Selam olsun Rojavalı kadınlara! Selam olsun bütün direnen kadınlara!
Biz kadınlar;
erkek şiddetine karşı bedenimizi,
yoksulluğa ve sömürüye karşı emeğimizi ve ekmeğimizi,
inkâr ve asimilasyona karşı kimliğimizi,
ayrımcılığa karşı inancımızı,
ırkçılığa karşı dilimizi,
ekokırıma karşı yaşam alanlarımızı,
nefrete karşı varlığımızı,
saldırılara karşı tüm tarihsel kazanımlarımızı savunduk, savunmaya devam edeceğiz.
Heyecanımızla, kahkahamızla, neşemizle, isyanımızla, varlığından güç aldığımız dostlarımızla bugün alanlarda olacağız. Geliyoruz, çünkü korkmuyoruz. Yürüyoruz, çünkü geceler de bizim, sokaklar da. Haykırıyoruz, çünkü değiştirme gücümüz var. 25 Kasım Kadın Gece Yürüyüşlerinde bütün kentlerde kadınları yürüyüşe bekliyoruz! Vardık, varız, var olacağız. Jin jiyan azadî."


