T24 Haber Merkezi
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Meclis'te kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun İmralı'da PKK lideri Abdullah Öcalan'la yapılan görüşmeye ilişkin tutanakları kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşması gerektiğini belirterek, çatışmalı sürecin kalıcı barışla sona erdirilmesi için cesur ve kararlı adımlar atılmasını istedi. Doğan, bu kapsamda hazırlanacak "barış ve demokratik entegrasyon yasalarının" yanı sıra, gündemdeki 11. Yargı Paketi'nde infazda eşitlik, kadın ve çocuklara yönelik suçlarda cezasızlıkla mücadele ve ifade özgürlüğünün korunması ilkelerinin gözetilmesi çağrısında bulundu.
İmralı görüşmesinde "şeffaflık" çağrısı
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin MYK toplantısının ardından gündeme dair açıklamalarda bulundu. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun İmralı Adası'na giden ve AKP, MHP ile DEM Parti temsilcilerinden oluşan üç kişilik heyetin PKK lideri Abdullah Öcalan'la yaptığı görüşmenin, üç katılımcının da imzaladığı tutanak haliyle komisyonda okunmasını ve kamuoyuyla açık biçimde paylaşılmasını istedi.
Komisyonun bugüne kadar yaptığı tüm dinlemelerin TBMM'nin resmî internet sitesinde yayımlanan diğer tutanaklar gibi takip edilebilmesi çağrısında bulunurken, İmralı görüşmesiyle ilgili notların da hiçbir tercümeye ve dolaylı anlatıma ihtiyaç duymadan, doğrudan mesajları içerecek şekilde şeffaflaştırılması gerektiğini vurguladı.
"Çekimser değil, cesur ve kararlı bir siyasi yaklaşımda ısrar edilmelidir"
Çatışmalı sürecin kalıcı biçimde sonlandırılmasının “en kritik konu” olduğunu belirten Doğan, bu adımın gereği olan yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesinin toplumun en büyük beklentisi olan demokratikleşmenin önünü açacağını, bu nedenle çekimser ve tereddütlü değil, cesur ve kararlı bir siyasi yaklaşımda ısrar edilmesi gerektiğini ifade etti.
Komisyonun hazırlayacağı raporun ardından Meclis Genel Kurulu ve ilgili tüm komisyonların; barış yasaları, demokratik entegrasyon yasaları, toplumsal bütünleşme ve özgürlüklerin güvence altına alınmasına dönük hukuki düzenlemeler için mesai yürütmesi gerektiğini söyleyen Doğan, tüm siyasi partilere bu başlıklarda “açık ve cesur biçimde pozisyon alma” çağrısı yaptı.
11. Yargı Paketi ve "infazda eşitlik" ilkesi
11. Yargı Paketi'ne ilişkin değerlendirmesinde partisinin “infazda eşitlik” ilkesini tartışmaya kapalı, temel bir tutum olarak savunduğunu hatırlatan Doğan, bu ilkenin yalnızca mevcut paket için değil, bundan sonra yapılacak tüm yasal düzenlemelerde esas alınmasının zorunlu olduğunu dile getirdi.
Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet ve istismar suçlarında yıllardır süren cezasızlık kültürüne karşı mücadele ettiklerini vurgulayan Doğan, hukuk, eşitlik ve adalet ilkesini gözetmeyen, bu alanda gerçek bir iyileşme sağlamayan hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceklerini, teşvik edilmesi gerekenin “cezasızlığın değil, cezasızlık kültürünün ortadan kaldırılması” olduğunu söyledi.
11. Yargı Paketi komisyonda: İşte kabul edilen ilk 15 madde
Paket kapsamında gündeme gelen erişim engeli ve bant daraltma düzenlemelerine de dikkat çeken Doğan, ilk ihlal şüphesinde getirilecek kısıtlamaların düşünce ve ifade özgürlüğü alanını daha da daraltacağı uyarısında bulunarak, yıllardır savundukları tutumun, “düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü alanını daraltmak değil, genişletmek” olduğunu hatırlattı.
Doğan'ın açıklamalarından öne çıkan satır başları şu şekilde:
"Dün takip edebilenler biliyordur, Merkez Yürütme Kurulumuz toplandı ve pek çok başlığı tartıştık. Bugünkü buluşmamızın nedeni de Merkez Yürütme Kurulumuzda tartıştığımız başlıklara ilişkin partimizin, özellikle son günlerdeki tartışmalara dair tutumunu yeniden hatırlatmak ve bundan sonrasıyla ilgili bazı planlamalar konusunda sizleri bilgilendirmektir.
Şimdi tabii, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'yle başlayan ve Merkez Yürütme Kurulumuzda da ele aldığımız, Türkiye'de çeşitli başlıklarda, özellikle Kürt meselesinde yaşanan son gelişmeler; onurlu, eşit, adil, kalıcı, demokratik bir barış imkânını ortaya çıkardı. Bunun ilk günden beri ne kadar değerli olduğunu, ne kadar önemli olduğunu ve ne kadar ender rastlanan bir an olduğunu söylüyoruz, böyle değerlendiriyoruz.
Bu imkânı, eski alışkanlıkların, siyasi çıkarların gölgesindeki tartışmalardan kurtarmak gerekiyor. Bizim çabamız bunun içindir. Toplumun beklentisi de ender rastlanan bu barış imkânının artık yasalarla güvence altına alınması ve yeni bir toplumsal bütünleşme için gerekli hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesine dönük adımların atılmasıdır.
Kalıcı barış kadar hayati bir konuya dair tartışmalar da gündelik siyasetin yerleşik kalıplarına, dar yaklaşımlarına, siyasi çekişme ve rekabetlerin gölgesine sıkışmamalı, bu şekilde sürdürülmemelidir. DEM Parti böylesi bir zaman diliminde tutum koyma ihtiyacı hissetti. Onlarca yıldır süren bir çatışma halinin kalıcı ve adil bir barışla sonuçlanması için çaba sarf etmek, bunun başarıya ulaşması için gayret göstermek, toplumun beklentisidir.
Yine toplumun beklentisi; kutuplaştıran değil buluşturan bir siyaset, karşı karşıya gelmek değil, hele muhalefetin birbiriyle karşı karşıya gelmesi hiç değil, birlikte ve omuz omuza mücadele etmektir. Bu yüzden bizim çağrımız son derece açık: Son günlerdeki tartışmalara dönük olarak, geçmişin cellatlarını yarıştırmak yerine geleceğin onurlu barışını kurmak için hep birlikte çaba içinde olalım.
Herkes hatasını, rolünü, sorumluluğunu cesaretle konuşsun ama bunu yeni bir ayrışmanın değil, ortak bir yüzleşmenin, onarıcı bir adaletin kapısını aralamak için hep birlikte yapalım. İhtiyaç duyduğumuz tam olarak budur ve toplum da bunu teyit ediyor. O hâlde ne bekliyoruz? Hadi yapalım. Hep birlikte el ele, omuz omuza… Yapılacaklar belli, yol haritası apaçık ortada. Bugüne kadar yapılagelenlerin başarısızlıkla sonuçlandığı ve hepimize çokça kaybettirdiği de aşikâr. Daha fazla zaman kaybetmeyelim.
Şimdi bu bağlamda önemli bir konu; şu anda sevgili Türkiye halklarının da bir yandan gözü kulağı nerede? Meclis komisyonunda. Niye Meclis komisyonunda? Çünkü çok tarihsel bir işlevle yola çıktı bu komisyon ve bu işlevin sonuna doğru yaklaşıyor. Artık bu son aşamada neler yapılacak, ikinci aşama nasıl şekillenecek; bir yandan da Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun bundan sonraki planlaması merak ediliyor. Elbette bugünkü toplantıda en merak edilen konulardan biri de buydu.
Niye? Çünkü bu komisyon tarihi bir karar verdi. Evet, eksik bir temsiliyetle verildi bu karar. Ne yazık ki İmralı Adası'na giden heyet ve Sayın Öcalan'la yapılan görüşme tüm siyasi partilerin katılımıyla gerçekleştirilmeliydi. Ancak öyle olmadı. Buna rağmen yola devam etmemiz gerekiyor, yapılması gerekenler var.
Bugün de orada yapılan görüşme gündemiyle ve bugüne kadar hazırlanmasını beklediğimiz rapor gündemiyle toplandı komisyon. Yapılan açıklamadan ve kamuoyuna verilen bilgilerden bunu biliyoruz. Bu tarihsel işlevin sonuna doğru yaklaşıldığını söyledik. Partimiz, bu komisyonun yapacağı yasal düzenlemelere ilişkin çalışmaların etkili ve kalıcı bir sonuca ulaşması ve sonrasında atılacak adımların gerçekleşmesi için her türlü çabayı göstereceğini, bu konudaki sorumluluğunun farkında olduğunu defalarca dile getirdi.
Daha önce de sizlerle paylaştık. Hatta şunu da ifade ettik: Bir yandan ilgili kurullarımız çalışırken, öte yandan yıllardır sürdürdüğümüz çalışmaların yanı sıra bu sürece özgü birtakım hazırlıkların yapılabilmesi için bizim çalışmalarımızın bu komisyonun kurulma aşamasından önce başladığını söyledik. Niye? Çünkü bunlar Türkiye'nin demokrasisini ilgilendiren, Türkiye'deki demokrasi yoksulluğunu giderebilecek, demokratikleşme yönünde adımlar olarak değerlendirilmesi gereken konu başlıklarıdır.
Bu sebeple bizim hukuk komisyonumuz bir yandan çalışıyordu, bir yandan insan hakları komisyonumuz çalışıyordu, bir yandan Merkez Yürütme Kurulumuzun bu konuda çalışmaları vardı. Öte yandan Meclis komisyonuyla partimiz arasındaki koordinasyonu sağlayabilmek için bir komisyon koordinasyonu kurduğumuzu da sizlere ifade etmiştik. Dolayısıyla koordinasyonumuz da çalışıyordu.
Şimdi tartışma şu: Bu konuda hem Meclis Başkanı'nın hem de komisyon başkanı olan Sayın Kurtulmuş'un yaptığı bir açıklama saatlerdir tartışılıyor. Bu açıklamaya göre, günlerdir bunun üzerinden spekülasyon yapılıyor biliyorsunuz. Biz buradan çağrımızı yineledik. Ne dedik? Parti olarak çok açık bir biçimde şunu söyledik: Bu sürecin toplumsallaşması ve sürecin şeffaflığı bizim açımızdan hayati bir önem taşıyor. Çok kritik bir değeri var.
Süreç şeffaf ilerlemeli ve toplumla paylaşılması gereken her şey ama her şey hiçbir şekilde gizlenmeden paylaşılmalı. Yani komisyonun bugüne kadar yaptığı tüm dinlemelerin tutanaklarına biz nereden ulaşıyoruz? Meclis'in internet sitesinden, TBMM'nin resmî internet sitesinden. O komisyona gelip orada görüşlerini, önerilerini anlatan herkesin anlatılarına ulaşabiliyoruz sevgili Türkiye halkları ve kimin ne önerdiğini görebiliyoruz. Yine komisyon başkanı Sayın Kurtulmuş'un açılış konuşmalarını canlı bir biçimde izleyebildiğimiz gibi, daha sonra komisyon tartışmalarını da açık bir biçimde bu tutanaklardan görebiliyoruz.
Bizim parti olarak önerimiz neydi? Daha önce de bu öneriyi burada açıkça ifade ettik. Dedik ki: Üç katılımcının, yani Adalet ve Kalkınma Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi adına giden üç üyenin; İmralı Adası'na gidip Sayın Öcalan'la yaptıkları görüşmeye ilişkin üç katılımcının da imzaladığı tutanak, açık bir şekilde komisyonda okunmalı. Hiçbir şey gizli kalmamalı.
“Şöyle başlıklar istendi, böyle talepler yoktu, şu vardı bu yoktu” gibi tercümelere gerek yok. Dolaylı anlatıma gerek yok. Doğrudan anlatıcısı olanın mesajları kamuoyuna ve komisyona aktarılmalı. Komisyona aktarılan bu görüşler açık biçimde paylaşılmalı ve bunlara da isteyen herkes ulaşabilmelidir.
Buradan çağrımızı yeniliyoruz: Şu anda komisyon toplantı hâlinde. Ümit ederiz ki oradan çıkacak karar bu şekilde olur. Aksi takdirde bu kabul edilemez. Gizli saklı olmayan her şeyi kamuoyuyla paylaşmak gerekir. Bugüne kadar hiçbir şey gizli saklı yürütülmedi; gizli saklı olmasın, aracıya da gerek yok.
Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı'nın daha önce katıldığı komisyon toplantıları ne oldu? İstisnai bir şekilde kapalı yapıldı. Ama o toplantılarda konu dinleme değildi mesela, bilgilendirmeydi. Burada ise bir dinleme söz konusu. Ana aktörü Sayın Öcalan'ın, geldiğimiz aşamada tam da ikinci aşamaya geçişi sağlayabilecek görüşlerinin, o tutanağı imza atan üç katılımcının, heyette bulunan üç katılımcının imza koyduğu haliyle orada okunup aktarılmasını istiyoruz. Bu konuda da kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini söylüyoruz.
Yine biz daha önce burada ifade ettik, dedik ki: Tarihsel bir eşiğin kalbindeyiz, ikinci aşamaya geçişle ilgili… Yeri gelmişken bir daha söyleyelim: DEM Parti olarak tüm siyasi partilerin bundan sonra demokratikleşme için ortak çalışması gerekir. Eğer bu bir Türkiye meselesiyse ve öyle yaklaşıyorsak; toplumsallaşmasını istiyorsak, şeffaflık talep ediyorsak, adalet ve demokrasi talep ediyorsak ve toplumun bu konuda ihtiyacının büyüklüğü konusunda ortak bir mutabakatımız varsa –ki var– farklı siyasi partiler, farklı siyasi görüşler, farklı siyasi programlara, eğilimlere, ideolojilere sahip olabiliriz; ama Türkiye'nin tamamını ilgilendiren bu başlıklarla ilgili ortak bir tutum belirlememiz gerekir.
Ve bu ortak tutumu geri dönüşsüz bir biçimde belirlemek gerekir. Ne için? Adalet için, demokrasi için, eşit bir kardeşlik hukuku için. Bu geri dönüşsüz hâli nasıl ifade edebiliriz? Kararlılıkla, siyasi cesaretle ve iradeyle. Biz, bütün siyasi partilerin böyle yaklaşmasını ümit ediyoruz ve bu konuda da elimizden geleni fazlasıyla yapmaya hazır olduğumuzu ve yapmakta olduğumuzu yinelemek istiyoruz.
Çatışmalı sürecin, sevgili Türkiye halkları, sonlandırılması ve kalıcı bir biçimde nihayete erdirilmesi hepimizin ortak geleceği açısından en kritik konudur. Bu adımın gereği olan yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi de toplumdaki en büyük beklenti olan demokratikleşmenin önünü açacaktır. Bu konuda kimsenin şüphesi yok. Yani çekimser, tutuk, tereddütlü değil; cesur ve kararlı bir yaklaşıma ihtiyaç var.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci ve komisyonla ilgili değerlendirmelerimizi şimdilik bu şekilde aktaracağız sizlere. Çünkü bundan sonrası, komisyonun raporla ilgili alacağı karardır. Yani yasal düzenlemelerle ilgili tavsiye niteliğinde bir hazırlık çıkmasını bekliyoruz oradan. Her siyasi parti kendi hazırlığını paylaşacak ve bu, ortak bir çalışmaya dönüşüp, bundan sonraki dönemde de Genel Kurul'un artık bu konuyla ilgili mesai yapması gerekecek. Hatta Meclis'teki tüm ilgili komisyonların; barış yasaları, demokratik entegrasyon yasaları, nasıl bir toplumsal bütünleşme, demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılması, özgürlük yasaları gibi hukuki düzenlemeler için mesai yapması gerekiyor. Tüm siyasi partiler de bu konuda açık ve cesur bir biçimde pozisyon almalı.
Tüm bu tartışmalar bir yandan On Birinci Yargı Paketi'nin ne yazık ki gölgesinde ilerliyor. “Ne yazık ki” diyoruz, çünkü beklenen gerçekleşmiyor. “Düzeltme” adı altında gelen, “iyileştirme” olarak sunulan hiçbir şeye DEM Parti karşı değil. Aksine, bugüne kadar yapılmayanların yapılmasını teşvik eden bir siyasal pozisyonumuz var ve bunun için mücadele eden bir pozisyonumuz var. Bundan sonra da bu pozisyonumuzu her koşulda güçlendireceğiz ve bunun için gerekli muhalefeti de her zeminde yapacağız; gerektiğinde alanda, gerektiğinde Meclis'te… Bizim için her yer bir demokratik mücadele zemini.
On Birinci Yargı Paketi çok eleştiriliyor. Öte yandan paketle ilgili çok ciddi beklentiler de var. Malum, bu Onuncu Yargı Paketi tartışmalarından ve o dönemde yapılmayanlardan kaynaklı olarak bu şekildedir. Biz ilkesi tutumumuzu hatırlatmak isteriz: İnfazda eşitliği savunuyoruz. Bu bizim için tartışmasız, tartışmaya kapalı bir konudur. İnfazda eşitlik ilkesi bu yargı paketinde de dikkate alınmalı, bundan sonra yapılacak tüm yasal düzenlemelerde de dikkate alınmalıdır.
Yine bizim ilkesel tutumumuz, çok tartışma konusu olan bir başka konuda da nettir: Kadınlara ve çocuklara karşı işlenen suçlar, şiddet ve istismar… Yıllardır biz buna karşı mücadele ediyoruz. Özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet ve istismarla ilgili cezasızlık kültürüne karşı mücadele ediyoruz. Teşvik edilmesi gereken şey nedir biliyor musunuz? Tam tersi yönde, bu cezasızlık kültürünün ortadan kaldırılmasıdır.
İşte bu konuda “aman efendim, düzeltiyoruz, iyileştiriyoruz” denilerek, hukuk, eşitlik ve adalet ilkesi gözetilmeksizin atılan adımları kabul edemeyiz. Yine söylüyorum: Hiçbir iyileştirmeye, düzeltmeye karşı değiliz; hukuk ve eşitlik ilkesi uygulandığı sürece… Hukuk, eşitlik ve adalet ilkesi gözetilmeyen, bizim mücadele nedenimiz olan konuları iyileştirmeyen hiçbir pakete ilişkin farklı bir tutum sergilememiz de, farklı bir söylem geliştirmemiz de mümkün değildir. DEM Parti'nin ilkesel tutumunu bu çok tartışılan konuya ilişkin bir kez daha paylaşmak isterim.
Bu pakette yalnız bunlar yok tabii; dikkat çekmemiz gereken pek çok başlık var. Arkadaşlarımız zaten bu konuyla ilgili Meclis'te de günlerdir partimizin görüşünü ifade ediyorlar. Erişim engeli var, bant daraltma düzenlemeleri var. İlk bakışta ihlal gördüğünde erişim engeli getirilebilecek, bu kararlara uymayan platformlara bant daraltma yaptırımı uygulanacak.
Şimdi bunlar yıllardır tartışılıyor ve biz yıllardır şunu söylüyoruz: Düşünce ve ifade özgürlüğünün alanı genişletilmeli, daraltılmamalı. Yani daraltmak için gerekçeler bulmak yerine, illa gerekçe aranıyorsa, bu hukuki düzenlemelerde düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran, demokratik siyaset alanını genişleten, insanların fikirlerini korkusuzca ve açık bir biçimde söyleyebilmelerine imkân tanıyan düzenlemeler yapılmalıdır.
Yine sevgili arkadaşlar, değerli Türkiye halkları; Merkez Yürütme Kurulumuzun gündeminde olan bir başka önemli konu da biliyorsunuz bütçe görüşmeleridir. Önümüzdeki günlerde Genel Kurul'da, önümüzdeki hafta itibarıyla görüşülmeye başlanacak. Sizler de 2026 bütçesini takip ettiniz; bizler de sıkça vurguladık ve Plan Bütçe Komisyonu boyunca hemen her gün orada muhalefetimizi en güçlü biçimde ifade ettik, ifade etmeye çalıştık.
Bundan sonra da devam edeceğiz. Niye devam edeceğiz? Çünkü biz 2026 bütçesinin işçinin, emeklinin, asgari ücretlinin, gençlerin, kadınların, çocukların, açlık sınırının altında hayata tutunmaya çalışanların bütçesi olmadığını gayet iyi biliyoruz. Kimlerin sırtının sıvazlandığını da gayet iyi biliyoruz.
2026 bütçesinin, 2025 bütçesinden hiçbir farkı olmadığı gibi, bu ülkenin derinleşen yoksulluğuna çare üretmediğini, ne yazık ki bu derdi dert edinmediğini görüyoruz. Genel Kurul'da da bu konudaki muhalefetimizi sürdüreceğiz."
Taşacak Bu Deniz, Kızılcık Şerbeti'nin tahtını nasıl salladı? |



