Ağzınız açık kalır: Bu milletvekilliği nasıl düşer

- A +

Çeşitli gerekçelerle HDP’de milletvekilliği düşenlerin sayısı dokuza yükseliyor. Son olarak HDP Muş milletvekili Ahmet Yıldırım’ın milletvekilliği düşürülüyor.

Ahmet Yıldırım Tayyip Erdoğan’a “padişah bozuntusu”  dediği için “Cumhurbaşkanına hakaretten” mahkum oluyor. Bir yıl iki ay ceza alıyor ve geçen hafta milletvekilliği düşürülüyor.

Ahmet Yıldırım Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Cumhurbaşkanına hakaretten milletvekilliği ilk düşen kişi olarak Meclis tarihine geçiyor.

Hem de, ne geçiş. Ayrıntısı hem akıllara zarar, hem hukuka.

***

Polonya’da bir belediye başkanına “soyguncu başkan”  diye hakaret ediliyor. Hakaret eden, yerel mahkemede “Belediye Başkanına hakaretten” mahkum oluyor ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuruyor. AİHM yerel mahkeme kararını bozuyor, “hakaret yoktur” diyor.

Avusturya’da Başbakan Kereiski ırkçı bir partiyle koalisyon kuracağını ilan edince, ona “adi fırsatçı” diye hakaret ediliyor. Hakaret eden, yerel mahkemede “Başbakana hakaretten” mahkum oluyor ve AİHM’e başvuruyor. AİHM yerel mahkeme kararını bozuyor, “haraket yoktur” diyor.

Fransa’da Cumhurbaşkanına “defol git” diye hakaret edici bir pankart açılıyor. Pankartı açan yerel mahkemede “Cumhurbaşkanına hakaretten” mahkum oluyor ve AİHM’e başvuruyor. AİHM yerel mahkeme kararını bozuyor, “hakaret yoktur” diyor.

***

Adapazarı’nda bir siyasal partinin binasına “Padişah bozuntusu, sana bu halk boyun eğmez” diye bir pankart asılıyor, 2012’de.

Tayyip Erdoğan’ın avukatları pankartı asan kişi hakkında “Başbakana hakaretten” dava açıyor. O kişi yerel mahkemede mahkum oluyor. Mahkumiyet üzerine o kişi kararın düzeltilmesi amacıyla Yargıtay’a başvuruyor.

Yargıtay kararı

Yargıtay 18. Ceza Dairesi esas no 215/5604 ve 2017/9633 sayılı kararıyla, yani daha geçen yıl, mahkumiyet kararını bozuyor.

18 Ceza Dairesi kararı bozarken Yargıtay Genel Kurulunun 14.10.2008 tarih ve 170-220 sayılı içtihadına dayanıyor.

2008 tarihli o içtihad ve 2017 tarihli Yargıtay 18. Ceza Dairesinin karar gerekçesinde yukarıdaki Polonya, Avusturya ile Fransa’ya ilişkin AİHM kararları örnek gösteriliyor. Mahkumiyet kararını bozarken AİHM kararlarından alıntı yapan Yargıtay şu gerekçeyi belirtiyor:

“Hakaretin suç olması için o davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekmektedir.

(...) AİHM’in de sözünü ettiği gibi, ifade özgürlüğü incitici, şoke edici, endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Ayrıca demokratik toplumlarda çoğulculuğun gereğidir.

Bununla birlikte AİHM’e göre, özel hayata saygı ifade özgürlüğü ile eşit derecede önemlidir”.

Siyasiler farklı

İfade özgürlüğü vurgusundan sonra gerekçenin şimdi şurası çok önemli ve günümüz açısından örnek oluşturacak ölçüde inanılmaz değerli:

“Ancak, siyasilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırların ötesinde özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerek uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu nedenle siyasiler onlara karşı getirilen eleştirilere daha geniş hoşgörü göstermek zorundadır.

(...) İddianamede konu olan sözler onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta olmayıp, eleştiri niteliğindedir.

Bu nedenle yerel mahkeme kararını BOZULMASINA...”.

Demek ki, hakaret değil

2017’de, daha geçen yıl verilen Yargıtay 18. Ceza Dairesi kararına göre ki, o karar 2012’deki Yargıtay Ceza Kurul içtihadına ve AİHM kararlarına dayanıyor.

“Padişah bozuntusu” demek hakaret suçu değil.

 Yargıtay 18. Ceza Dairesi Sakarya’da o pankartı asan kişinin yukarıdaki gerekçelerle “beraatına” karar veriyor, “padişah bozuntusu” demeyi, hakaret saymıyor.

Değil ama suçlu bulunuyor

Yargıtay’ın bu kararı ortada iken ve bu karar bir yandan AİHM, diğer yandan bizde Yargıtay Ceza Kurulu içtihadlarına dayanırken...

Tam tamına aynı ifadeyle, “padişah bozuntusu” sözü nedeniyle HDP milletvekili Ahmet Yıldırım Muş’taki bir yerel mahkemede “Cumhurbaşkanına hakaretten” suçlu bulunuyor ve milletvekilliği düşürülüyor.

Bu nasıl olabiliyor?

Bu nasıl bir yargı?

Çok vahim, vahametin ötesinde.

Kişiye, zamana ve mekana göre verilen kararlar dizisi. Birbiriyle taban tabana zıt kararlar dizisi. “Çok hukuklu” bir sistem.

Aynı zamanda, bir yerel mahkemenin üst mahkeme içtihatlarına hiç bir biçimde aldırmadığının örneği.

Tam bir hukuk karmaşası.

Ortada bu içtihatlar varken:

1-Ahmet Yıldırım’a verilen mahkumiyet kararının bozulması gerekiyor.

2-Milletvekilliğinin düşürülmesi hukuka aykırı hale geliyor.

Bu durumda başta Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi olmak üzere, baroların bu olayın üzerine gitmesi gerekiyor.

Okuyucu Yorumları