İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu'ndan 485 maden sahasının ihale sürecinden vazgeçilmesi çağrısı: Toplam alan İstanbul'un yüz ölçümünden büyük!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu'ndan 485 maden sahasının ihale sürecinden vazgeçilmesi çağrısı: Toplam alan İstanbul'un yüz ölçümünden büyük!

istanbul barosu

İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu, doğal varlıkları, yaşam, orman ve tarım alanlarını tehdit eden ihale süreçlerinden vazgeçilmesi için açıklama yaptı. 

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu ile Afet Hukuku ve Koordinasyon Merkezi, doğal varlıkları, yaşam, orman ve tarım alanlarını tehdit eden ihale süreçleriyle ve 6 Şubat depremleri sonrasında yürütülen yargı süreçleriyle ilgili basın toplantısı düzenledi. Baro binasında düzenlenen toplantıda açılış konuşmasını İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu yaptı. Kaboğlu, deprem ve çevre sorunlarının birbirinden bağımsız olmadığına vurgu yaptı.

"İhale alanlarının toplamı İstanbul'un yüz ölçümünden büyük"

Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu adına hazırlanan ortak açıklamayı avukat Atahan Yılmazer okudu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden Ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından 07 Şubat'ta yayınlanan ilanla 485 maden sahasının ihaleye açıldığını hatırlatan Yılmazer, şöyle konuştu:

'İhale ilanında belirtilen maden sahalarının toplam büyüklüğü 548 bin 696 hektar olup İstanbul'un yüz ölçümünden büyük bir alandır. Bu alanın yaklaşık üçte biri orman, tarım, mera ve su havzası niteliğindedir. Mart ayı itibarıyla ihaleler başlamış, bugüne kadar binlerce hektara tekabül eden 296 sahanın ihalesi tamamlanmış, bugün itibarıyla da ihaleler devam etmektedir. İhaleye çıkarılan alanların büyük kısmı dördüncü grup madenler olarak adlandırılan ve ağır metal tehlikesi içeren madencilik faaliyetleri kapsamındadır. Kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olan söz konusu ihale süreci komisyon olarak tarafımızca da yakından takip edilmektedir. Ülkemizin doğal ve kültürel varlıklarının, tarım alanlarının, ormanlarının, su varlıklarının ve meraların madencilik faaliyetlerine kolayca açılmasını öngören; itiraz, idari başvuru ve dava yollarının sınırlandırılmasının yanı sıra yurttaşlarımızın yıllardır idare mahkemelerinde verdiği mücadele sonucu oluşan içtihatları ve hukuki kazanımları bertaraf eden ve anayasaya, uluslararası sözleşmelere doğal ve kültürel varlıkları koruma altına alan sair mevzuatlara aykırılıkları komisyonumuzca da vurgulanan 7554 sayılı yasa 24 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.'

Yasanın yürürlüğe girmesinden sonraki ihale ve yargı süreçlerini anlatan Yılmazer, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Muğla-Milas-İkizköylü yurttaşların Danıştay ve İdare Mahkemesi'nde açtıkları davalar devam ederken acele kamulaştırma işlemine konu taşınmazlarda yapılan keşfe itirazını dile getiren ve anayasal hakkını kullanan köylülerden Esra Işık, anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca tutuklama koşulları oluşmamasına rağmen tutuklanmıştır. Geldiğimiz noktada yaşam hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği, çevre hakkı, mülkiyet hakkı gibi temel hak ve hürriyetler ve en nihayetinde yurdumuzun doğal ve kültürel varlıklarının geleceği açısından süreç daha kaygı verici bir hâl almıştır. 9 maden işçisi yurttaşımızın maden faciasında hayatını kaybettiği Erzincan İliç'te, yine Bursa Yenişehir'de, Giresun Şebinkarahisar'da, Uşak Eşme'de ve Ordu Fatsa'da yaşadığımız acı deneyimler, kamu denetiminden uzak ve itiraz mekanizmalarının işletilmediği madencilik faaliyetlerinin insana, canlılığa ve doğaya ne derecede telafisi imkânsız zararlar verdiğini göstermiş, kamu yararı kavramının kısa vadede elde edilecek kârdan ibaret olmadığını ortaya koymuştur.

İlgili İçerikler