T24 Haber Merkezi
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Barışın eşiğindeyiz. Barışı demokratik bir zeminde inşa etmeli ve kalıcı hale getirmeliyiz. İzleyen, dar anlamda çıkar bekleyen değil; Türkiye halklarının geleceği için barış zeminini kuran özneler olmalıyız" dedi.
Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Barışın ve demokrasinin yolu açıktır. Yeter ki mücadeleden ve inanmaktan vazgeçmeyelim. Yeter ki bu hafta gerçekleşecek silah bırakma merasimi ve sonrasındaki süreçle bu ülkeyi gerçek bir barışla buluşturacak somut adımlar atalım… Buna ihtiyacımız var. Bu konuda artık ciddi bir evreye geçtiğimizi düşünüyorum.” dedi.
“12 askerin yaşamını yitirdiğini üzülerek öğrendik”
Tülay Hatimoğulları, Millî Savunma Bakanlığı'nın açıklamasına atıfla yaptığı değerlendirmede, “12 askerin yaşamını yitirdiğini üzülerek öğrendik. Yaşamlarını yitiren askerlerin ailelerine ve sevdiklerine başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Yaralılara da acil şifalar diliyorum.” dedi.
“Suruç'u unutmayacağız, unutturmayacağız”
Suruç Katliamı’na ilişkin açıklamada bulunan Hatimoğulları, “IŞİD'in gerçekleştirdiği saldırı sonucunda Suruç'ta 33 sosyalist genç yaşamını yitirdi. Suruç anmasının Türkiye'nin önemli bir gündemi olduğunu hatırlatıyor, buraya gelen ailelere teşekkür ediyorum. Suruç'u unutmayacağız, unutturmayacağız.” ifadelerini kullandı.
“Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin çağrısıyla Ankara’ya geldiler”
Grup toplantısının kadınların öncülüğünde gerçekleştirildiğini belirten Hatimoğulları, “Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin çağrısıyla çok kıymetli taleplerle Ankara’ya geldiler, açıklamalarını yaptılar. Ardından grup toplantımıza katılan tüm kadın yoldaşlarımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hoş geldiniz.” dedi.
Hatimoğulları, “Barış ve demokratik toplum çağrısıyla birlikte, sürecin asli özneleri olan kadınlar; her türlü baskıya, şiddete rağmen barış mücadelesi yürütmekten bir an olsun geri durmadılar.” diyerek şöyle devam etti:
“Dünyanın neresinde olursa olsun, savaş ve çatışmaların ağır bedelini biz kadınlar ödüyoruz. Savaşın yarattığı yoksulluğu, şiddeti, işsizliği, sömürüyü, tacizi, tecavüzü iliklerimize kadar biz kadınlar hissediyoruz.
Bu yüzdendir ki biz kadınların özgürlük mücadelesi aynı zamanda barışta ısrarın mücadelesidir.”
“Barış ve Demokratik Toplum Komisyonu Meclis kapanmadan kurulmalı”
DEM Parti Eş Genel Başkanı, barış sürecine dair Meclis'e çağrıda bulundu. “Çok önemli bir süreçten geçtiğimizi her fırsatta ifade ediyoruz. Barış sürecinin toplumsallaşması için Türkiye’nin dört bir yanında çalışmaya devam ediyoruz.” diyen Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı:
“Merkezi komisyonlarımız, il ve ilçe örgütlerimiz gece gündüz demeden sahada barışı ve demokratik süreci anlatıyor. Bu süreci başarıya ulaştırmak için Türkiye’nin sokaklarından, meydanlarından Ankara’nın siyasi koridorlarına uzanan köprüler inşa ediyoruz. Demokratik toplumu inşa ederek, özgürlükçü laikliğe, demokrasiye ve hukuka dayanan bir demokratik cumhuriyet istiyoruz.”
Hatimoğulları, “Bu vesileyle bir kez daha, Barış ve Demokratik Toplum Komisyonu’nun Meclis kapanmadan kurulması ve yaz boyunca çalışmalarını sürdürmesi gerektiğinin altını ısrarla çiziyoruz. Parlamento 86 milyona demokrasi ve barışı getirmek için mesai yapmalıdır.” dedi.
“Barışın ve demokrasinin yolu açıktır”
Tülay Hatimoğulları, çözüm sürecine ilişkin çağrısını şu sözlerle noktaladı:
“İzleyen, dar manada çıkar bekleyen değil; Türkiye halklarının geleceği için barış zeminini kuran özneler olmalıyız. Bu görev ve sorumluluk herkesindir. Barışın ve demokrasinin yolu açıktır. Yeter ki mücadelene ve inanmaktan vazgeçmeyelim. Yeter ki bu hafta gerçekleşecek silah bırakma merasimi ve sonraki süreçte bu ülkeyi gerçek bir barışla buluşturmak, somut adımlar atmak… Bunlara ihtiyacımız var.”
Hatimoğulları'nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
"Millî Savunma Bakanlığı'nın açıklamasıyla, 12 askerin yaşamını yitirdiğini üzülerek öğrendik. Yaşamlarını yitiren askerlerin ailelerine ve sevdiklerine başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Yaralılara da acil şifalar diliyorum.
IŞİD'in gerçekleştirdiği saldırı sonucunda Suruç'ta 33 sosyalist genç yaşamını yitirdi. Suruç anmasının Türkiye'nin önemli bir gündemi olduğunu hatırlatıyor, buraya gelen ailelere teşekkür ediyorum. Suruç'u unutmayacağız, unutturmayacağız.
Cudi’den İzmir’e, Bursa’dan Hatay’a ormanlarımız cayır cayır yanıyor. Bakan “elektrik hatları” diyor. O hatları kim özelleştirdi? Kim şirketlere peşkeş çekti? Peki, peşkeş çektin; neden denetlemedin? Milletvekillerimiz aylardır “Olası yangınlara hazır mıyız?” diye soru önergeleri verdi, tek bir yanıt alamadık.
Geçen yıl Çınar-Mazıdağı’nda aynı sebeple canlar, evler, ormanlar yandı. Tek bir önlem almadınız, tek bir kişi istifa etmedi. Oysa ilgili yetkililerin acilen istifa etmesi şarttır. Sizin yüzünüzden canları ve ormanları yitiriyoruz. Kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz. İş bu ülkeyi maden şirketlerine peşkeş çekmeye gelince, hiç erinmeden yapıyorsunuz. İşte bu yüzden felaketlerin sorumlusu sizsiniz.
Depremde, selde, yangında yardımımıza kim koşuyor? Biz koşuyoruz, halk koşuyor. Hep halk koşuyor. O zaman sormazlar mı: Devlet neden var? Yurttaş vergisini neden ödüyor? Bu vergiler nereye gidiyor?
Yangın bölgeleri acilen afet bölgesi ilan edilmelidir. Yangınların önlenmesi için afet programının hayata geçirilmesi elzemdir.
Bugün grup toplantımızı kadınlar öncülüğünde gerçekleştiriyoruz. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin çağrısıyla çok kıymetli taleplerle Ankara’ya geldiler, açıklamalarını yaptılar. Ardından grup toplantımıza katılan tüm kadın yoldaşlarımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hoş geldiniz.
Barış ve demokratik toplum çağrısıyla birlikte, sürecin asli özneleri olan kadınlar; her türlü baskıya, şiddete rağmen barış mücadelesi yürütmekten bir an olsun geri durmadılar.
Dünyanın neresinde olursa olsun, savaş ve çatışmaların ağır bedelini biz kadınlar ödüyoruz. Savaşın yarattığı yoksulluğu, şiddeti, işsizliği, sömürüyü, tacizi, tecavüzü iliklerimize kadar biz kadınlar hissediyoruz.
Bu yüzdendir ki biz kadınların özgürlük mücadelesi aynı zamanda barışta ısrarın mücadelesidir.
Bugün farklı kentlerden yüzlerce kilometre yol katederek, farklı mücadele zeminlerinden ortak bir amaç için binlerce kadın Ankara’da meydanlardaydı.
Kürt sorununda demokratik çözüm” diyerek, sorunun hukuki ve yasal bir zeminde çözümü için Meclis’i göreve çağırdı.
Şimdi siyasete düşen görev, kadınların taleplerine kulak vermek ve bu talepleri yerine getirmektir. Demokrasinin önündeki engelleri kaldırarak, barış içinde yaşamın önünü açmak ve kadınların sesine ses vermek gerekmektedir.
Hayatlarımız, haklarımız ve kazanımlarımız saldırı altındadır. İstanbul Sözleşmesi’nden resmî olarak çekilmenin üzerinden dört yıl geçti. Sadece 2024 yılında, 315 kadın erkekler tarafından katledildi.
“İstanbul Sözleşmesi yaşatır” diyerek eylem yapan kadınlar hakkında davalar açıldı. Kadın katilleri iyi hâl indirimleriyle serbest bırakılırken; barış isteyen sayısız kadın cezaevlerinde rehin tutuluyor.
Kürt kadınlar üzerinde özel savaş politikaları yürütülüyor. Kadınların mücadeleleriyle kazandığı nafaka hakkı, kürtaj hakkı ve mirasta eşitlik hakkı bugün gasp edilmek isteniyor.
Toplumsal cinsiyet kavramı ders kitaplarından çıkarılıyor. Onur Yürüyüşü’ne saldırılar ve tutuklamalarla nefret suçları körükleniyor.
Bir yandan çözüm ve müzakere süreci konuşulurken, diğer yandan kadınların haklarına ve kazanımlarına yönelik saldırıların devam etmesi büyük bir çelişkidir.
Barış, şiddetle inşa edilemez. Barış, yalnızca silahların susması değil; eşitsizliklerin, ayrımcılıkların ve cinsiyetçiliğin son bulduğu bir yaşamdır.
Dünya, derin yoksulluk, ekonomik durgunluk, eşitsizlik ve jeopolitik krizler sebebiyle yeni bir silahlanma yarışına girdi.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü verilerine göre, dünya Soğuk Savaş’tan bu yana en yüksek askerî harcama artışlarının yaşandığı günlerden geçiyor.
NATO’nun son toplantısında, askerî harcamaların Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 5’i oranında sağlanması kararlaştırıldı. Bu, askerî harcamaların yaklaşık 2,5 kat artırılması anlamına geliyor. Ekmeğimiz daha da küçülecek, silaha ayrılan bütçe ise yükselecek.
Ortadoğu, Tahran’dan Gazze’ye uzanan cephelerde bu savaşın adeta fragmanını yaşıyor.
İran’da başörtüsü takmak istemeyen kadınlar psikiyatri hastanelerine zorla götürülerek baskı altına alınıyor. Kürt kentlerinde ise güvenlik, şiddetle sağlanmaya çalışılıyor.
Irak’ta petrol ve bütçe üzerine yaşanan kavgalar ile merkezileşme çabaları, ülkenin kırılganlığını daha da derinleştiriyor.
Suriye’de tek kimlik dayatması, etnik ve dinsel kırım/katliamlar aracılığıyla daha büyük bir istikrarsızlık üretiyor.
İsrail’in “egemen güç olma” hedefiyle gerçekleştirdiği saldırılar ve bunlar üzerinden içeride meşruiyet yaratma çabası, bölgeyi ve kendi ülkesini adeta bir kan gölüne çevirdi. İran-İsrail savaşı, ne yazık ki kötü bir deneyim olarak tanıklık ettiğimiz bir sürece dönüştü.
Türkiye’nin geneline demokrasi, herkese nefes aldırır; barış umutlarını büyütür. Bu sebeple siyasi baskılardan vazgeçin.
Derdiniz yolsuzluksa, bağımsız heyetler oluşturalım. Başta kayyımlar olmak üzere tüm belediyeleri ve kamu ihalelerini araştırsın. Var mı ötesi?
Ne yazık ki bu siyasi gerilimler artık rekabeti aşmış, toplumsal ayrışmanın ve gerilimlerin kaynağı olmaya başlamıştır.
Gün, hesaplaşma değil; toplumsal birlik ve demokratik ortaklıkları büyütme günüdür.
Gün, Adana’nın bereketli Çukurovası’na; Antalya’nın portakal bahçelerine, Olimpos’a; Adıyaman’ın tarihi dokusuna, konteyner kentlerine gözaltıları ve tutuklamaları değil, barışı, demokrasiyi ve adaleti taşıma günüdür.
Bu sebeple, muhalefet belediyelerine dönük bu furya son bulmalıdır. Şu an gözaltında olan ve daha önce tutuklanmış bütün belediye başkanlarının serbest bırakılması şarttır. Barış, demokrasi, özgürlük diyorsak, bu tablonun hayata geçmesi gereklidir.
Çok önemli bir süreçten geçtiğimizi her fırsatta ifade ediyoruz. Barış sürecinin toplumsallaşması için Türkiye’nin dört bir yanında çalışmaya devam ediyoruz. Merkezi komisyonlarımız, il ve ilçe örgütlerimiz gece gündüz demeden sahada barışı ve demokratik süreci anlatıyor. Bu süreci başarıya ulaştırmak için Türkiye’nin sokaklarından, meydanlarından Ankara’nın siyasi koridorlarına uzanan köprüler inşa ediyoruz. Demokratik toplumu inşa ederek, özgürlükçü laikliğe, demokrasiye ve hukuka dayanan bir demokratik cumhuriyet istiyoruz. Bu vesileyle bir kez daha, Barış ve Demokratik Toplum Komisyonu’nun Meclis kapanmadan kurulması ve yaz boyunca çalışmalarını sürdürmesi gerektiğinin altını ısrarla çiziyoruz. Parlamento 86 milyona demokrasi ve barışı getirmek için mesai yapmalıdır.
DEM Parti İmralı Heyetimiz, silahsızlanmayla ilgili gelişmeler ve bölgemizde kritik gelişmeler yaşanırken Sayın Abdullah Öcalan’la önemli bir görüşme gerçekleştirdi. Bu vesileyle Sayın Öcalan’ın Türkiye halklarına, kadınlara ve gençlere selamlarını iletiyorum. Sayın Öcalan görüşmede, silahsızlanma süreciyle ilgili çok kritik bir eşikte olduğumuzu; bu eşiğin aşılmasıyla özgürlük, demokrasi ve hukukun esas alındığı bir sürece girilebileceğini ifade etmiştir. Süreç kapsamında atılacak adımlarla birlikte, Türkiye’nin genel demokratikleşmesine ve barışına ulaşmak için hepimize sorumluluklar düştüğünü vurgulamıştır. Biz de bu sürecin başarıya ulaşmasıyla Türkiye’de demokratik dönüşümün, hukukun ve özgürlüklerin kapısının ardına kadar açılması gerektiğini düşünüyoruz.
İmralı Heyetimiz dün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile önemli bir görüşme gerçekleştirdi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde tarihi bir haftaya girdik. Heyetimiz bu ziyarette, sürecin bugüne kadar geldiği aşamayı ve bundan sonra yapılması gerekenleri Sayın Cumhurbaşkanı ile istişare etmiştir. Bu tarihi haftanın en iyi şekilde geçmesiyle Türkiye’de siyasi ve hukuki engellerin kalkmasını; demokratik dönüşüm ve barışın kapılarının ardına kadar açılacağını canı gönülden temenni ediyoruz. Türkiye halklarının bu sürece desteği ve umudu her zamankinden büyüktür. Fakat bu destek ve umuda denk düşecek şekilde güveni de artırmak şarttır. Bu tarihi günler, tali günlere dönüştürülmemelidir. Biz DEM Parti olarak bunun için elimizden gelen her türlü çabanın içindeyiz. Bu anlamda daha fazla çalışacağız.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde en kritik haftalardan birine girmiş bulunuyoruz. 27 Şubat çağrısı ve 12 Mayıs kongre kararıyla başlayan süreçte, önümüzdeki yüz yılın kaderini belirleyecek anlardan biri gelip çattı. Bu an, hepimizin özlemini duyduğu barışın merasimi olacak.
Gazeteciler, siyasi partiler, emek ve demokrasi güçleri, kadın örgütleri… Hepsi bu tarihi anı izleyecek. Hepimiz bu tarihe tanıklık edeceğiz. Ancak bu tarihi an, zafer ya da yenilgi, kazanmak ya da kaybetmek anlamına gelmiyor. Bu başarı, 86 milyonun tarihi ve ortak başarısıdır.
Demokratik bir ülke ve halklarla inançlar arasındaki ilişkilerin eşitlik temelinde güncellenmesi, Türkiye’nin barışının en güçlü sigortası olacaktır.
Tarihi günlerin şafağındayız. Hepimiz bunun farkındayız ve kendimize güveniyoruz. Barışa ve demokrasiye olan inancımızdan, birlikte ve ortak yaşamı inşa edebileceğimize duyduğumuz güvenden dolayı kararlıyız.
Büyük mücadeleler verdik, büyük bedeller ödedik. Mutluluklarımız yarım kaldı, hayatlarımız eksik kaldı. Birçok genç yaşam toprağa düştü. Böylesi tarihi bir dönemeçte, bu duygunun ve fikrin hem beynimizi hem de yüreğimizi tamamen kaplaması gerekiyor. Kimsenin mesafe koymaması lazım.
Barışın eşiğindeyiz. Barışı demokratik bir zeminde inşa etmeli ve kalıcı hale getirmeliyiz. İzleyen, dar anlamda çıkar bekleyen değil; Türkiye halklarının geleceği için barış zeminini kuran özneler olmalıyız. Bu görev ve sorumluluk hepimize aittir. Barışın ve demokrasinin yolu açıktır. Yeter ki mücadeleden ve inanmaktan vazgeçmeyelim. Yeter ki bu hafta gerçekleşecek silah bırakma merasimi ve sonrasındaki süreçle bu ülkeyi gerçek bir barışla buluşturacak somut adımlar atalım… Buna ihtiyacımız var.
Bu konuda artık ciddi bir evreye geçtiğimizi düşünüyorum."
Devam edecek...


