“Gazeteciler Bayramı” mı?... Bla, bla, bla...

- A +

10 Ocak 1961... 10 Ocak 2018...

10 Ocak 1961’de kabul edilen yasa ile:

-Gazetecilerin sendikal hakları var,

-Toplu sözleşme hakları var,

-İş güvenceleri var,

-Hepsinden önemli, özgürlükleri var.

Neden 10 Ocak 1961?

O tarihte gazetecilerin çalışma koşullarını iyileştiren, gazetecilere toplu sözleşme ve iş güvencesi gibi, ileri hakları getiren 212 sayılı kabul ediliyor.

O yasayı çıkartan kim?

27 Mayıs darbesini gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi.

Garip ama gerçek, bir askeri darbe gazetecilere o tarihte ileri ülkelerde var olan hakları getiriyor.

Ve o günden itibaren 10 Ocak her yıl “Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanıyor.

Protestoya karşı “basın”

212 sayılı yasa çıktığında, dönemin gazete patronlarından dokuzu yasayı protesto amacıyla gazetelerinin yayınını durduruyor.

Bunun üzerine gazeteciler ne yapıyor?

“Basın” adıyla bağımsız bir gazete çıkartıyor. “Basın” yüz bin tiraja ulaşınca, patronlar yayını durdurmaktan vazgeçiyor ve gazeteler yeniden yayın hayatına devam ediyor.

Dolayısıyla, 10 Ocak, yani bugün gazeteciler için çok önemli bir gün, yani “bayram”.

Hangi “bayram”

Bugün 10 Ocak 2018. 10 Ocak 1961’den bu yana 57 yıl geçiyor. Ya bugün?

-Gazetecilerin toplu sözleşme hakkı yok,

-Gazetecilerin iş güvencesi yok,

-Gazetecilerin sendikal hakları yok,

-Hepsinden önemlisi özgürlükleri yok.

Gazetecinin iş güvencesi patronun iki dudağı arasında, korkusundan sırtını AKP’ye dayamış, korkusundan olmasa, iktidara verdiği destekle yine AKP’ye yaslanmış bir medya.

O kadar güvencesi yok ki, Türkiye bugün dünyada  bir rekora imza atıyor, on bine yakın gazeteci işsiz.

AKP’yi eleştiren, AKP’lilere ters sorular soran gazeteciyi ya patron aldığı ders sonucu kendiliğinden ya da AKP’den aldığı emirle kapı dışına bırakıyor.

Hele bir gazeteci ters bir cümle söylesin ya da yazsın, hele olmayacak bir soru sorsun, tek bir cümlesi bile, kendini kapının dışında bulmasına yetiyor.

Bu facia durum ister istemez otosansür zorunluğunu getiriyor. Hala dürüst kalabilmiş, sayıları çok az bir gazeteci gurubu ekmeğinden olmamak için kendi kendini sansür etmek zorunda kalıyor.

Bugün 10 Ocak, “Gazeteciler Bayramı”. Hangi bayram? Ne bayramı?

En çok ezilenler arasında

Bir maden işçisi, bir inşaat işçisi kadar, bugün toplumda en çok ezilenler arasında gazeteciler de var artık.

Toplumu aydınlatmakla görevli, topluma her alanda haber ve yorum ulaştırmakla görevli gazeteciler.

Hangi bayram? Ne bayramı?

Öyle bir ezilme ki:

Bugün 58’i tutuklu olmak üzere, 187 gazeteci hapis yatıyor.

Dünyada en çok gazeteciyi hapse atan beş ülkeden biri de Türkiye.

Şu yanıta bakın

2017 Eylül ayında CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle tek cümlelik, kısa bir soru yöneltiyor:

“2017 Eylül itibariyle, Türkiye dünyada basın özgürlüğü sıralamasında kaçıncıdır?”

Çok net bir soru.

Binalı Yıldırım yerine bu soruya geçenlerde Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu yanıt veriyor, aynen şöyle, virgülüne dokunmadan:

“Basın özgürlüğü endeksleri, Batı merkezli kuruluşlar tarafından hazırlanmakta ve basın özgürlüğü kavramım Batı merkezli ele almakta olup, ülkelerin içinde bulundukları özgün koşulları göz ardı etmektedir.

Söz konusu endeksler gerek ideolojik gerekse metodolojik sorunlara sahiptir. Örneğin, Freedom House endeksinde ilk 20 sıra içinde yer alan Palau, St. Lucia ve Marshall Adaları gibi ülkelerin gerek medya sektörlerinin büyüklükleri, gerekse bu ülkelere ilişkin sağlıklı verilerin nasıl temin edildiği ve Türkiye gibi devasa bir medya sektörüne ve çeşitliliğe sahip ülkeyle nasıl kıyaslandığı da ayrı bir soru işaretidir.

Bunun yanı sıra endeksler hazırlanırken, ülke puanlamaları ve değerlendirmelerinin sonuçlarını açığa çıkaran sorular, ilgili ülkede çalışan gazetecilerden ziyade bu kuruluşlara bağlı basın özgürlüğü alanında faaliyet gösteren çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcileri tarafından cevaplanmaktadır.

Son olarak değinilmesi gereken önemli bir husus, bu kuruluşların finansmanıdır. Söz konusu kuruluşlar, herhangi bir devletten finansal katkı almadığını beyan etmekte, çeşitli vakıflar ve bağışçıların destekleriyle finansmanlarını sağladıklarını iddia etmektedir. Ciddi büyüklükte bütçeleri yöneten bu kuruluşların endeksleri hazırlarken manipülasyona açık olup olmadıkları önemli bir sorundur”.

Bir araba laf.

Anladık da kardeşim, Türkiye basın özgürlüğünde dünyada kaçıncı sırada?

Yok, onun yanıtı yok. Yanıt yerine, masal var. Masal, çünkü sıra her yıl geriliyor.

Bin dereden su getirerek, AKP Türkiye’de basın özgürlüğünün dünya sıralamasında kaçıncı olduğunu söyleyemiyor.

Söylese, tarihe “itiraf” olarak geçecek. 

Okuyucu Yorumları