- A +

Bir İstanbul, bir İzmir, bir İçel, bir Urfa, bir Sivas, üç Diyarbakır, on iki Mardin plakalı araba, toplam yirmi araba. Arabaların markaları ve plakaları belli.

İddiaya göre, Amerikan istihbaratı bu yirmi arabanın 20 Mart pazar günü yeni bir saldırı hazırlığında olduğunu söylüyor. Amerikan firmalarında çalışanları önümüzdeki pazar günü AVM’ler, metro istasyonları, meydanlar gibi toplu bulunulacak yerlerden uzak durulması için uyarıyor.

1-İşte, terörün en etkili olduğu alan. Hayatın normal akışını değiştiriyor, herkesi huzursuz kılıyor, tedirginlik toplumun her kesimine dalga dalga yayılıyor.

2-Kaldı ki, gerçek olma ihtimali pekala mümkün.

3-Böyle bir uyarıyı emniyetin ciddiye almış olabileceği düşününülüyor. Emniyet bu muhtemel eyleme karşı herhalde boş durmuyor. 

Her terör eyleminden sonra benzer iddialar ortaya atılıyor. “Önceden istihbarat uyarısı vardı” biçiminde, şimdi 20 Mart için bu uyarı ortalığa dökülüyor. Araba plakaları ve markalarına kadar, bir terör eylemi iddiası topluma galiba ilk kez bu ölçüde somut olarak yansıyor.

Bir şey çıkar, çıkmaz, bilinmez ama, uyarı ortada.

 

Podolski

 

Ankara’daki son saldırıyı dünya basını ilk andan itibaren şok eden görüntü ve sonuçlarıyla veriyor.

Sonrasında Galatasaray futbolcusu Umut Bulut’un babasının da terörde hayatını kaybetmesi üzerine, dünya basını buraya odaklanıyor, insan öyküsü olarak.

Umut Bulut’a Avrupa takımlarında oynayan pek çok yabancı futbolcudan taziye mesajları geliyor. Bilemem ama, muhtemelen Umut’un birebir tanımadığı futbolcular da, üzüntülerini aktarıyor, “Umut, baban için dua ediyorum”.

Öne çıkan bir başka olay, Podolski’nin Alman Das Bild gazetesine verdiği röportaj:

“Felaket bir dünya. Burada olanlardan sonra nasıl devam edeceğimi iyi düşünmem gerek”.

Galatasaray’dan ayrılmak istediğini söylemeye getiriyor.

Bu sözler Avrupa basınında çok yankılanıyor. Şunu söylemeye getiriyor Avrupa basını, “Türkiye yaşanacak, gidilecek bir ülke değil”.

Her gün felaket üstüne felaket yaşayan, her gün onlarca insanın ölümünü, taş üstünde taş kalmayan kentleriyle Irak’ı, Suriye’yi andıran bir ülke. Biz Irak ve Suriye’yi nasıl görüyorsak, Avrupa bizi artık öyle görüyor.

Bin türlü sorunuyla başa çıkamayan, sıradan bir Orta Doğu ülkesi.

 Hukukun üstünlüğü yok edilmiş, temel hak ve özgürlükleri askıya alınmış, ne zaman, nerede hangi faciayla karşılaşacağı belli olmayan ama terör, ama maden patlaması, ama  çevrecilerin üzerine TOMA ve biber gazlarıyla gidilen, sokaklarında magandaların cirit attığı, güvenlikten yoksun bir ülke.

Hani, o casusluk filmlerindeki insanın tüylerini diken diken eden, kentlerinde her köşebaşında bir tehlikenin belirdiği, Orta Doğu’nun esrarengiz ve bitkin ülkeleri gibi. Kaybolan hayatlar ülkesi.

Her anlamda küme düşmüş bir ülke.

 

Alternatif

 

Umutsuzluğu daha da tetikleyen halktaki bıkkınlık. Bireysel tepkilerle sınırlı, bir vurdum duymazlık. O bireysel tepki de, kimin başına bir facia geliyorsa, ondan ileri gelen bir çıkış. Çoğunluk genellikle seyirci. “Ahlar ve vahlar” arasında.

Yoksa, toplumda yaprak kımıldamıyor. Bunca felakete rağmen. 

Sanki morfin yutmuş ya da bayıltılmış bir toplum. “Başa gelen çekilir” sabrında, kaderine razı.

Bir umutsuzluk da, siyasi partilere duyulan güvensizlik.

AKP ile ne zaman, nasıl anlaşacağına ilişkin sürekli yorumlar yapılan, artık kendi seçmeninin bile güvenini yitiren MHP, bir türlü iktidar alternatifi olamayan CHP, Haziran seçimlerine giderken yıldızı parlayan, ne yazık ki, sonradan kendini Kandil’den soyutlayamayan HDP.

 İnsanlar siyasi bir alternatif arıyor.

İşte, elin oğlu o alternatifi hep yaratıyor.

Almanya’da “Almanya İçin Alternatif Parti” (AfD) girdiği eyalet seçimlerinde yılların partileri CDU ve SPD’ye kök söktürüyor. Yüzde 12 ile yüzde 24 arasında oy alıyor. Örneğin, CDU’nun en güçlü olduğu Saksonya’da yüzde 24’ü buluyor. Başbakan Merkel’i ağır yenilgiye uğratıyor.

Oy almasının çok açık bir nedeni var: Merkel’in göçmen politikasına karşı çıkıyor. O karşı çıkış, oy toplamasına yetiyor. 

Bizim buralara uğramayan siyasi tepkiler. İktidarın bir konudaki tavrını beğenmediğinde, seçmen acele yeni bir karara yöneliyor, “Alternatif” yaratıyor. İktidarı mahkum ediyor. İktidar el değiştiriyor. Gerçi, şimdi eyalet seçimleri, merkezi hükümetin değişmesi söz konusu değil.

Yine de, seçmen bir çıkış yolu buluyor. Genel seçimlere yönelik kapı açıyor.

Haydi Türk Halkı kımılda biraz, siyasi tercihlerini gözden geçir, kaderini değiştirmek için. Küme düşmüş ülkeni yeniden ayağa kaldırmak için.

 

SPONSORLU

Okuyucu Yorumları