Millet, 7 Haziran'da da “Tamam” demişti, ne oldu?

- A +

Siyasette; dün söylediğini bugün inkâr edenleri, en küçük bir açıklama yapmadan, utangaç bir özeleştiriye bile gerek görmeden dünkü vaatlerinin, hatta icraatlarının 180 derece tersini söyleyip eyleyenleri, iktidara gelene kadar özgürlükçü, demokrat görünüp iktidarını sağlamlaştırınca astığı astık despot kesilenleri çok gördük. Gördük de bu kadarını hiç görmemiştik: AKP Reisi bu konuda benzerlerinin açık ara önünde.

6 Mayıs’ta partisinin İstanbul İl Kongresi’nde özgürlük, adalet, yargı bağımsızlığı, laiklik, barış falan dedi de bir daha demedi. O sözleri dinlerken, ekranlarda Reis’in mahcemalini görmesek, bu muhalefet lideri de nereden zuhur etmiş böyle, keşke iktidara gelse de şu karanlık günlerde ülkeye barış, özgürlük, hak, adalet, demokrasi getirse diye umutlanmak bile mümkündü.

Reis’in konuşmalarını kimler hazırlıyor bilemem. Sanırım bir alay danışmandan zat-ı şahanelerinin teveccühüne ve güvenine mazhar olanlar, yandaş kamuoyu yoklama şirketlerinin Saray’a özel verilerine bakarak oy almak için günün koşullarında neler söylemek gerektiğini, hangi toplum kesimlerinin hangi söylemlerden etkilenebileceğini, çekirdek seçmen dışında kalanlara hangi oltanın sallanıp çengelin ucuna hangi yemlerin takılacağını belirleyip Reis’e sunuyorlar. O da pervasız bir umursamazlıkla, “yahu şimdi şunu söylersem, şunu vaad edersem, sen bunca yıldır iktidardasın, bütün söylediklerinin tersini yaptın; özgürlük, adalet, hukuk, barış, demokrasi diyorsun, bunların tümünü sen, senin iktidarın yok etti” derler kaygısı taşımadan konuşuyor da konuşuyor.

Ben bu zokayı bir kez yuttum, yemezler!

Ben Erdoğan’a ve partisine hiçbir zaman oy vermedim; ne yaşam biçimim, ne dünya görüşüm, ne Marksist soldan gelen ideolojik-kültürel mayam, ne de şahsın lümpen tarzı, üslubu uyar bana. Hani, aynı kazana koysalar birlikte kaynamam, denir ya, işte öylesi. Ama 2002’de AKP iktidara geldikten sonra attığı kimi reformcu adımları destekledim: Askerî vesayetle mücadele, OHAL’in kaldırılması, demokratik açılımlar, AB’ye uyum yasaları, Türk milliyetçiliği ve devletinin çıkmaz sokakları olan: Kıbrıs, Ermeni, Kürt sorunlarının çözümüne yönelik gelgitli arayışlar, Erdoğan’ın “milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” sözü, 12 Eylül Anayasası’nın demokratik, özgürlükçü, çoğulcu yönde değiştirileceği vaadi, Kürt açılımı…

O dönemde AKP devletçi, elitist, vesayetçi rejimin; eğitilmesi, medenîleştirilmesi, asimile edilmesi gereken cahil kitleler, ikinci sınıf vatandaşlar saydığı Müslüman- muhafazakâr halkın siyaset sahnesine çıkışının ve iktidar umutlarının temsilcisiydi (şimdi bile gücünü o günlerin hatırasından ve o kitlelerden alıyor). Rejimin asker-sivil muhafızları bu gelişmeleri engellemeye yeminliydiler. AKP’yi gerekirse darbeyle bertaraf etme planları ve girişimleri 2003’ten, belki daha önceden gündemdeydi. İktidara sandıkla gelenlerin darbeyle değil sandıkla gitmelerinden yanaydım. 12 Eylül referandumunda, önümüze getirilen (sonradan ne kadar demokratik maddesi varsa hepsi birer birer geri alınan) anayasa değişiklikleri sivilleşmeye ve çoğulculuğa kapı açtığından ve 12 Eylül Anayasası’nı deldiğinden, referandumda evet oyu verdim: etik olarak kendimle tutarlı ve doğru, siyasal öngörü olarak yanlış yaptığımı düşünüyorum. Erdoğan’ın ve partisinin (ki o zamanki kurucu babaların hemen hiçbiri bugün AKP saflarında değil) bir Siyasal İslam projesi olduğunu ve oraya doğru evrileceğini göremedim.

Erdoğan’ın 6 Mayıs konuşmasını dinlerken, bütün bunları düşündüm işte ve “Ben bu zokayı bir kez yuttum, artık yemezler!” dedim kendi kendime.

Millet tamam derse kenara çekilirmiş!

“Bunlar seçimle gitmezler, gitmemek için her şeyi yapacaklar” kuşku ve söylentilerinin ayyuka çıktığı şu günlerde Erdoğan’ın yine burnu uzadı:

“Millet tamam derse, kenara çekiliriz” dedi.

Buna da karnımız tok Sayın AKP Reisi. Unuttunuz galiba, 7 Haziran 2015 seçimlerinde millet tamam demişti. Parlamento çoğunluğunu yitirmiştiniz. Peki sonra ne oldu? Şimdi de yapmayı planladığınız gibi, erken seçim kararı aldırdınız, çözüm masasını devirdiniz, ardından, millet daha ne olduğunu anlayamadan o güne kadar yaşanmadık bir şiddet ve terör dalgası geldi. Yüzlerce insanımızın canına mal olan bu provokatif eylemleri kimler, nasıl örgütledi, ardında hangi güçler vardı? Henüz erken ama tarih yazacak. İktidarınızın önünde en büyük engel olarak gördüğünüz, 7 Haziran’da Meclis’e 80 milletvekiliyle üçüncü parti olarak “Seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla giren HDP ilk hedefinizdi. PKK’nin, IŞİD’in, çeşitli mihrakların doğrudan dolaylı yardımlarıyla Kürt demokratik siyasetini kitlelerin ve sağlı sollu ulusalcı kesimlerinin nezdinde şeytanlaştırmayı başardınız. Yarattığınız korku ortamında, bir kısım seçmen denize düşen yılana sarılır misali terör korkusuna karşı size sarıldı, propagandanıza kandı. Yüzlerce insanımızın ölümüyle, Kürt düşmanlığıyla, korku tacirliğiyle 1 Kasım’da çoğunluğu aldınız. 7 Haziran öncesinde televizyon kanallarında en sempatik haliyle, gençliğiyle, güleryüzüyle, aklı ve namuslu demokratlığıyla, sazıyla sözüyle konuk edilen HDP Eşbaşkanı Demirtaş birden aynı kanallarda terörist ilan edildi/ettirildi. Oysa o hiç değişmemişti, hâlâ da değişmedi.

Demek istediğim; siz millet istese de gitmemenin provasını 7 Haziran seçimlerinde yaptınız. Aradan geçen üç yılda o kadar çok suç günah birikti ki muhasebe defterinizde, artık “tamam” dedik diye kenara çekilmeniz daha da zorlaştı. Gitmemek için her şeyi yapacaksınız, ama biz de sizi indirmek için gerekli bütün önlemleri alacağız, bütün gücümüzü seferber edeceğiz.

Hani kurmaylarınız, yandaşlarınız, çanak yalayıcılarınız “Erdoğan’ı yıkmak için seferber oldular” diye bağrışıp sanki muhalefet suçmuş gibi ona buna saldırıyorlar ya…İktidarı sandıkta kitle gücüyle, sokakta meydanlarda demokratik hakkımız olan eylemlerle değiştirmek muhalefetin hakkı, dahası ödevidir. Hakkımızı kullanacak, ödevimizi yerine getireceğiz.

Okuyucu Yorumları