En mahrem, en kırılgan yerlerimizden yakalanıyoruz

- A +

‘İstem Dışı Körlük’te, iktidar(lar)ın, hür seçme hakkına dair farkındalığı manipüle etmeye yönelik stratejileri yatıyor.'

Sonunda olan oldu, artık hepimiz körüz. Üstelik bu körlüğü uzun süredir yaşadığımızın yeni farkına varmak gibi vahim bir gecikmişlik içindeyiz. Oğuz Atay’ın roman kahramanlarından biri “bat dünya bat, gözün kör olsun da piyango bileti sat” diye beddua ettiğinde, biraz daha zaman var diye düşünmekle nasıl da safça davranmışız. Sadece bu olsa iyi, ardından Portekizli yazar Jose Saramago’nun Körlük’le uyarıda bulunmasına ne demeli (?) Saramago, Körlük’ü 1995 yılında tüm dünyaya bir işaret gibi yolladığında, gardımızı almak hiç aklımızdan geçmemiş belli ki.

Şimdi hepimiz körüz. Bunun adının “istem dışı körlük” olması ise hiçbir şeyi değiştirmiyor. Halepçe, 17 Aralık Operasyonu, Roboski, Sivas, Hrant Dink ve devamında gelenlerle birlikte, en sonunda devlette yuvalanmış hırsız çeteleriyle bir kez daha körlüğümüzü kanıtlamış olduk. Hadi olan bitenden haberdardık diyelim, bu bilgilerin medya ve iktidar tarafından ‘sadece bilmekle yetinin, iradeniz, harekete geçme dürtünüz yok’ şartlamasıyla verildiğini, körlüğün tam da bu olduğunu söylemeye gerek var mı (!?) Bir hayırseverin zenginlerden yürüttüğü parayla gözlerimizi açtıracağını düşünüyorsanız vazgeçin. Zira “istem dışı körlüğün” tedavisi yok. Üstelik bütün felaketlerin haberini veren medya kaynaklarının sayısı fazlalaştıkça, çelişkilerimizin içinden çıkamıyoruz. Peki bu nasıl oluyor? İstem dışı körlük, özellikle algılarımızda seçici dikkatin rolünü nasıl belirginleştiriyor?

 

Salazar’ın bednam 3F kuralı

Portekizli diktatör Salazar’ın, bednam 3F kuralı (fado, futbol, fiesta) veya Amerikan Başkanı Truman’ın “eski politik bir hileyi uyguladıkları Cumhuriyetçiler’e yönelik meşhur eleştirisi –‘onları ikna edemezsen, (kafalarını) karıştır’- politik başarı için odağı değiştirme kabiliyetinin ne kadar önemli olduğu” saptaması yeterlidir sanırım. İşin özünde, “hükümetler, reklamcılık sektörleri ve onların medya endüstrileri, bizi en mahrem ve kırılgan yerlerimizden yakalıyorlar; onların görünür ancak aldatıcı olan özelliklerini ve aktivitelerini fark etmemizi önlemek için, bizim için en önemli olan şeyleri gözümüzün önüne yerleştirerek başarılı bir şekilde odağımızı” değiştiriyorlar. Bizi yönetenler, iktidarın araçlarını kullanarak, bilgiyi görünmez hale getiren, hedef saptıran stratejilerle körlüğümüzün devamını işte böyle sağlıyorlar.

GaleriZilberman’da devam eden, “İstem Dışı Körlük” başlıklı (10 Aralık- 22 Şubat) sergi de iktidarların söz konusu hedef saptırıcı stratejilerine odaklanıyor. Işın Önol’un küratörlüğünü yaptığı sergi, Sophıe Dvorak, Şakir Gökçebağ, Berat Işık, Claudıa Larcher, Bernd Oppl, Lıddy Scheffknecht ve Aylin Tekiner’in çalışmalarından oluşuyor. “Politikanın, eğitim sistemlerinin ve reklam sektörlerinin algıdaki bu bozukluğu nasıl ‘hür seçme hakkı’na dair farkındalığı manipüle etmeye yönelik stratejiler olarak araçsallaştırdıklarına” odaklanan sergi, iktidar(lar)ın karşısında yer alan büyük çoğunluk açısından önemli bir alanı sorgulama olanağı sunuyor.

 

Dem/Eza/ Yad…

Medyanın, politikanın, eğitim sistemlerinin, algıdaki bozuklukla nasıl oynadıklarının diğer bir anlatımı olan sergi, içinde yaşadığımız gerçekliğe gönderme yapması açısından önemli. Söz konusu sergide ise, çeşitli konumlardan görünürlük kavramı ile oynayabilen ve “bir ortam kuran sanatçılar, karşılaştırılabilir stratejiler” kullanıyorlar.

Sophıe Dvorak, Tutukla’da, çeşitli uluslararası gazetelerden derlenmiş politik anlaşmalara karşı düzenlenen protestolar sonucu göstericilerin tutuklanmasını çizimlerden oluşan triptikte (hareketli grup resimleri) dile getirirken, anlık bir duruma odaklanıyor. Böylelikle, adaletsizliğin her yere yayılan bu hali normalleşiyor. Sadece bu kadar değil tabii, bir anlık ilgiyle de gözden yitiyor.

Sergi mekanının başka bir köşesinde ise izleyici, kendisinin başkasına karşı olan umarsızlığı ile yüzleşiyor. Zira Berat Işık, Karanlıkta Dans adlı viedosunda, mevcut sistemlerin medya araçlarıyla “insanları evcilleştirme” endişelerini izleyiciye de aktarıyor. Aynı sanatçı, Kıyamet Lütfen adlı başka bir videosunda da “içinde yaşadıkları şartlar altında hayatta ve aklı başında kalmanın bir yolu olarak görme duyusundan vazgeçen” büyük bir Güneydoğu Anadolulu aileyi bizimle tanıştırıyor.

Dem/Eza/Yad üçlemesinde de Aylin Tekiner, yakın tarihte olan bitenlere yöneltiyor bakışlarını. Bu bakışlarda, yaşananların gerçek anlamda niye görülmediğinin sorgulaması var. Bu yakın zaman aralığından ise Halepçe, Roboski ve Sivas görünüyor. Tekiner, televizyon monitörlerini birer dijital kitaba çevirerek, söz konusu gerçekleri başka bakış açılarıyla yeniden kurguluyor. Tam da burada, yapı bozuma uğratılarak yapılan kurgulamayla, manipüle edilmiş gerçeklik çakışıyor.

 

Çeteleşme, açlık sıradan hale gelince

Saramago’nun Körlük’te anlattıklarının ise, “İstem Dışı Körlük” de gösterilenlerin daha ileri, dahi bütünsel bir hali olduğunu söyleyebiliriz. İktidarın medya, eğitim sistemi, politika (üst yapı) araçlarıyla yarattığı körlük değildir sadece altını çizdiği Saramago’nun. Aslında, bu körlüğü biraz da bizim yarattığımızı söylemek istiyor. Ancak, bunun ortadan kalkması için özgürlük istemi gibi daha birçok temel gerekliliklerin hayata geçirilmesi gerekiyor.

Körlük’te, kör olan insanlar eski bir akıl hastanesine kapatılıyor. İktidar, özgürlük isteminde bulunanları en ağır ölüm cezasına çarpıtacağına dair kesin buyruklar veriyor. Ama giderek körlük, ülkenin bütününü kapsamaya başlayınca da büyük bir kaos baş göstererek iktidarı kemiriyor.

Kurgusal olarak çeteler, ölümler ve açlık sıradanlaşıyor. Ama bu size neyi hatırlatıyor? Tam da burada insanlar, şaşırmadıkları gibi onurlarını da yitirmeye başlıyorlar. Baş döndürücü bir hızla ilerleyen iletişim araçları, insanların tepkilerinde uyuşmaya neden olurken, gerçek de, çelişkiler karmaşasına dönerek özünü yitiriyor.

Özetlersek, kabullendiğimiz, sorgulamadığımız ölçüde körlük de bütün şiddetiyle herkese sirayet ediyor. Tekrar görmemiz ise yapacağımız tercihlere bağlı. Zira Saramago’nun da yapıtında altını kalınca çizdiği gibi, insanın yapacaklarının sınırı yok. 

Okuyucu Yorumları