Patlayan binlerce havai fişeği ve ışıl ışıl yılbaşı ağaçları ile süslenen Reykjavík sokakları…
Bu ışıltılı tablonun ardında, İzlanda’nın kadim kültüründe yaşayan bambaşka bir gelenek var: Yule Lads (Jólasveinar), yani Noel Trolleri.
Ancak bu geleneğin geçmişine bakmadan önce, biraz ürkütücü bir gerçeğin de notunu düşmeliyim: Bugün karşımıza çıkan o "uysallaştırılmış" İzlanda Noel figürlerini bir kenara bırakın. Bugün en sert korku filmlerinde bile gözlerimizi kaçırdığımız pek çok karanlık detay, yüzyıllar boyu İzlandalı çocukların hem yeni yıl heyecanının hem de korku dolu gecelerinin asıl kahramanı olmuş.
Gözünüzde şöyle bir aile tablosu canlandırın: Büyük bir kazanın başında oturan, 13 kişilik trol ailesinin lideri, annesi ve bu anlatının belki de en karanlık yüzü olan "anne trol" karakteri: Grýla.

Grýla: Dağların ve 13 Noel beyinin korkunç annesi
Grýla, İzlanda folklorunun kuşkusuz en korkutucu ve hafızalara en derin kazınmış olan figürü. Dağlarda yaşayan bu devasa trolün en bilindik özelliği ise Noel boyunca yaramazlık yapan çocukları toplaması ve evet, yanlış duymadınız onları yemesi. Kendisi aynı zamanda, birazdan tanışacağımız o meşhur 13 Noel Beyi’nin de annesi.
İsmi ilk kez 13. yüzyıldaki metinlerde geçse de Grýla’nın yılbaşı ile yan yana gelmesi 17. yüzyılı buluyor. Tarihi anlatılarda o; dev toynakları ve 15 farklı kuyruğuyla karşımıza çıkıyor. Bu kuyrukların ucunda taşıdığı torbalarda ise akşam yemeği için kaçırdığı o "yaramaz" çocuklar var.
Noel döneminde dağlardan inen bu vahşi ve doymak bilmeyen trolün hayatından üç koca geçmiş. Bunlardan en bilineni ise sonuncusu, yani dünyalar tembeli Leppalúði. Leppalúði ne avlanmaya yardım eder ne de Grýla gibi mağaranın dışına adım atar. Onun tek işi, Grýla’nın getirdiği çocuklardan yapılan devasa yahniye ortak olmak ve mağarasında yan gelip yatmak. Geleneklerdeki ve toplumlardaki erkek rollerinin yüzyıllardır pek de değişmediğini de araya sıkıştırmış olalım. Ancak Grýla, bu tembel kocasına gösterdiği sabrı ilk iki eşi Boli ve Gustur’a göstermemiş; onları "çok sıkıcı" bulduğu için yiyerek ortadan kaldırmış.
Anne trolü ve onun bu hikâyedeki yerini kavradıktan sonra sıra; birbirinden çılgın, ürkütücü ve garip özellikleriyle İzlandalı çocuklara hem korku salan hem de yeni yılı müjdeleyen 13 oğluna geliyor.

Yeni kıyafet giymeyenleri bekleyen tehlike: Jólakötturinn (Yeni Yıl Kedisi)
Ancak tüm folklorik hikâyelerde olduğu gibi, buradaki kurgunun da aslında gündelik hayata bir katkı sağlaması beklendiğini unutmamak gerek. Bunun en çarpıcı örneği, anne Grýla’nın meşhur kedisi Jólakötturinn olabilir. Korkunç dişlere ve pençelere sahip, kırmızı gözlü bu dev kedi; yeni yıldan önce kendine yeni bir kıyafet edinmeyen çocukları, hatta yetişkinleri bile yiyor!
Buradaki "yeni" kavramını bir alışveriş çılgınlığı gibi düşünmeyin; tam tersine, bu bir üretime teşvik. İzlanda’nın en güçlü değerlerinden biri olan "örgü" geleneğini yaşatma çabası aslında bu. Zira İzlanda; dünyaca ünlü yünleri sayesinde Lopapeysa olarak bilinen o meşhur kazaklarını ve yünlü ürün kültürünü bugün hâlâ büyük bir gururla sürdürüyor.
Genellikle Grýla’nın evcil hayvanı olarak anlatılan Jólakötturinn, fiziksel olarak sıradan bir kediden çok daha büyük ve ürkütücü. Karanlık kürkü ve tehditkâr bakışlarıyla kış gecelerinin sessizliğinde dolaştığına inanılan bu dev kedi, bugün artık "çorap ve kazak" hediye etmenin bir sembolü haline gelmiş durumda. Modern dünyada hikâyesindeki korku dozu biraz düşürülmüş olsa da o, hâlâ İzlanda kışının en disiplinli ve fısıldanarak anlatılan en ürkütücü figürlerinden biri.

13 çılgın trol ve hediyeleşme geleneği
Tüm İzlandalı çocuklar (8 yaşındaki kızımız da dahil), 11 Aralık gecesinden itibaren her gece uyumadan önce ayakkabılarının bir tekini camın önüne bırakıyor. Heyecanla, bu 13 çılgın trolün onları ziyaret etmesini ve ayakkabılarının içine birer "eşya" bırakmasını bekliyorlar. "Hediye" yerine "eşya" diyorum çünkü ayakkabının içine o gün gelecek olan trolün tarafından ne bırakılacağı, tamamen çocuğun o günkü yaramazlık düzeyi ile ilgili.
Gün içinde uslu duran çocuğun ayakkabısından sevincine sevinç katacak küçük bir hediye; yaramazlık yapanın ayakkabısından ise olabildiğince çürük ve iştah kaçıran bir patates çıkıyor.
Kızımla yaptığımız sohbetlerden biliyorum; okullarında bu ritüel o kadar önemli ki, sabah buluştuklarında konuştukları ilk şey bu oluyor. Kimin ayakkabısından patates çıktı, kiminki boş geçmedi, uykularında trolün sesini duyan oldu mu... Aslında bu durum, çocukların hayal dünyasıyla İzlanda’nın o köklü kültürel kodlarının birleştiği, gerçekten şahane bir sabah sohbeti ve sürdürülmesi çok önemli.
Peki kim bu 13 Noel beyi?
Geceleri uyuyan çocukların ayakkabılarına çürük patates ya da hediye bırakan 13 kardeş kimlerden oluşuyor? Her birinin ismi, aslında yapmaktan en çok keyif aldıkları yaramazlığı (eskiden vahşeti) anlatıyor. 12 Aralık’ta ilk kardeşin gelmesiyle başlayan bu serüven, 24 Aralık’a kadar her gün bir yenisinin dağdan inmesiyle devam ediyor. Ancak bu trollerin hikâyesi sadece yaramazlıktan ibaret değil; aslında her biri İzlanda’nın o meşhur, sert kış aylarındaki kıtlığı ve hayatta kalma çabasını simgeliyor.
Eskiden o kadar korkutucu kabul ediliyorlarmış ki, 1746 yılında çıkan bir kraliyet kararnamesiyle ebeveynlerin çocuklarını bu trollerle korkutması resmen yasaklanmış. O yıllarda Danimarka sömürgesindeki İzlanda’nın çıkan bu yasa ile anlatılardaki vahşet ögelerinin yoğunluğunu görünürde azaltmış olduğu ama halk içinde ve özellikle geleneksel yaşamı sürdürmekte kararlı olan ailelerde eskisi gibi sürdürülmekte olduğu da bilinen bir gerçek. İşte o günden sonra, bugün bildiğimiz daha "uysal" ve hediye getiren hallerine bürünmüşler.

İşte o 13 Noel beyi ve özellikleri;
- Stekkjastaur (Koyun Ağılı Budalası): Sürülere dadanıp koyunları rahatsız eder. Bacakları tahta gibi kaskatı olduğu için yürürken biraz zorlanır.
- Giljagaur (Dere Yatağı Budalası): Ahırlara sızıp sütlerin köpüğünü çalmaya bayılır.
- Stúfur (Bodur): Diğerlerine göre daha kısadır, mutfaktaki tavaların dibinde kalan yemek kalıntılarını sıyırır.
- Þvörusleikir (Kaşık Yalayıcı): En büyük hobisi, üzerinde yemek kalmış tahta kaşıkları yalamaktır. O kadar zayıftır ki bu tutkusu onu bitap düşürür.
- Pottaskefill (Tencere Kazıyıcı): Yıkanmamış tencerelerin dibini temizlemeyi kendine görev edinmiştir.
- Askasleikir (Kase Yalayıcı): Yatakların altına saklanıp insanların elindeki yemek kaselerini kapmak için fırsat kollar.
- Hurðaskellir (Kapı Çarpan): Gecenin bir yarısı kapıları sertçe çarparak herkesi uykusundan sıçratır. En büyük eğlencesi gürültü yapmaktır.
- Skyrgámur (Skyr Oburu): İzlanda’nın meşhur yoğurdu Skyr’a karşı aşırı bir zaafı vardır, fıçıları boşaltır.
- Bjúgnakrækir (Sosis Hırsızı): Mutfaklarda asılı duran sosisleri kapıp kaçar.
- Gluggagægir (Pencere Dikizci): Pencerelerden içeri bakıp içeride çalabileceği güzel bir şey olup olmadığını kontrol eder. Aslında biraz da dışarıdaki soğuktan kaçıp içeriye özenir.
- Gáttaþefur (Kapı Eşiği Koklayıcısı): Kocaman bir burnu vardır, Noel ekmeklerinin kokusunu kilometrelerce öteden alır.
- Ketkrókur (Et Çengeli): Uzun bir çengelle bacalardan uzanıp asılı duran etleri çalar.
- Kertasníkir (Mum Dilencisi): Eskiden mumlar hayvansal yağdan yapıldığı için, o da bu lezzetli mumları çalmak için en son gün gelir. Çocukların en sevdiği troldür çünkü onun gelişi bayramın başladığı andır.
Grýla’nın bu yaramaz oğulları, her ne kadar isimleriyle biraz "sevimli" gibi dursalar da aslında İzlanda’nın sert kışında çocuklara disiplini ve paylaşmayı hatırlatan o kadim kültürün yaşayan birer parçası. Bir dahaki sefere pencere kenarında bir ayakkabı ya da tencerede bir kaşık görürseniz aklınıza gelsin; belki de Noel Beyleri’nden biri çoktan şehre inmiştir!


